GÜZEL GÜNLER GELECEK

         Bu yazıyı yazmak için tam bir ay bekledim. Yazsam mı, yazmasam mı? Diye.  Fakat insanın gönül dünyasındaki karmaşık duygular, bazen öylesine uhrevi dokuların sarmalı içine giriyor ki; insan böyle durumlarda ne yapacağını, ne yazacağını bilemiyor?

Aslında biliyorsun bilmesine de… Bir türlü içinden geldiği yazamıyorsun… Biliyorum, birileri “itiraf et!” diye dişlerini gıcırdatıyordur. Uzatmayalım... “Yok aslında birbirimizden farkımız… Çünkü biz aynı ailenin bireyleriyiz.”

Hepimiz ortalığı güllük gülistanlık olarak göstermek, yazıp çizmek, acıların içinde etrafa tebessümler dağıtmaktan başka ne yapıyoruz? Elbette böylesi güzel… Memleketin acılarından yaralanmış bir yüreğin çığlıklarını dile getirmek varken, hep gülmek mümkün mü?   Hayır, hayır hiç olmazsa arada kendimize de doğruyu söyleyelim. Doğruları söylemekten, doğruları anlatmaktan, doğruları yazmaktan korkmayalım… Ne olur ki “Kral çıplak” tabirini ülkenin bir yeri için kullansak? Niye ne olduğu bilinmeyen bir sürecin içinde bocalayıp duruyoruz. Kurdun önüne kuzuları teslim edip kahramanlık taslıyoruz…

            Hayır, ben çözüm sürecini bilmem. Fakat doğuda haraç alan, yol kesen, polis katleden, gerektiğinde acımasızca çocukların kafasını kesen,   okulları yurtları tarumar eden, askerimizin polisimizin “gıkının” bile çıkmadığı; hatta yan bakanın suçlu ilan edileceği, bir coğrafyadan bahsediyorum… Bitmeyen lojmanlara taşınmak için gün sayan subaylarımızın, polislerimizin can korkusu her şeyi sıkıntıya sokabilir. Ben polisimizin, askerimizin kendi canlarından endişe ettiklerini düşünmüyorum. Onlar masum çocukları, eşleri ve günahsız siviller için endişe ediyorlar.  Bu yüzden, toplu savunma alanlarında yaşamak en büyük arzuları. Elbette bu isteklerinde son derece haklılar… Son olaylar bu konuda ne kadar haklı olduklarını bir kez daha gösterdi.

        Gerisini ne konuşmak ne, düşünmek ne de yazmak istiyorum… Fakat bu defa yazacağım…  

            Bir kurmay, ordunun içindeki sıkıntıları yetkililere bildirecek.. Yetkili, konuya şöyle bir bakacak. ”Ben bir şey yapamam! Yetkililere götür!” Diye son derce önemli bir konuyu savsaklayacak…

Eğer bir ülkenin güvenliğinden sorumlu yetkilisi, ordunun isteklerini, ”Ordunun teröre ve onun uşaklığını yapanlara yardakçıların davranışından, ne kadar huzursuz olduğunu dile getirecek… Bun u için mutlaka bir şeyler yapılmalı, diyecek…  Fakat yetkili, bir başka yetkiliye göndererek savunma ile alakalı bir konuyu savsaklayacak… İnanın bu yetkili de “Önceki yetkilinin yapmadığı işi ben neye yapayım? Diyerek işin içinden çıkmıştır.

            Şu günlerde İstiklâl Marşıyla alakalı bazı küçük hikâyeler yazıyorum… Gönül dünyamda bana yol gösteren rehberlerim iki de bir Mehmet Akif”in ölüm döşeğinde söylediklerini hatırlatıyor…

            Hani sizi de bilirsiniz?... Akife sormuşlar: “Bir daha istiklal marşı yazar mısınız?”

            Akif”ten  o manidar ifade: “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı Yazdırmasın?”

Evet yazdırmasın? Bu söze yürekten katılıyoruz… Fakat bu günlerde doğudan öyle pis kokular geliyor ki… Korkuyorum… 

Aslında korkmuyorum… İnanın altmışı çoktan geçtim… “Gel!” deseler, bir dakika tereddüt etmem. Dört oğlum var… Dördü de tereddüt etmez. Hatta bir kızım var.. O da oğullarımdan geri kalmaz… Elinde silah cepheye gitmekten asla çekinmez… Bu milletin harimi ismetine göz dikenler, bu milletin toprağını bölmeye, “Özerklik” adı altında yüreğimizi parçalamaya yeltenenler ayaklarını denk alsınlar… Bu ülkede, daha ne güneşler battı, ne yıldızlar gökyüzünde söndü, ne al bayrağımız gönderden indi, ne de ezanlar dindi…

            Hiç korkmayın, şu anki gibi biliyorum… Güzel Günler gelecek.. Başımızdaki bu kara bulutlar dağılacak… Büyümenin, güçlü ve kuvvetli olmanın, daha büyük atılım yapmanın sancıları bunlar…  Rahat uyuyun… Yüreğinizi kavi tutun… Bu ülkenin ufkunda her gün yeni bir güneş doğuyor… Ebediyete kadar da doğmaya devam edecek… O zaman yapılacak tek şey var…

Çalışmak daha çok çalışmak…

Var gücümüzle çalışmak…

Herkes kendi alanında en iyiyi, en güzeli, en mükemmelini yapmak içip çırpınmak… O zaman göreceksiniz… Gelecek daha güzel olacak… Allah da bizimle, Resul de bizimle… Yeter ki onlardan bağı koparamayalım…

Bak, dışarıda hâlâ gök yerinde duruyor. Altımızdaki yer, yerinde duruyor…

Yapacak daha çok işimiz var…

Selmalar, saygılar…

                                                           Mehmet Emin Ulu