Eğitime Vurulan Darbeler

Üç yere siyaset girerse iflah olmaz. Şayet girerse bunlar insanların belleğinde olumsuzluklar yarattığı gibi toplumun düzenini de bozar. Yıllar sonra bunun acı meyvelerini tatmaya başlarız. Bunlar: Camiler, Okullar ve Askeri kışlalardır. Ne yazık ki bu üç yere on yıl içerisinde siyaset girdi ve oraları süratle aşındırmaya başladı.

Eğitim ve öğretimin yapıldığı yerler okullardır. Buralarda yapılan eğitim ve öğretim gerçek meyvesini kısa sürede değil 20-30 yıl sonra verir. Bunun olumsuz örneklerini yaşadık ve hâlen de yaşamaya devam ediyoruz.

1972 yılında ilk öğretmenliğime başladığımda ortaokullarda Fizik, Kimya, Tabiat Bilgisi dersleri ile Coğrafya, Tarih ve Yurttaşlık Bilgisi dersleri okutulurdu. Öğrencilerimiz bu dersleri gerçek anlamda detaylıca öğrenirlerdi. 1974 yılında Milli Eğitim Bakanı olan Mustafa Üstündağ döneminde bu dersler birleştirildi. Fizik, Kimya ve Tabiat Bilgisi derslerini Fen Bilgisi, Tarih, Coğrafya ve Yurttaşlık Bilgisi derslerini de Sosyal Bilgiler Dersi olarak birleştirildi. Ayrıca ders saati sayıları azaltıldı. Sonra liselerde okutulan Astronomi ve Jeoloji dersleri de kaldırıldı. Eğitime ilk darbe bu zamanda vuruldu.

Eskiden Ortaokul, Lise ve İlköğretmen okuluna atanacak öğretmenler üç yıllık Eğitim Enstitüleri ile dört yıllık Yüksek Öğretmen okullarından mezun olurlardı. Bu okullara girecek öğrencilerin fiziki yapısına bakarlar; kekemelik, şaşılık ve herhangi bir fiziki özrü varsa sınava giremezler ve önce test sınavına, sonra da mülakat sınavına tabi olurlardı. Eğitim ve Öğretim o yıllarda en üst seviyede idi.1978-1980 arasında Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan 2 ve 3 yıllık Eğitim Enstitülerine Bülent Ecevit’in Başbakanı olduğu hükümet döneminde alınan Lise mezunu öğrenciler yaz tatillerinde 40 gün gibi kısa sürede eğiterek bir iki sınav sonucunda mezun olanları ortaokullara ve liselere öğretmen olarak (76000 kişi) atadılar. Bu olumsuz eğitim o günün espri konusu olmuştu. “Kabak iki ayda yetişiyor, öğretmen nasıl oluyor da 45 günde yetişir.” diye dalga da geçilirdi. O zamanlar bu öğretmen yetiştiren iki ve üç yıllık Eğitim Enstitülerinde görev yapan öğretmen kadrosu ona göre dizayn edilmiş ve buralara alınacak öğrenciler, Töb-Der [Sol görüşlü öğretmenler Derneği] ve o zamanki siyasi partinin İl ve İlçe örgütleri tarafından seçiliyordu. Bu uygulamalar daha sonra Ecevit hükümeti yıkıldıktan sonra yeni kurulan MC (Milliyetçi Cephe) hükümeti tarafından da yapıldı. Bu dönemde buralara atanan öğretmenler eğitimden ziyade kendi ideolojilerini derslerde vermeğe başladılar. Ve böylece eğitimde bir kargaşa dönemi başladı. Bu dönemde öğretmenler ve polisler iki gruba ayrıldılar. Öğretmenler, Töb-Der (solcu öğretmenler derneği), Ülkü-Bir (Ülkücü-Milliyetçi öğretmenler Derneği) gibi, Polisler de, Pol-Der ve Pol-Bir gibi derneklerle ifade edilir oldular.

12 Eylül 1980’den sonra Liselerde okutulan Fizik, Kimya ve Biyoloji dersleri Modern Fen Bilgisi 1 ve Modern Fen Bilgisi 2 diye değiştirildi. Bir kaç yıl okutulduktan sonra derslerdeki bu modernlik kaldırıldı ve eski hale geçildi. Geometri, Cebir gibi Matematik dersleri de Modern Matematik 1-2 olarak değiştirildi. Okullardaki Öğretmenler klasik eğitim sistemine göre yetiştirildiği için bir boşluğa düştüler.  Modern eğitime geçişte çok zorlandılar. Bunalıma girenler bile oldu. Hızlı eğitim kurslarından geçirilerek ders vermeye başladılar. Burada olumsuzluğu öğrenciler yaşadı. Bunun olumsuz sonuçları yirmi yıl sonra ortaya çıktı.

1991-1992 öğretim yılında Anavatan Hükümeti döneminde liselerde kredili Eğitim sistemi uygulanmaya başlandı. Bu sistem üniversitelerde uygulanıyordu. Liselere de uygulandı. Her dersin kredisi farklı olduğundan öğrenci hangi dersten kaç kredi alacağını araştırmadan ders seçimi yapıyordu. Kredi saatleri farklı olduğundan ara boşluklar oluyordu. Bu boşluklardaki zamanlarını öğrenciler kahve köşelerinde geçirirlerdi. O yıl kredisini tamamlamayanlar ertesi öğretim yılına kalır, bir yılını kaybetmiş olurdu. Ortaya çıkan bu boşlukla okullarda uyuşturucu kullanımı ve öğrenci çeteleri çoğalmaya, disiplin olayları ve çeteleşmeler başlamıştı. Bu sistem Üniversite sınavlarında başarıyı azaltınca dört yıl bile bitmeden vazgeçildi. Olan öğrencilere oldu. Bir nesil heba edildi.

Daha sonraki dönemde liselerde spor sınıfları ile sosyal bilimler sınıfları açıldı. Birkaç yıl uygulandı. Bunun da mahzurları ortaya çıkınca ondan da vazgeçildi. Velhasıl eğitim ve öğretim yazboz tahtasına döndü.

Türkiye’de bazı ara dönemler vardır. Bunlar darbeler, muhtıralar,28 Şubat süreçleri gibi… İşte bu dönemlerin birinde meslek liselerinin önünü kesmek için üniversite sınavlarında bu okul mezunu öğrencilerine verilen katsayılar düşürüldü. Bütün meslek lisesi öğrencileri nasibini aldı. Üniversitelere gidemez oldular. Liseler avantajlı duruma getirildi. Bundan İmam-Hatip Liseleri de etkilendi. Ama en çok da İmam-Hatip liselerinin reklâmları yapıldı. Meslek lisesi mezunu öğrencilerin üniversiteye gitme şansları bu nedenle azalıverdi. Daha sonra bundan da vazgeçildi.

İlkokul öğrencileri 5 yıl öğretim görürlerdi.28 Şubat süreciyle kaldırıldı.18 Ağustos 1997’de 55.Hükümet döneminde kesintisiz eğitim zorunlu kılınarak İlköğretim okulu adı altında 8 yıla çıkartıldı. Bu birleştirme sanayide çıraklık müessesini de olumsuz yönde etkileyerek sanayi dalları çırak bulamaz oldu. AKP hükümeti tarafından bu eğitim sistemi kaldırılarak yerine 4+4 sistemi getirildi. İlköğretimler tekrar ilkokul ve ortaokul diye 4+4 şeklinde ikiye ayrıldı.

Bir iktidar milletvekilinin dediği gibi “Bir gün gelecek herkes İmam-Hatip Lisesi mezunu olacak.” mantığı ile hareket edilerek çok sayıda İmam-Hatip Liseleri açıldı. Kimse İmam-Hatip Lisesi açılmasına karşı değildir. İstismarına karşıdır. Ortaokulu bitiren öğrencilerin lise tercih etme hakları azaltıldı. Öğrencilerin tercih etmedikleri okullara kayıtları yapıldı. İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde 100 Km,150 Km uzaklıktaki okullara kayıtları yapıldı. Gözleri yaşlı fakir öğrenciler buralara nasıl gidecekler bunlar hiç düşünüldü mü? Eğitimde fırsat eşitliği vardı. Bundan herkes eşit faydalanacaktı? O da yok edildi.

1990’lı yıllarda bütün Anadolu Liseleri İngilizce eğitim yaparlardı. Düz liselerin daha başarılı olduğu görülünce bundan vazgeçildi. Birinci sınıflar hazırlık sınıfı yapılarak Derslerin İngilizce olarak yapılmasından vazgeçildi. Türkiye’deki bütün Liseler Anadolu Lisesi yapıldı. Sadece başlarına Anadolu kelimesi eklendi. Hiçbir özellikleri de kalmadı. Her ilçeye Fen Lisesi açılarak onlar da niteliğini kaybetti. Anadolu Öğretmen Liseleri de başarılı eğitim ve öğretim veriyordu. Onları da değiştirip Sosyal Bilimler Lisesi yaptılar. İsim değiştirmekle bu işler olmuyor.

AKP hükümetinin 12 yıllık iktidarı döneminde beş Milli Eğitim Bakanı değişti. Her bakan kendine göre eğitimde değişiklikler yapmaya çalıştılar. Eğitimi içinden çıkılmaz hale getirdiler. Öğretmende kariyer, kalite, bilgi, beceri ve performans gibi özellikleri aranmaz oldu.12 Eylül öncesi gibi şimdide öğretmenleri sendikalar ile böldüler. Sendikaların görevi öğretmenin haklarını korumak ve kollamaktır. Öğretmenler enflasyondan doğan farklarını daha alamadılar. Hükümetin emrinde olan Eğitim-Bir Sen eğitimin dışında başka işlerle uğraşmakta, hükümetin her emrini aksatmadan harfiyen uygulamaktadır. Hükümet bu sendika ile muhatap olmakta diğer öğretmen sendikalarını görüşlerini hiç sormamaktadır.

Yer değiştirme furyası ilk önce İlköğretim müfettişleriyle başlamıştı. Son günlerde Torba Yasa ile önce Türkiye genelinde Okul Müdürleri ve şimdi de müdür başyardımcıları ve müdür yardımcılarının tümü görevlerinden alındı. Yakında öğretmenler de alınacakmış. Okul müdürlerinin atamaları yapıldı. Müdür yardımcıları da yakında tercih sistemine göre öğretmen olarak atanacaklar. Müdür yardımcılarının görevden alınış şekli hiçte hoş olmadığı gibi incitici ve aşağılayıcı olmuştur. Önce okul müdürlerinin, İl Milli Eğitim Müdürlüğünün okul  öğrenci temsilcilerinin ve okul aile birliği temsilcilerinin, okulda kıdemli ve en genç öğretmenin  vereceği görüşleri doğrultusunda atamalarının yapılacağı belirtildi. Okul Müdür yardımcılarının atamaları ise kendi okul müdürlerinin istekleri doğrultusunda yapılacağı; okul müdürü “ben bununla çalışırım” derse görevinde kalacakmış veya “çalışmam” derse başka yerlere öğretmen olarak atanacakmış. Sonradan anlaşıldı ki sarı sendika okul müdürlerine baskı yaparak istediklerini görevden almak için bu yöntemi uyguladığı ortaya çıktı. Görevden alışta herhangi bir kıstas yok. Ne diyorlar ‘başarısız’ ve o nedenle görevlerinden alındı. Peki, bunların yerlerine atanan müdür yardımcıları çok mu başarılı. Bunların yerlerine atananların %100’ü sarı sendikaya üye olanlardır. Ölçü başarılı olmak değil sarı sendikaya üye olmaktır. Tamamen siyasidir.

Görevden alınan müdürlerin ve müdür yardımcılarının tümüne yakını başarılı ve kendini ispatlamış eğitimcilerdir. Yüzlerce mağdur idarecilerden bir tanesini sizlere örnek vermek istiyorum. Tokat Anadolu Lisesi Müdür Başyardımcısı Hasan Akar, dört yıldır orada başarılı bir şekilde çalışmaktadır. Okulda 1985 yılından beri yapılamayan kimsenin cesaret dahi edemeyeceği fiziki yapılanmalar, sosyal etkinlikler ve Türkiye’de isim yapmış, kendi sahasında zirve yapmış şahsiyetleri okulda ağırlayarak konferanslar ve paneller yaptırarak rüştünü ispatlamış bir eğitimcidir. Eskişehir’de yapılan ve Türkiye’nin 81 ilinden seçilen birer eğitimcinin katıldığı Türk Dünyası Kültür Başkenti Buluşmasında Tokat’tan (oybirliği ile) seçilerek Tokat’ı temsil etmiştir.

Tokat’ta Tokat Kent Konseyinin Eğitim Kültür-Sanat Çalışma Grubunun çalışmalarını ekibiyle yıllardır yürütmüş ve İl ve İlçe Belediyelerle işbirliği yaparak, şiir şölenleri, konferanslar, paneller, tarihi sergiler ve daha birçok faaliyetlerle Tokat’ın bilinmeyen kültür değerlerini ortaya çıkarmıştır. Okulun içini ve dışını okul öğretmenlerinin, Milli Eğitim Müdürlüğü’nün katkıları, yaptığı sosyal faaliyetler ve hayırsever velilerin desteği sonuncunda elde ettiği gelirlerle güzelleştirip imajını değiştirdi. Onlarca ödüller ve başarı belgeleri aldı. Çok sayıda Ulusal Sempozyumda ilimizi ve okulunu başarıyla temsil etmiştir.

Okul Müdürüne Sarı sendika tarafından baskı yapılarak ve okul müdürünün görevde kalabilme pahasına teklif dahi edemediği bir anlayışla görevinden alınan Hasan Akar’ın okul öğretmenleri, okul aile birliği, okul öğrencileri ve kısaca çalışanları tarafından sevilmesi maalesef onun görevine devam etmesine yetmemiştir.

Ne olur her şeye siyasi gözlükle bakmayın. İnsan yetiştirmek uzun yıllar ister. Tokat’ımızın yetişmiş böyle çalışkan eğitimcilere ihtiyacı var. Fikri, görüşü ne olursa olsun çalışkan insanları değerlendirin. Gözetin, gözetleyin, küçük siyasi çıkarlar için iş yapmayın. Kaybeden öğrencilerimiz ve Tokat’ımız olacaktır.

Yukarıda anlattığım olaylar uzun zaman içinde eğitimde yapılan yanlış uygulamalar sonucu geldiğimiz noktayı göstermektedir. Üniversite sınavlarında yüz binlerce öğrencinin sıfır çektiklerini geçen eğitim ve öğretim yılında gördük. Eğitimde sonuçlar yıllar sonra ortaya çıkmaktadır. Bu yanlış yapılan atamaların da sonuçları yıllar sonra ortaya çıkacaktır. Bir yeri yaparken diğer tarafı yıkmak çözüm değildir. Geçmişten ders çıkarmak ve yapılan yanlışlardan dönmek de bir