Dil Yarası

Dil yarası ağır olur. Tüm yaralar acıtır incitir ama dil yarası daha fazla acıtır. 26 Eylül Türk Dil Kurumu Bayramıydı. Ulus olarak bu bayramın kutlanması gerekliyken, nedense ne basında ne de tv ve radyolarda yeterince yerini almadı. Sebebi nedir acaba? Türk dilini çok mu iyi kullanıyoruz? İhtiyaç mı duymuyoruz? Yoksa bu dil bize yeter, biraz da başka dilleri mi öğrenelim diyoruz? Dili bağımsız olmayan bir ülkenin yönetimi de bağımsız olmaz.

26 Eylül, Türk Dil Kurultayı’nın toplandığı gün. Bu günü dil bayramı olarak kutluyoruz. Bir ulusun var olması dil bağıyla mümkündür. Dil bağıyla bağlı olmayan uluslar her zaman kargaşa ve huzursuzluğa mahkumdurlar. Bilmediğin, anlamadığın şey senin düşmanındır. 12 Temmuz 1932'de Türk Dil Kurumu kuruldu. Kurumun Başkanı Samih Rıfat, genel yazmanı Ruşen Eşref Ün Aydın oldu. Yakub Kadri Kara Osmanoğlu ile Celal Sahir Erozyon da kurucu üyeleriydi. Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1923'de Atatürk'ün talimatıyla kuruldu. İlk genel kurulu 26 Eylül-05 Ekim 1923 günü Dolmabahçe Sarayı’nda yapıldı. Sekiz yüz on dört üye çağrıldı. Katılanların sayısı dokuz yüz on yediydi. Başkan Samih Rıfat kurultay açılış  konuşmasında “amacın Türkçeyi ulusal dil seviyesine çıkarmak, yazı dili ile halk dili arasındaki farkı gidermek...'' olduğunu anlattı. Kurultayın sonunda:

1-Sözlük bilim ve uygulama kolu,

2-Gramer bilim ve uygulama kolu,

3-Dil bilimi,bilim ve uygulama kurulu,

4-Terim bilimi uygulama kurulu

5-Ağız araştırma bilim ve uygulama kurulu,

6-Kaynak eserleri araştırma bilim ve araştırma kurulu.

Atatürk'ün kendisi de Türk dili üzerinde araştırmalarını yerli ve yabancı eserler arasından yaparak, araştırmacılara katkıda bulunmuştur. Türk dilinin en eski anıtları olan Göktürk (Runik) yazılı metinlerin ilk iki cildi Atatürk'ün sağlığında yayınlandı. Ölümünden sonra vasiyetname ile mal varlığını Türk Dili Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’na bağışlamıştır. Bu miras bugün Türkiye'nin en büyük bankalarından biri olan Türkiye İş  Bankası’nın % 28,9'unu oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin de, bağımsızlığımızın da temellerindendir dil ve tarih.

Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nda yola çıktığında ‘Tam Bağımsız Türkiye’ ülküsüyle yola çıkmıştı. Lozan Anlaşmasıyla siyasi bağımsızlığa kavuştuktan sonra, kültür, ekonomi ve diğer alanlarda da bağımsız ve hür girişimlere başlamıştır. Atatürk, Türkçe’nin ulusal nitelik kazanmasını, ulusal bağımsızlığın bir gereği olarak görüyordu. Çünkü dil bağımsızlığın temellerinden biriydi. Eğitim ve öğretimin ulusal dilde yapılmasının zorunlu olduğunu belirtiyordu. Atatürk, halkın kalkınacağı dilin yalın, anlaşılır olmasını ibadet hanelerde de istemekteydi. ''Camilerin kutsal minberleri halkın din ve ahlak yönünden beslenmesine en yüce, en verimli kaynaklardandır. Bundan ötürü camilerin ve mescitlerin minberlerinden halkı aydınlatacak ve uyaracak kıymetli hutbelerin içeriklerinin halka anlaşılmasını sağlamak, Şeriye Bakanlığı’nın önemli bir görevidir. Minberlerden halkın anlayacağı dille ruh ve beyne seslenmekle Müslüman kişinin bedeni canlanır, beyni arılaşır, imanı kuvvetlenir.'' diyerek ibadet yerlerinde Türkçe kullanımının gerekliliğini vurgulamıştır. Fazıl Hüsnü Dağlar’ın dediği gibi: “Türkçe'm benim ses bayrağım.” diyor.

Bilim yuvalarımızda, yaşadığımız hayatta, dili nasıl kullanıyoruz? Dil anlaşmanın barışın, sembolüdür. Ülkemizin değişik yörelerinden çatlak sesler gelse de, milli birliğimizin harcı olan dile gerekli önemi ve saygıyı vermeliyiz. Haydi herkes eşiyle dostuyla yolda, işte, çarşıda dil bayramını kutlasın. Bir gün değil her gün dil bayramı olsun. Kalkınmanın, gelişmenin yolu dilden geçer.

Vücudumuzun en güçlü kası olan dilimizi iyi kullanalım. Dil bayramımız kutlu olsun. Dil yarasını Allah kimseye vermesin.

 

Süleyman Erkan / 28-09-2014 / Şişli / İstanbul