KELKİT GÖZYAŞI DÖKÜYOR…

Dost bağında çiçekler ve güller birer birer soluyor, dökülüyor, eksiliyor.

             Artık, dua vaktimizi uzatıyor, daha çok duygu yükleniyor, yazarken kelime seçiminde zorlanıyorum.

            Gerçek mi, sanal mı, doğal mı derken dost kelimesinin derinliğine takılmadan, zorlanmadan, yüreğimle baş başa aramızdan ayrılan dostun geride bıraktıklarını anımsıyor, görüyor ve alabildiğine hüzünleniyorum.

            Daha elli yaşı yeni aşmıştın, hakikat ufkunda dünyalık bütün manevi güzelliğin birleştiği ve bütünleştiği örnek yılların geriye bıraktığı unutulmazlarla aramızdan ayrıldın. Henüz ikindiye ulaşmışken, yönümüz akşama doğru sessizce yol hazırlığı yapıyorken bıraktın bizi.

            Kadim dost… Güzel insan. Veysel Yıldırım, 24 Ekim 2014 Cuma günü sabah saatlerinde beyin ameliyatı sonrasında tedavi gördüğün hastane de vefat ettin.

             Vakit vuslat diyor.  Vakit hıçkırıyor,  gözyaşı döküyor.

            Gece ve gündüzümüzü yıldızların teslim aldığı anlar vardır.

            Acılar ve ağıtların nağmelerle, türkülerle süslendiği ara sokaklarda yağmur ıslanışıyla kör topal yürüdüğümüz unutulmazlarımız.         

            Bir tarafımız yetim ve yoksul kalmış yıllar.

            Karanlığa sırdaş olan geceler bilirim, gündüzleri darmadağınıktır. Güven ve üzüntüler Kelkit ırmağı’na teslim olunca, derinliğini sadece kendisinin bildiği akıntıyla yola devam etmektedir.

            İlkokulu birlikte bitirdik. Birlikte çelik çomak, saklambaç, micik vb. köye has oyunlarla büyüdük.

            Sonra, lise ve yüksek okul yılları, seksen öncesi problemlerin tamamını yaşayan köy çocuklarıydık.

            Gençliğimizi ve dahi yüreğimizdeki sevgimizi yaşayamadık.

            Körpecik yüreklerimize sığmayacak kadar büyük sevdaları yükledik. Kaybettiklerimizin üzüntüsüne takılmadık.

            Zaman dostun sessizce, aniden gidişine kilitlendiğinde Kelkit olur, Kelkit’ce akar, gülümser, çağlar, dünyalık ne varsa su ikramıyla serinler. Kelkit olmak nedir, bakışı nedir, serinlemek, dokunmak, yaşamak, sırdaş olmak, âşık olmak nedir bilenlerdenim.

            Halen, doğduğumuz köy ortasında sessizliğini muhafaza etmekte, nazlı nazlı akışını sürdürmektedir.

            Hayatın kendi tutulmaz günleri vardır. Hiçbir noktası ve köşesinden tutamaz, yakalayamazsınız. Vakit, kendini, arkadaşını, dostunu ve dahi kardeşini bilenle bilmeyenlerin tahlillerinin yapıldığı günlerdir.

            Ben öğretmen, sen Tokat Sigara Fabrikasında güvenlik görevlisi olarak çalışma hayatına başladık.

            Can dost, sen bizim örnek genç, delikanlı, yumuşak, tatlı ve alımlı anlamında Cazip’ ’imizdin. Bu kelimeyi severdin. Gülümser, tik olan dizlerini daha hızlı titretmeye başlar, söyle çocuğum diye söze başlardın. Fabrika arkadaşlarının gözünde saygıdeğer ve sayılan, anlamında muhterem olmuştun. Muhterem’ de sana çok yakışmıştı.

            Doksanlı yılların ilk yarısında Tokat merkezde yeniden bir araya geldik.

            Güzel günlerdi. Çay ocaklarında ikindi sonrası sohbetlerimiz yıllarca sürdü.

            25 Ekim 2014 Cumartesi doğduğumuz köyün mezarlığında ebedi hayata yolcu ettiğim gün Kelkit’e bakamadım, elimi uzatmadım, ıslatamadım, selamlayamadım, ooofff! Ben yaşadığım sürece köyün dört bir yanında ebediyyen var olacaksın.

            Ağlamaksa, paylaşmaksa, üzülmekse bütün kotalarımı kaldırıyorum.

            Şimdi seni özleyecek, hasretini yaşayacak gönül penceremden gülümseyecek ve unutmayacağım.

            Dostların, arkadaşların, köylülerin seni ebedi hayata yolcu ettiğimiz gün doğduğumuz köyde birlikteydik.

            Kelkit gözyaşı döküyor, güneş bulutların ardında sessizce ay ve yıldızlara seni anlatıyordu.

            Sen, ebedi hayata merhaba dedin.

             Şimdi sana dualar gönderiyoruz.

            Bizi karşılamayı unutma…