SANA GELECEĞİM DOSTUM, HEYBEMDE DUALARIMLA...

                                    Ümit Fehmi SORGUNLU’nun aziz hatırasına

 

                                                                           Osman BAŞ*

           

            Akşamların kendisini kaybettiği saatler vardır. Bir türlü kendine gelmediği saatler. Adını bir türlü koyamazsınız. Tadını alamaz, ne yaptığını, yapmaya çalıştığını anlayamazsınız.

            Sadece teslimiyet vardır. Ötesini düşünmek bile istemediğiniz sessizliğe, serinliğe, titreyişe, sadece nefesinizi hissettiğiniz dakikaların akıntısına kapılmanın dalgınlığında akşama teslim olduğunuz saatler.

            Sınırsız, hesapsız, özgür, kendi nefesinde vurgun yemiş saatler.

            Yaşadığım şehrin sokaklarına kar yağıyor. Vakit tam yönünü bahara çevirmişken, tam ısınmaya başlayacakken caddeler yavaş yavaş beyaz örtüyü kabulleniyor ve birkaç gün misafir etmek üzere güneşi bulutların ardına gönderiyor.

            2007 yılının bahara aktığı günlerdeyiz… sanıyorum mart başı.

            Dışarısı kar bana/ içerisi dar bana … denilen dakikaların dostu. Mahir Adıbeş’le msn’de sohbet ediyor ve  Kümbet altında dergimiz detayları üzerinde bilgi alışverişi yapıyorum.

            Aralıklarla Ümit Fehmi diyor.

Busayı yazı bekleme O’na gönderdim.

- Berceste’ye.

-         Siz tanışmıyor musunuz.

-         Çok ayıp iki sevdiğim derginin genel yayın yönetmeni tanışmıyor.

-         Olmaz böyle şey… hemen iki kardeşi tanıştıracağım.

Ümit Fehmi Songurlu Hoca’yı da sohbete katan şimdilerde Veliaht romanıyla

gündemde olan dostum Mahir Adıbeş bizi tanıştırmanın mutluluğunu yaşıyorken, Ümit Fehmi Bey’le çook eskilerden ve ötelerden beri tanışıyormuşuz huzur ve mutluluğuyla Anadolu dergileri üzerine yapmaya başladığımız sohbetle ebedi sürecek bir dostluğun ve kardeşliğin temelini beraber atıyor, tanışmaya aracı olan gönül dostumuzu da birleştirerek üçlü güç birliğini oluşturuyoruz.

            Kümbet altında ve Berceste olarak  iki kardeş derginin genel yayın yönetmenleri tatlı ve son nefese kadar sürecek güzellikleri yaşamaya başlarken, Mahir Adıbeş’i hiç unutmuyoruz.

            Aydınlık diyarlara yolculuğa çıkarken karanlıkların hesabını yapan bilge yürekler, Anadolu’nun tam ortasında kültür adına, hizmet adına, toplumu geliştirme, bilinçlendirme, uyarma, uyandırma, okuma alışkanlığını kazandırma, iki gününün farklı olması  adına geceyi gündüzüne karıp çileye talip olmanın bütün sancılarını ve çilesini vücudun her noktasında  yaşamanın derin izleri daima alınlarda belirgin çilekeş Anadolu aydınları…

            Bütün olumsuz şartlara rağmen kafasını ve dahi vücudunun her noktasını taşın altına koyan “sevdası türkü olan ” bozkır yalnızlığını yaşayan ve inadına hizmet aşkıyla her sayıda ilk çıkış heyecanının aleviyle yanan kaç yürek kaldık.

            Erciyes, Kümbet altında, Külliye, Berceste  ve sayıları bir elin parmakları kadar olan adsız kahramanların aydınlık yarınlara masalsı görüntülerin, makaleyle mühürlenişin, şiirle haykırışın sevgisiyle her sayıda okuyucuya merhaba demenin mutluluğuyla yalnızlıklarını unutuyor ve olumlu, olumsuz tepkilerin çokluğuyla uçmağa varmanın kanat çırpınışında bulutları aşıp Kaf dağına ulaşıyorlar…

            Sonrasında Kümbet altında dergisi sayfaları Ümit Fehmi kardeşimin şiirleri ve hikayeleri ile, Berceste Osman BAŞ’ın denemeleri ile bütünleşirken “ Gül aşkım” başlıklı iki haneli rakamlara ulaşan  bölümlerin bir kısmı Berceste’de yayınlanıyor.

            Akşamları fırsat buldukça yaptığımız sohbetlerde denemelerimin derinliğinde okuyucunun anlayacağı seviyede konu olması isteğini yineler, benimle derinliğin basamaklarında sohbet akışında Erciyes yamaçlarından Çamlıbel dağları ötesine tatlı bir gülümseyiş  selam ve saygılarını sunardı.

            Uzun kış gecelerindeki sohbetlerimizde eşimin kanser tedavisi gördüğünü, ameliyatlarını daima sakladığım dost.

            Tabii rahmetli olduğunu duyduğu ana kadar.

            Bir  akşam Sergül VURAL’dan bahsetti. Geleceğin en başarılı, bayan şairleri arasında yer alacağını, Kümbet’te değerlendirebileceğimi söyledi.

            Eyvallah üstat…

            O gün bugündür şiirleri ve denemeleri ile Vural Kümbet ailesine katıldı.

            Dünya hayatı odur ki ayrılık vakti geldiğinde dünyalar ayrılır.

            Bir çiçek tazeliğinde akşamları yakınlaşan ve açan gönül dostluğunun muhabbetini bekleyen, özleyen ne varsa bekleyecek, sabırla bekleyecek.

            Yaklaşık bir yıl önce 17. Hazar Şiir Akşamları’nda uzun uzun sohbet ettik. Hocayla ilk bir araya gelişimiz, ilk sarılmamız ve dertleşmemizdi.

            Akgün otelde zamana aldırmayan, takılmayan sohbetlerin ana konusu; “ Anadolu’da yayın yapan uzun soluklu dergiler.

            “Alemi besleyen su kaynaklarının güzelliğini anlattığımız Türkçe’miz.  Fırtınaya tutulmuş, sularca durgun ve dahi dalgalı yüreğin rahatlaması kelimelerin şiirleşmesi, hikayeleşmesi, romanlaşması sonrası okuyucuya sunulması okuyan, araştıran, üreten, kültür seviyesi yüksek bir fertten millet oluşturulması öylesi bir yürek aşkının damla damla gözyaşıdır.

            Kaç uykusuz yürek kaldı ki geceleri yıldızlarla dost olan.

Huma kuşu ufkunda karlar vardır,  ezelden ebede kültür deryasına mühür vurur da halden hale girer. Ölçülmeyen haller. Tahlil edilmeyen ateşler ve ölçemeyen aletler.

Dergiler her şeyden önce bir kimliktir. Hepsinin adı, taşıdığı düşünce bir “misyonun” bir ilkenin ifadesidir.

Kişiliktir, anlam ve anlayıştır. Tavır alıştır. Yürekte bir sevdayı taşıyıştır.

Bir tutumun bütünlüğüdür.

Dergi bir duruştur. Dergi, aynı zamanda yeni bir varoluş biçimidir. Kendini ispat etme, dik durma, karşı koyma, hürriyetin yelpazelediği fikirlerini anlatabilme, ifade edebilme cesaretidir.

Dergi bir algılama biçimidir. Hayatı, eşyayı yeniden yorumlama işidir.

Dergi samimiyettir. Kendini anlama, kendine varma işidir. Dergi söyleyecek sözü olanların ihtiyacının karşılanmasıdır.

Dergi, ulaşılmaz ufukların yakınlaşması, farklı dünyadaki insanların buluşmasıdır.

Uyumluluk içinde uyumu yakalayabilmek, düşünce sırlarını sır olmaktan çıkarıp, herkesin, her kesimin malı yapmaktır.

Dergi, birlikte olma duygusunun hazını yaşarken, yaşatırken mutlu olmak ve içinde yaşadığı topluma mutluluk aşılamaktır.

“Dergi, şair ve yazarların yeryüzü şahitliğidir.

Birlikte varolmaktır. Birlikte paylaşmaktır.

Dergi, verimdir, fedakârlıktır. Dergi, birikimdir.

Başlamaktır, sürdürebilmektir. Ve zamanı gelince bırakmasını bilmektir.(Bu farklı bir sevda, aşk olduğu için biz bunu yapamadık)

 Sözdür, sözlüktür.

Dergi, görmektir, farkına varmaktır, farkına vardırmaktır.

Dergi, maddenin manaya geçişidir.

Dergi kolektif bilincin ilk ve son aşamasıdır.

      Bir tanım ve tanımlama işidir. Kuşanmaktır, kuşatmaktır.

Okumak, yazmaktır. Dergi bir emektir. Dergi erişilmez bir güzelliktir.

Bir sevdadır bir aşktır.

Gönüllerden gönüllere uzanan bir dil ve düşünce köprüsüdür.

Dahası Türkçe’dir.

Ötesi çoktur. Çok ne anlama geliyorsa hepsi  önümüzdedir.

17. Hazar Şiir Akşamları derinliğinde ölümüne aşkların bütünleşerek, yaşadığımız topluma hizmetlerin artı ve eksilerinin geniş tahlilidir.

Birbirimizi anlamak, tanımak, kavramak, destek vermek, birlik kurmak, Türkiye’miz, Türk Dünyası ve insanlık için yeni güzelliklere, yeni hedeflere birlikte ulaşabilmek, elbette yüreğimizdeki sevda ateşini birlikte yakmak durumu bizi yaşadığımız ne ise o derinliklerde birleştirdi.

Berceste dergisinin sahibi İbrahim Şahin‘ninde zaman zaman sohbete katıldığı gecenin derinliğine kanser dalgalarının da rüzgarla esintide olduğunu biliyor, asla teslim olmama kararlılığındaki  çınarın bir ara “ zor be dost… bu illet bir şey… ilacı, ışını, tahlilleri ne ise işte lanet bir şey.”

Ümit Fehmi kardeşim bilmez miyim. Senin yaşadığın ne ise aylarca hasta eşi ve refakatçi olarak her dakikasını yaşamışım.

Hizmet aşkıyla dolu ömrümüzün bir adım ötesindeki zor hayatı biliyor ve yayın hayatındaki her şeyi en baştan kabul ediyoruz.

Ümit Fehmi kardeşimde zora talip olanlardandı.

Şimdi vatan toprağımızın bağrında ebedi alemdesin.

Biliyorum, Berceste senin bıraktığın yerden yoluna devam edecektir.

Yine biliyorum ki ne Berceste, ne Berceste okuyucuları ne de edebiyat dünyasında emek nedir bilenler seni asla unutmayacaktır.

Akşamların kendisini kaybettiği saatler vardır. Bir türlü kendine gelmediği saatler. Adını bir türlü koyamazsınız. Tadını alamaz, ne yaptığını, yapmaya çalıştığını anlayamazsınız.

Dostun tarifini yapanlar daima bir tarafını boş bırakmışlardır. Tarifde de zorlanmışlardır.

Seni sonra yazacağım, geride yazmadığım ne varsa Kümbette yayınlayacağım.

En kısa zaman da sana geleceğim dostum.

Yaşadığım şehirden aylardır biriktirdiğim dualarımı heybeye doldurup sana getireceğim.

Seni en çok özleyenlerden biri de ben olacağım.

Mekanın cennet olsun benim can dostum.

 

 

10.07.2010

Osman BAŞ

Kümbet altında dergisi

Genel yayın yönetmeni

Eğitimci-Şair ve yazar