İnsanları değiştiremeyeceğini bilen oğlum

Merhaba Sevgili oğlum,

Hayatta İnsanlar tanıyacağız ki, her zaman onlarla muhatap olmak zorunda kalacağız. Mesela iş arkadaşlarımızla, komşularımızla, akrabalarımızla mecburen ve mutlaka bir diyalog içerisinde olacağız. Yoksa ya yalnız kalmak ya da  başka iş bulmak zorunda başka, eve taşınmak zorunda kalacağız. Yani atalarımızın dediği gibi “Ya bu deveyi güdeceğiz ya da bu diyardan gideceğiz" gibi.

Canım oğlum,

İnsanları değiştirmek ancak iki şey ile olur, eğitim veya inanç sistemini değişmesi ile. Bunlar da insanın kendisine bağlı. Kimseye zorla bir inanç sistemini değiştirmesi için telkinde bulunamayacağımız gibi,  kimseye istemeden de zorla eğitim veremeyiz. Biliyorsun ki ilköğretim zorunlu. Ama liseye her ilköğretimi okuyan gitmemekte ve isteyen gireceği sınavlara göre bir liseye kaydolmakta. Sıradan insan nasıl Fen Lisesi, Anadolu Lisesine girememekteyse, belli eğitimi almadan bir meslek de edinemiyoruz. Bu yüzden eğitim insanların iç yapısı, mesleki eğitimin gereğine inanması ile olur.

Canım oğlum

İnsanın inanç sistemini değiştirmesi de kolay olmaz. İnsanın içinde olması veya radikal kararlarla olur. Bazen gazetelerde okuyoruz, Avrupa’dan turist olarak gelenlerin Müslüman olduğunu ya da oradaki Müslüman komşularından etkilenerek Müslüman olduklarını. Demek ki biz istersek iyi niyetimizle, gayretimizle komşu ve akrabalarımızı da, eğer onlarda değişme potansiyeli varsa değiştirebiliriz ve  onlar bizden faydalanmak isterse az ya da çok faydamız olur. Ama zorla, şiddetle, baskı ile olmaz. Olsa da geçici olur. Bunları sen hayatta çok göreceksin.

Canım oğlum,

İnsanların bazıları başkalarını yönetmeyi çok sever. Kendi ailesi yetmez, kardeşlerini ve uzak yakın akrabalarına yön vermeyi çok sever. Bu insanın tabiatında vardır. Ama başkalarını etkileyemediğini görünce onların kendisini sevmediğini zanneder. Sevgi başka, başkalarının her dediğine evet demek başkadır. Bunu anlamakta zorluk çekerler. Bazı insanlar da yakınlarının çok zengin olduğunu zannederek kendilerine yardım etmesini beklerler. Hepsi zan iledir bunların. Oturup uzunca düşünseler sevginin para ile, başkalarını dinlemekle olmadığını da anlarlar.

Canım oğlum,

Bizim başkalarını ret etme hakkımız varsa, başkalarının da bizi ret etme hakkı olur. Hiç kimse yaşı ile  tahsili ile başkalarından üstün olmaz. Üstünlük  daha iyi olmak ile olur. Ama nedense toplumumuzda  hep yaşlı insanlar saygı ister. Sevgi ister.  Bunlar neden olur? Bir ömür boyu düşündüm de bir cevap bulamadım. Kaynaşmak dururken neden hep başkaları ile uğraşır da her şeyi kendi aleyhlerinde görürler? Bunları kolay kolay anlayamam işte? Bakıyorum da sen de anlamıyorsun kolayca.

Sevgili oğlum,

İnsanlar akrabalarından bazılarını sever ve onları her zaman ziyaret ederken, bazılarını hiç ziyaret etmez ve  soran olursa onun kendisini sevmediğini ve kendi yaşça büyükken ziyaretine gelmediğini söyler. Halbuki sık sık ziyaret ettiği de kendisinden yaşça küçük olan insandır. Sevmiştir ve gider. Biz başkalarına gitmiyorsak başkalarının da bize gelmesini bekleyemeyiz. Hep ben hep ben olur mu? Ama onlar kendilerini değiştiremezse sen ve ben değiştiremeyiz değil mi? Bazen değişime dirense de insan, değişime direnenler gelişemez. Bu dünyada hoş bir seda bırakmak  isteyen bu dünyanın  gerçeklerini de göz önüne almak zorundadır.

Canım oğlum,

İnsan fesat ile yaşamaya alışmışsa ve çevresinde onu uyaranları dinlemeden doğru bildiklerini yaşıyorsa bu gibi insanlara ne anlatsak, ne yapsak boşunadır. Çünkü değişime kapalı, durmadan okumakla gelişeceğine inanmayan, okumanın sadece okulda olacağını zanneden insanlara ne yapabiliriz ki?

Sevgili Kardeşim,

Bu insanlara kızmam da insan devamlı çevresi ile iletişim halinde de, kendileri gelişime kapalıyken, bir de çocuk ve torunlarını baskı  ile onları yanlış yönlendirme ile kendilerine benzetme ve çevresini de değişime ve gelişime kapatma  gayretleri var ya işte ona üzülürüm. Bu yüzden ben senin benim yaşadığım zamana ve bugüne değil, yarınlara, hatta senin çocuklarının zamanına göre modern, çağdaş ve gayretli insan olarak yetişmene çaba harcamaktayım. Benim çabam başkalarına karışmak ve onların hayatı değil. Benim çabam senin ve kız kardeşinin sevgi ile bilgi ile yetişmesi.

Canım oğlum,

Bazen düşünürüm de, hayatta hep başkalarının kendileri hakkında kötü düşündüklerini zanneden  insanlar bu düşüncelerini değiştirerek o insanları sevmeye baksalar neler değişmez ki?

Canım oğlum,

Şu bilimsel olarak ispatlanmıştır ki, mesela anne ve baba çocuğu hakkında der ki “O bizsiz yapamaz.” Aslında bunun manası “biz onsuz yapamayız” demektir. Halbuki anne ve baba durmadan çocuklarını korumak ve kollamak yerine, onların kendi ayakları üzerine durmasına gayret  göstermelidir. Hakiki manada sevmek budur.  Başkalarını bizlere bağımlı hale getirmek değil, bizi başkalarına bağımlı hale getirmek değil, insanların kendi ayakları üzerine durmasını sağlamak, onların kendi kendine yeten insanlar olmalarına yardımcı olmak en büyük iyiliktir.

Canım oğlum,

Bunları sana anlatmak bana büyük zevk vermekte. Okuyan insanların faydalandığını düşündürmekte. Bu yazıları okuyanların bazıları “acaba bizi kastederek bizi kötülemiş mi?” diye düşünür, kimisi de “bu adamın iyi ki oğlu var da ona mektup yazıyor. Ona mektup yazarken bizler de kızım sana söylüyorum gelinim sen anla“ misali gelin rolünde neler öğrenmekteyiz.“ diye düşünür. Muhtemelen bazıları da “bu adam hep oğluna anlatmakta, toplumu düşünmüyor, toplumsal şeyler yazmıyor.” diye düşünür. Halbuki bu yazılarda toplumsal olayları anlatmaktayım. Okumasını bilen insana okur ve alacağını alır. Almak istemeyene zorla ne anlatabilirsin?

Canım oğlum,

Olumsuz düşünen insanlara baktığım zaman, hayatta başarıyı yakalayamamış ve hep olumsuzluklarla  insanları yanlış anlayan insanlar olduklarını görürüm. Olumlu düşünen, sabreden, insanlarla diyalog  kuran ve onları yargılamaya değil, sevmeye, kucaklamaya gayret eden insanlar hep etkili olmakta, etkileri de makamları ile sınırlı kalmamakta her zaman, her mekanda sevilen, aranan ve herkesçe sevilen insanlar olmaktalar.

Canım oğlum,

İşte hayat acı da olsa böyle. Babalar acı da olsa çocuklarına ilacı içirmeleri lazım. O acı ilaç içilmezse hastalık daha da ilerler. Bu yüzden benim sana öğütlerim demeyeyim de anlattığım hayat gerçeklerim o acı ilaca, vitamin haplarına benzer. Bunları içeceğiz ki hastalıkları yenerek sağlığımıza kavuşalım ve eskisinden daha güçlü olalım. Güçlü olmak için zorlukları da yenmeye bakalım. Bizler insanları bizi eleştirseler de severek, muhabbetle kucaklayarak...