90 YILDIR AYNI ZİHNİYET DEVAM EDİYOR.

                   Başbakan Davutoğlu’nun geçen hafta televizyonda yaptığı konuşmaları

benim kanımı dondurdu.  Başbakan birleştirici konuşmalar yapması gerekirken hep geçmişi kötülemek, insanlar arasında ayrımcılık yapmak ve kendisine yeni payeler çıkarmak istiyor. Hani bir söz vardır: “Okumak cahilliği giderir genetik varyasyon baki kalır.” Kendi hatalarını örtbas etmek için karşısındakini veya geçmişi karalamak bu günlerde moda oldu. Ne demişti Başbakan: “Dersimde halkı bombalayıp Kürt halkını katledenlerin zihniyeti ile 1990’lı yıllarda Mardin, Diyarbakır, Bingöl ve Tunceli’de faili meçhul cinayetler işleyen ve günahsız insanları katleden zihniyet arasında fark yoktur.”

                 1919’da “Sevr çözüm” diyenler ile bu gün 40 bin kişinin katilini muhatap alıp onun talimatları doğrultusunda çözüm üretmeye çalışan zihniyet arasında ne fark vardır. Kurtuluş Savaşı öncesi aydın denilen kesim Yunan işgalinden Türkiye’yi Amerikan ve İngilizlerin kurtaracağını ve bu nedenle onların mandasına girmenin daha uygun olacağını savunuyorlardı. İstanbul basını hep bunu işliyordu. Anadolu basını da bunun karşısında tersini savunuyordu. Halkın,  ABD ve İngiliz mandasına girmesini sağlamak için bugünkü gibi Akiller grubu denen Heyet-i Nasiha grupları oluşturulmuştu. O gün ile bu gün arasında ne kadar benzerlik var. Televizyonda izlemiştim. İsmini hatırlıyamıyorum. Bir Ortadoğu uzmanı profesör, 1919 yıllarında, “Halkın %56’sı manda hâkimiyetini istiyor ve geri kalanı ise istemiyor, bunda İstanbul basının etkisi büyüktü.”diyor. Bu günde rakamların benzerliği yok mu? Hâlbuki Yunanlıları Anadolu’ya çıkaranlarda Amerikalılar ve İngilizler değil miydi?

                 Dün, “Sev çözümdür.”diye imza koyanlar ve halka yutturmaya çalışanlar bu gün olsalar inanın %50’nin üzerinde oy alırlardı. Rahmetli ATATÜRK de olsa,bugün bu ortamda bence “Ya İstiklâl Ya Ölüm” dese de bu sonucu alamazdı.

                Bugün; ABD’nin Büyük Ortadoğu ve Afrika Projesinin tek amacı; İran, Irak, Suriye ve Türkiye’den toprak parçaları koparıp ‘Büyük Kürdistan’ı kurmaktır. Artık bunlar gerçekleştiriliyor. Ve halkımız da bunu seyrediyor. Bu ülkelerin insanları da birleşik kaplar misali birbirinden etkileniyor.

               Biz yıllardır, ‘Türkiye bölünüyor’ diyor ve dilimizin döndüğü kadarıyla bunları izah etmeye çalışıyorduk. Ama bize hep “paranoyak” gözü ile bakıyorlardı. Yıllardır ‘Türkiye bölünüyor’diyorsunuz, ‘hani bölündü mü?’ Diye dalga geçenlerde oluyordu.1978 dönemleriydi. Henüz o dönemde insanların gündemi içinde Türkiye’nin bölünme gündemi fazla yoktu. S. Demirel, Kenan Evren ve Turgut Özal gibi siyasetçilerin dediği gibi PKK’nın “birkaç baldırı çıplak” olarak adlandırdığı bir dönemdi o günler.

               “AKP gelmemiş.

               Irak henüz işgal edilmemiş.

               Suriye rejimi düşsün diye BOP’tan görevler verilmemişti.

               İŞİD doğmamış,

               Kaddafi yerinde.

              Saddam koltuğunda.

              O zaman bu günleri görmek, uzağı görme ferasetinden mahrumlar için “paranoya” hükmündendi. Paranoya gerçeğe dönüştü.

              Bugün her şey ayan beyan ortadadır.

              Irak bölündü, Saddam gitti.

              Libya bölündü, Kaddafi gitti.

             Suriye bölünüyor Esad gidecek.”

             Türkiye,’Yeni Türkiye’ uyutmasıyla zihinlere kazınıp yeni algılar oluşturularak bölünmeye götürülüyor. Dün bebek katili dediğimize bugün ‘sayın’ diye hitap edebiliyoruz. Ve onu önder kabul ederek ondan çözüm bekliyoruz. Bu bir “paranoya” olmaktan çıktı,gerçeğe dönüştü.

             Milletin ve devletin ölüm selâsı veriliyor bu ülkede.

             Sıra İran’da…

             Bizden söylemesi…

             Geçmişten ders çıkarıp geleceğe bakma zamanıdır.

              Aklınız varsa biraz düşünün?

              Son pişmanlık fayda vermez.

              Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş olur.

              Hayırlısı Allah’tan!

           

               .