GÜZEL KOLTUK, CİCİ KOLTUK

Koltuk, üzerinde çokça düşünülmesi ve kafa yorulması gereken bir kavramdır. Koltuğu sadece bir araç olarak görmek yanlış olur. Koltuk, hayatın içinde sosyolojik ve ideolojik bir olguyu da karşılayan kavramdır. Ayrıca rahattır koltuk. Oturanın kolay kolay kalkmak istememesi, kalkanın da kaybettiği için ah u figan etmesi bu rahatlıktandır.

 

Koltukla ilgili birçok önemli söz, deyim, atasözü vardır. Birine destek olmaya “koltuk çıkmak” deriz. Birini övdüğümüzde “koltukları kabardı” deriz. Birine yakınlık gösterdiğimizde “koltuğuna girmek” sözüyle ifade ederiz bu durumu.

 

Bir de   “koltuk kapmak” vardır. Makam mevki kazanmak anlamında. “Koltuğu kaptırmak” da makamını kaybetmek için kullanılır. Bu günlerde en sık kullanılan deyimler bu son iki deyimdir herhalde. Özellikle konuya sadece koltuk gözüyle bakanlar için ikinci deyim tam da isabetli bir tanım olur.

 

Çalıştığı dönemde elle tutulur hiçbir varlık gösterememiş kişiler başka bir göreve alınınca hayatlarının gayesi olarak gördükleri koltukları için veryansın eder dururlar. Bir kez dönüp de “Acaba benim hiç mi kabahatim yok?” demek yerine oraya buraya çamur atmayı tercih ederler.

Böylelerinin çok da kayda değer bir değer yargıları yoktur. Gemileri yürüsün yeter böylelerinin. Mesela, seçimden önce ağza alınmayacak sözler sarf ettikleri kişiler, seçimi kazanınca el etek öpmeye ilk onlar gider. Sanki onca sözü kendileri söylememiş gibi haşmetmeap deyip diz vururlar kazananların önünde.

 

Başkalarını koltuk sevdalısı olarak yaftalarken aslında kendi kayıplarının açığını örtmeye çalışırlar. Görevde oldukları dönemde sadece kendi gemilerini yürütme yarışına girerler, roller değişince çark etmekten de geri durmazlar. Küçük bir makam ışığı gördüklerinde mensubu bulundukları ortamları terk ederek ışığa doğru koşmaktan geri durmazlar.

 

Sanal alemi kurt gibi kullanır böyleleri. “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar.” misali akşam sanal alemde hakaret ettikleri kişileri gündüz saygıyla selamlarlar. Hayatlarının tek gayesi koltuk olduğu için koltukları gidince kral çıplak rolünü oynamaya başlarlar. İşlerine yaramayacak hiç kimseyi takdir etmezler. İşlerine yarayacak kişilere de hayrete düşürecek derecede sempatik görünmek için olmadık numaralara girişirler.

 

Vatana, millete, memlekete hizmet etmek için illa da koltuğa ihtiyaç yok. Hizmet etmek isteyen insan her yerde ve görevde bu hizmeti gerçekleştirebilir. Kendi günübirlik çıkarlarını, hırslarını, düşüncelerini kullanarak oluşturdukları kulisler de ancak kendin çal kendin oyna cihetinden başka bir işe yaramaz. Çamur atarak kirlettiklerini sandıkları düşünceler önünde eğilmeyi başararak içlerindeki kini parlatırlar ancak. “Beni şu kadar kişi beğendi, bana şu kadar kişi yorum yapıp destek oldu.” diyerek sanal mutlulukların peşine düşerler gerçek dünyanın içinde iki yüzlü gülüşlerle. 

 

Koltuğa sarılmak yerine biraz daha kitaba sarılsa böyleleri; edebiyatı, şiiri, sanatı kendi çıkarları için kullanmasalar, kin kusmak yerine içlerine dönmeyi deneseler hiç olmazsa iki yüzlülüklerini görmemiş oluruz.

 

“Koltuğa gelmek”ten hoşlanan böyle kişileri kendi dünyalarında bırakmak en iyisi. “Koltuğu doldurmak” sözle değil icraatla oluyor. İcraat ise birbirini ışıltılı cümlelerle göklere çıkarmak değil yüzakı olacak projelerde bulunmaktan geçiyor.  Çıkarsız, hırs ve kinden arınmış şekilde.