Gerçekler Ve Doğrular Halktan Gizleniyor

Bunun örnekleri o kadar çok ki, hangi birisini sizlere yazsam. En yakındaki bir hadise: Kobani’de İŞİD’e karşı savaşırken yaralanan ve tedavi için Türkiye’ye getirilen PKK’nın Diyarbakır ve Hakkâri sorumluları sınır kapısındaki yüz tanıma sistemi sayesinde yakalanmış. Teröristlerin Suruç Devlet Hastanesinde çekilen resimleri yayınlandı. Demek ki burası teröristlerin tedavi merkezi…

               Şu bir iki sene içerisinde özellikle Almanya ve İngiltere başbakanları Türkiye’yi uyarıyor. “Teröristler Avrupa’dan Türkiye’ye geliyor oradan Suriye’ye geçiyorlar, buna bir çare alınması gerekir.”diye uyardılar. Bu teröristlerin Türkiye’de kimlerle irtibatlı oldukları ve nerelerde eğitildikleri, silahları nereden temin ettikleri basın tarafından defalarca yazıldı, çizildi.

               Eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı, Muammer Güler’in “İŞİD’e yardım yapıldığı açıklaması vardı ama bu beyanı kaldırıldı.”diye açıklamada bulunuyor.

              Eski Emniyet Müdürü Burhan Ergüder, “2000 tır silahın İŞİD’e gönderildiği iddiası var. Bu güne kadar yalanlanmadı. Selahattin Demirtaş dile getirdi.” Diyor.

              PKK ve KCK Güney Doğu İlerinde; mahalle ve bazı alanlarda çadırlar kurdular, buralarda militanlarına, Polis ve Emniyet güçlerine ‘arka, ön ve yanlardan ev ve işyerlerinin köşelerinden nasıl ateş edilir, savunma nasıl yapılır.’ konularında ‘ eğitim verdiler’  diye basında yazılar çıktı.

             Aysel Tuğluk ne diyor? “PKK gerçek amaç ve kudretine artık silahlı çatışma ile kavuşmuştur.”

             Suriye’de PYD kuvvetleri petrol bölgelerini ele geçirmeye başlayınca ve orada bir Kürt Bölgesi oluşturmaya başlayınca Şimdiki Cumhurbaşkanı RT.Erdoğan, “ istersek oraya müdahale hakkımızı kullanırız.”dedi. Ertesi gün Obama elinde beyzbol sopasını göstererek, resmen Türkiye’yi tehdit ederek, “oraya girerseniz çıkmanız zor olur. Oranın kendine has özellikleri var.”diye açıklama yapıyor. Kısaca tehdit ediyor.

             Bu ülkede PKK ve KCK yol kesip kimlik kontrolü yaptı. Bir ay bazı yollar(Diyarbakır-Bingöl karayolu gibi) kapalı kaldı. Hatta Cumhuriyet Savcısına bile kimlik sordular.

            2004 yılından bu yana Diyarbakır Lice ve başka yerlerde olduğu gibi Suruç’ta da sözde şehitlikler kurdular. Suriye tarafında üç ayrı yerde kanton bölgelerini de oluşturdular.

            Bu ülke de teröristlerin heykelleri dikilmedi mi? Bazı gazetelerin yazdığına göre PKK’ istekleri doğrultusunda kaymakam atamasının yapıldığı söylendi.

            Avrupa’da 30–40 yıl içerisinde Türkiye aleyhinde propaganda yapan ve Türkiye’ye gelmeleri yasak ne kadar terörist varsa bunların Türkiye’ye gelmeleri sağlandı. Bazıları devlet resmi töreni ile karşılandı. Şivan Perver ile aile fotoğrafları çekilip miting meydanlarında boy gösterilmedi mi?

            Almanya’da yaşanmış bir olayı Selcan Taşçı köşesinde şöyle anlatıyor:

            “Yurt dışında yaşayan bir yakınımla konuştum. Gün sayıyorum. Gelecek misin? Dedim. “Gelemiyorum” dedi.

            —Neden?

             “Neden”i memleket meselesi:

               Avrupa’da yaşayan iki Türk; biri “bizimki”,öteki de yakın dostlarından biri. Biri özel bir kurumda, öteki “Türkiye Cumhuriyeti”ni temsil makamlarından birinde görevli. Günlerden bir gün, ülkenin meşhur şehirlerinden birine “fuar gezmesi”ne gitmişler. Uluslararası fuarda, Türkiye stantlarında memleket havası alır, soydaşlarıyla sohbet, muhabbet ilerlerken ne görsünler;

              Türkiye’ye ayrılan alanın dibine “Kürdistan” standı iliştirmişler. Üç dilde (Türkçe yok, bu üç dil içinde) dev bir bildiri, yanında da yine “gözlü de görsün gözsüz de” ebadında bir harita.

              “Malum harita”da değil ha…

             “Kayseri’ye kadar Kürdistan” diyor “bizimki”;

             Güneydoğu, Doğu, İç Anadolu’nun bir kısmı buhar olmuş!

             Erzurumlu olan arkadaşı dayanamamış, standdakilere sormuş:

            —Bakıyorum sınırları her gün biraz daha büyütüyorsunuz, Erzurum’u nasıl dâhil ettiniz Kürdistan’a?

            Gelen cevap, hımmmm, nasıl desem, eeee,şey yani, hıh buldum:

           “Provokatif,”       

           Öyleydi, böyle derken hararet yükselmiş. Cart diye indirilmiş. Türk topraklarını “Kürdistan” yapan haritayı “bizimki”.

            Sonrası itiş-kakış; çarşı karışmış.

            Şahsen ben “ellerine sağlık “dedim.

            Bağımsız Türk yargısı(!) “darp” demiş!

           Evet evet Türk yargısı;

          “Kürdistancılar da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı çıkınca tutanaklar vs. buraya yollanmış; şimdi memleketine ayak bastığı anda “kapıda karşılayacak” bizimkini Türk Polisi!

          Sonra doğru savcıya;

          Eh bir de “açılım”,hani şu “Oslo”da kayda giren “PKK’nın talebi doğrultusunda atanan kamu görevlileri” kontenjanından bir savcıya da rastlarsa yandı…

          Şaka gibi!

          Hani “misliyle karşılık”, “milliyetçi söylem”, “hainler, vandallar” nutuklarından geçilmiyor ya şu ara.

         “Kürdistan” standı açanlara değil, o standı yıkanlara hesap soruyor “devletimiz” hala! Diyeceksiniz ki “kaba kuvvet”;

         Okul yakmak, Atatürk heykellerini yıkmak, ana kuzularına kıymak kaba kuvvet değil mi?

          Yukarıda sıraladığımız olaylar ve bu olayların meydana gelmesine göz yuman yetkililer, bu olayları halktan saklayarak gerçeklerin ve doğruların ortaya çıkmasını istemiyorlar.

           Halktan korkuyorlar. Bu saltanat ne zamana kadar devam edecek? Türkiye bölündükten sonraya kadar mı?

           Allah ıslah etsin!