ŞERİAT ve UCUBE

Mustafa UÇURUM

 

İnsanların bir şeylere karşı olması çok doğaldır. Çünkü insan kendisine uymayan fikirlere karşı olabilir. Beğenmediği fikri desteklemeyebilir. Bunlara karşı düşüncesini de çeşitli ortamlarda açıklama özgürlüğüne sahiptir. Elbette bir yere kadar. Hani özgürlüğün tanımı yapılırken, başkasının özgürlüğünü kısıtlamamak şartıyla dendiği gibi fikirleri söylerken de başkasını incitmeme, başkasının değerlerine saldırmama düsturuna uymak şartıyla kuralını unutmamak gerek.

 

Bir toplumdaki herkesi mutlu etmek imkânsızdır. Bu zaten toplumsal yaşımın doğasına da aykırı bir beklentidir. Faaliyetler ortaya konurken “öncelikle insan” kuralı her şeyin en önünde yer alıyorsa o zaman insanların memnuniyeti de daha bir önem kazanır.

 

Malumdur ki memleketimizde uzun yıllardır süren bir başörtüsü sorunu vardı. Anlamakta zorlandığımız bir yasak hayatımızın başköşesindeki yerini ne yazık ki bir türlü terk edememişti. Özgürlük kavramını bile kendine göre yontanlar mevzu başörtüsü olunca bir anda içlerindeki bütün kini kusma yarışına girerek akla fikre uymayan hakaretleri etmekten geri durmadılar. Sanki birilerinin başının zorla kapatılacağı izlenimini vermeyi de ihmal etmeyerek. Bu topraklarda zamanında birilerinin başı zorla açtırıldı ama hiçbir zaman kimsenin başı zorla kapatılmadı. Bunu kavramak bile az da olsa izan ve insaf işidir.

 

Şimdi hem memurlar hem de öğrenciler istedikleri gibi giyiniyorlar. Yani özgürlüklerini giyim kuşamda da istedikleri gibi kullanıyorlar. Bundan rahatsızlık duyanları toplumun hangi noktasına koymak gerek, varın onu da siz düşünün.

 

Kılık kıyafet serbest olunca, okullarda mescit açılınca “Eyvah şeriat geliyor.” diyen birileri var hâlâ.

 

Hami Karslı kendi sitesinde yayınladığı “Şeriat Kıskaçında…” ( doğrusu “Şeriat Kıskacında” olacak) başlıklı yazısında koyu harflerle kaygısını dile getirmiş. “Okulların en güzel odalarının “namaz kılma odaları” haline getirilmesi, on yaşındaki küçücük çocukların türban denilen o ucube giysiye sokulması noktasına birden gelmedik.” diyor. Vah ne yazık vah ne yazık. 

 

Rahatsız olduğu iki noktayı koyu harflerle yazmış Karslı. Okullarda namaz kılma odaları açılması ve okullarda başörtüsünün yasak olmaktan çıkarılması. Yasaklara karşı olma noktasında mangalda kül bırakmayanlar konu inanç özgürlüğü olunca birden bire eski çağ savaşçılarına dönüşmeyi ihmal etmiyorlar.

 

Buna dense dense salyangoz satmak denir. Ne bekliyorlar acaba? Gelişmiş bütün ülkelerde din derslerinin devlet eliyle verildiği, kilisenin kutsallar sıralamasında en baştaki sırayı kimseyi kaptırmadığı, devlet başkanlarının incilin üzerine yemin ettiği gerçeği varken dine saldırarak, inanç özgürlüğünü hiçe saymayı çağdaşlık olarak görerek hangi karanlığı işaret ediyorlar acaba?

 

 

Allah’ın emri başörtüsüne ucube diyen ve insanların ibadetlerini rahatlıkla yapmaları için oluşturulan mekânları aşağılamaktan geri durmayan zihniyetle aynı ortamlarda, dergilerde bulunmak çok da şık bir tercih olarak görülmüyor. Yol arkadaşının kim olduğuna dikkat etmek gerek. Partiler, sendikalar farklı olabilir ama dini inancın gerekleriyle alay edenlerle, bunları hiçe sayıp aşağılayanlarla aynı yolda yürüme tercihini bir kez daha düşünmek gerek.