İSA KAYACAN’DAN AYRILMAK…

Uzun süren tedaviden sonra İsa Kayacan ağabeyi ebedi istirahatgahına yolcu ettik.          Son günlerini geçirdiği Ankara Ulus Devlet Hastanesinde 15 Ekim 2014 Çarşamba günü dünya hayatına veda etti.

            Akşam 20.00 civarında, Osman Bey babamı kaybettik. Yarın öğle namazına müteakip Karşıya Mezarlığında toprağa vereceğiz. Cümleler damla damla yağıyor. Güneşin bulutların ardına düştüğü an, yollarda gürgenlerin halay çektiği, kayaların yeşil örtü arkasında kendini sakladığı, dağların rüzgârı eğdiği, ateşin vurgun yediği dakikalara teslim oluyor, çalışma odamda dakikalarca kendimi dinliyor, Dağ Köylüsü şiirimi ilk dinlediğinde ve kendisine ithaf ettiğimi öğrendiğindeki mutluluğunu hatırlıyorum.

            Ben, Tokat Erbaa ilçesi Tepekışla Köyünde, sen 10 Eylül 1943 tarihinde Burdur Tefenni ilçesi Ece köyünde doğmuştun. Hayatımızın her noktasında alınterimizle var olduk. Milletimize ve ülkemize olan sevdamızın bize yüklediği sorumlulukları omuzlarımızda hissederek çalıştık.

            Bu çalışmalarımız gün geldi gönül coğrafyamıza ulaştı. 131 kitap dile kolay. Okuması, sayması, anlatması, açıklaması elbette sevgi ve aşk ile ifade edilebilir.

            Burdur’un Saz ve Söz Ustaları, Efsane İnsan İsa Kayacan ve Azerbaycan, Şiirle Burdur, Mezarlık Kültürümüzden Örnekler, İçimizdeki Kerkük (Şemsettin Küzeci birlikte), Burdur Destanı/Bensiz Olmaz, Burdur’dan Kültür Yağmuru kitaplarını okuduğumu hatırlıyorum.  Yine yaklaşık bir ay önce Burdur Ticaret ve Sanayi Odasınca bastırılan 131.kitabı Kadın Destanı çalışma masamda bana gülümsüyor. Kitap çıktığında çok mutlu olmuştun.

            16 Ekim 2014 Perşembe günü Karşıyaka Mezarlığı Camisi’nde kılınan öğle ve cenaze namazlarının ardından aynı mezarlıkta toprağa verildin.

            Gözlerimin önümde el sallayışın ve güle güle deyişin.

            Son görüşmemiz iki kişilikti. Beş nolu odada gözlerimizle konuşuyorduk. İyileşmeyeceğini, tedavinin olumlu sonuç vermeyeceğini biliyordu. Bir ara gülümsedi, buraya kadar deyiverdi. Bir kaç kez de tekrarladı.

            Tanıştığımız saniyeden itibaren o bana ağabey ben ona küçük kardeş olmuştum. Neleri paylaşmadık. Neleri konuşup, birlikte gülümsemedik, yazmadık, uygulamaya koymadık. Elbette bir sayfaya sığmayacak kadar çok, çok, çok… Kelimelerin derinliğinde yürümek te yazmak da çok zor.

            Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığında görev yaptığım günlerde birlikte tanıdığım Nail Tan, Hayrettin İvgin ve sen. 4. arkadaş, dost ve küçük kardeş olarak beni kabul ettiniz. Aradan on iki yıl geçti. Son üç yıldır Ankara günlerimde eğitimci-şair ve yazar olarak sağlıklı çalışmalara imza atmam, başarıya giden yollarda kararlı ve inançlı yürümem konusunda birlikte olduğum tatlı bir gülümseyişin tükenmeyen enerjisinde bana kaynak oldular.

            Ağabey sen beni biliyorsun, tanıyorsun onca yılı bir sayfaya sığdıramam. İlk defa sayfalar ötesine uzanacak ve seni yazacağım. O kadar çok ki yazacaklarım.

            Seni arayacak, özleyecek, hasretini yaşayacağım. Senden ayrılmanın zorluğunu bilenlerden biri de ben olacağım.

            Kümbet Altında Dergisi ve Necesen Yahşısan mı(Deneme), Har-ı Bülbül (şiir) kitaplarımla ilgili en çok yazı yazan ve yayınlayan sen oldun.

            Yayımladığı kitapları, aldığı ödülleri, ünvanları, arkadaş ve dostlarının anlatımlarını detaylı bir şekilde ele alan, toplayan ve anlatan bir çalışma yapmak inşallah bize nasip olur.

            Yine, Kümbet Altında dergimizin 2015 yılındaki ilk sayımızda ağabeyle ilgili yazıları okuyucularımıza sunacağız.

 

            Şimdiden dostların bilgisi olsun.