GADİR-İ HUM

Bazı basın organlarından, konuşan bilim adamlarımızdan “Gadir-i Hum”u duydum. Nedir bu “Gadir-i Hum”, neler olmuştur? Çevremdekilerden sormaya, araştırmaya başladım.

Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği yapmış arkadaşlardan, çevremde bulunan yaşlı insanlardan, imam emeklilerinden bilgi almaya çalıştım. Bazı arkadaşlar bilmediğini söyledi.

Bazıları da yeterli anlatım ve yorum yapamadılar.

            Kaynak kitaplardan araştırmaya başladım. Derin ve engin tarihin derinliklerinden günümüze kadar süzülüp gelen bilgileri dilimin döndüğünce sizlerle paylaşmak isterim. Bu bilgiler bizlere pek aktarılmamış, aktarılsa da çok sönük ve kıyıda köşede kalmış. Mehmet Emin Koç ve Emre Polat’ın birlikte yazdığı (Dini ve Tarihi Arka Planıyla Ehl-i Beyte Karşı Bir Akım Nahşibendilik) kitabında Gadir-i Hum’u açık ve seçik anlatılmaktadır.

İLİM VE HİKMET ŞEHRİNİN KAPISI İMAM ALİ

Hz. Peygamber, İmam Ali’nin velayetin şahı olduğunu birçok defa hüküm ferman buyurmuştur; (Ben ilim ve hikmet şeyhiyim; Ali ise kapısıdır.)

İlahi ikazla belirlenmiş kural, adap ve takva odur ki evlere kapılarından girilir; (Evlere arkalardan girmeyiniz, iyilik değildir; iyi kimseler yanlışlardan sakınan kimselerdir. Öyleyse evlere kapılardan girin; Allah’tan sakının ki muradınıza eresiniz.) Bakara 2/189 (Şüphe yok ki Ali bendendir ben de Alidenim; Ali benden sonra bütün müminlerin velisidir.) (Ben kimin mevlası isem Ali de onların mevlasıdır.) (İbn-i Ebi Şeybe El Musannef faziletler kitabı.)

            Hz. Peygamber veda haccı dönüşünde gelen vahiyler üzerine ümmetini Medine yakınlarındaki Gadir-i Hum’da toplayarak İmam Ali’nin hilafetini ve kıyamete değin velayetini ilan buyurmuştur.

            İslam itikadı tevhid akidesi ve Hz. Muhammed’in (s.a.a) Allah’ın kulu ve Resulü olduğunu kabul üzerine bina etmiştir. Şii ve Sünni her iki dünya için de bu temel esaslarda bir farklılık yoktur. Ehl-i sünnet tabiri, din dışı akımların ortaya çıkmasından sonra batılın karşısında Kur’an-ı ve Resülullah’ın (s.a.a) sünnetini ifade etmek için kullanılmıştır. Hz. Ali'yi seven ve Ehl-i Beyt anlayışı sapık ve batıl olarak tanıtılmıştır. Özünde aynı olan bu iki dünyanın görüşlerindeki farklar nebevi kaynaklar sebebiyledir. Demek ki şia’nın elinde bulunan ve Hz. Peygamber’in (s.s.a) İmam Ali'yi (a.s) kendinden sonra “vasi ve halife” tayin etmiştir. Şiiler bu gerekçe ile “Hz. Ali’nin (a.s) hilafeti farzıdır” demektedirler. Gadir-i Hum hutbesi 220 sünni alimin eseriyle de yer almaktadır. Sünniler ise Hz. Ali’yi (a.s) velayetin başı kabul etmektedirler. "Hz. Peygamber (s.s.a) nübüvvetin başıdır.” Gadir hutbesindeki ilan ise “Hz. Alinin velayetin başı olduğunun ilanıdır” görüşünü savunurlar.

            Birinci halife Hz. Ebu Bekir’dir. "velayetin başı da Hz. Ali’dir." demektedir. "Ümmet yeni hilafette Hz. Ebu Bekir’i, velayette Hz. Ali’yi baş kabul ederler.

            Bu şekilde imamet ve hilafet ümmetin tevhidini temin ederken, ne hazin tecellidir ki zaman içinde yayılan nifak unsurları ile Müslümanların bölünüp parçalanması neticesini doğurmuştur.

            Kaldı ki Ehl-i sünnet  ve şia alemi sadece imamet ve hilafet meselesinde değil pek çok başlıkta görüş birliği içindedirler. Ehl-i sünnet ve şia aleminin tevhid akidesindeki birliği, zaten tartışma konusunu ele almak yerinde olacaktır.

            Gadir-i Hum'da, Hz. Peygamber'in (s.s.a) veda haccından dönüşte Hz. Ali’ye hilafetin verilişini anlatılmaktadır. Gadir-i Hum’da velayetin ilanını biz kitaptan aktarmaya devam edelim.

            “Hz. Ali’nin velayeti ve Resulullah’tan sonra onun emrini, ümmetin sahibi oluşu İslam'ın tüm kaynaklarında kendisinden sonra ümmetinin sapıklığa düşmemesinin garantisi olarak iki emanet olan Kur’an ve Ehl-i Beytini bıraktığını ilan buyuruyor. (m. Hamdullah Meemümüatül vesaik 362 365)

            Bu Nebevi ilana mukabil İslam'ın esaslarının ancak Emevi istibdat ve mezalim süzgecinden geçtiği kadarına vakıf olabilen Müslümanların ehl-i sünnet kesiminin kimi mürekkep yalamış cahilleri Ehl-i Beyt’i diline doluyor. Hz. Ali’nin velayetini Emevi taassubu ile görmezlikten geliyor, Gadir-i Hum hutbesini inkara yelteniyor, hatta yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de (sevilmesini emir buyurduğu) Şüra23 Resulullah’ın bu kutlu Ehl-i Beyt’ini sevenleri Melun Yezid’in yaklaşımıyla red ve lanetleme noktasına sürükleniyor.

            Halbuki Resulllah’ın Hz. Ali’nin velayetini ümmetine duyurduğu ve kendisinden sonra ümmetinin sahibi oluşunu ilan ettiği Gadir-i Hum hutbesine dair rivayetler, Ehl-i sünnet kaynaklarında da mütevatir derecesindedir.”

            Gadir-i Hum olayını ne ailemizden  ne de dini eğitimimizden alabildik. İslam'ın gizli kalmış bu yönünü ve nice gizli kalmış yönlerini anlatan ve açıklayanlardan Allah razı olsun. İslam dini, birlik dini, güzel ahlak dini, kardeşlik ve sevgi dinidir. O zaman içimizdeki hurafe ve çıkarcı grupların ayıklanması gerekmez mi? Sünnisi de Şiisi de aynı kaynaktan beslenen inanç grupları değil mi?

 

            Allah, Kur’an, Resulullah, Ehl-i Beyt. Ayrısı gayrısı var mı? Sadece aralarında eğitim farklılığından başka... Bilgiyi paylaşmak erdemliliktir. Doğruyu paylaşmak insanı mutluluğa ve zenginliğe götürmez mi?            (Devamı yarın...)