TÜRKÜ

En çok sevdiğim müzik türü türküdür. Türkü, adı üstünde Türk’ün söylediği, sevinç, mutluluk, ağıt, üzüntüde hecelerle, kelimelerle yüksek sesle bir kural içinde söylenen namelerdir türküler. Duygu ve düşüncelerin en güzel kısa ve kestirmeden anlatmanın yoludur türkü. Yiğitlik, kahramanlık olayını gür bir sesle söylendiğinde dinleyeni heyecana getirir. Ağıt, ölüm, felaket olaylarını acı bir sesle dinlendiğinde, dinleyenin gözünde iki damla yaş olur. Kısacası türkü nefestir, sestir. Türkü yaşamın her alanında yaşayan bir canlıdır. Türkünün olmadığı yerde yaşamda yoktur. Ben türkü derken sen şarkı dersin, batı müziği dersin. Adı ne olursa olsun yaşamın merkezidir müzik.

Türküler inanışımızda da büyük bir yer alır. Mevlütü şerifi okurken deyiş, divazımam, semah v.b. Allah’a yakarışların bir diğer yönü. Türküyü şiirsel okumak ayrı bir zevk, müzik eşliğinde dinlemek ayrı bir zevk,

‘’Kılavuz ol gönül bana.

Gel gidelim dosttan yana.

Canım kurbandır canana.

Gel gidelim dosta gönül.

 

Kara haberin almadan,

Can bedenden ayrılmadan,

Azrail bizi bulmadan,

Gel gidelim dosta gönül.

 

Gerçek murada erelim.

Yarın haberin alalım.

Yunus Emre’yi analım.

Gel gidelim dosta gönül.’’

 

Gönlün bir kararda durmadığını dostları da ziyaret edileceği bilinir. Dostla gönül alınır, gönül verilir. Bir başka ozanımız, "bu yarayı dosttan aldım." der.

 

‘’Düşkünü iken dost bağına girilmez.

Haldan bilmeyen hey dost ikrar verilmez.

Mürşit olmayınca hey dost menzil görülmez.

Kör cahil elinden kul dertli dertli…

 

Akarsuyun böyle böyle çamurlu yoldan.

Kurudu yaprağı kalmadı dalı.

Derman bulunur mu hey dost biçare kuldan.

Kör cahil elinden kul dertli dertli…’’

 

Bir başkası aşka sevdalanır ‘’beni dertten derde saldın.’’ der.

‘’Dünyamı başıma yıktın.

Han evimi harap ettin.

Genç ömrümü sen tükettin.

Güzel bu nasıl sevdaymış.

 

Beni dertten derde saldın.

Şu gönlümü nasıl çaldın.

Öldürdün belamı buldum.

Güzel bu nasıl sevdaymış.’’ (Hasan Durak Malatya Arguvan)

Türkü hece ölçüsüyle yazılmış ezgi eşliğinde söylenen Türk halk şiiridir.

‘’Ben sensiz nasıl dururum.

Başım taşlara vururum.

Seni nasıl unuturum.

Yar oy yar oy yar oy.

 

Yakma şu garip bağrımı.

Dindir bu yürek ağrımı.

Ret eyleme bu yürek ağrımı.

Yar oy yar oy yar oy.

 

Sana feda al bu canımı.

Vur hançeri aksın kanım.

Taş değilim bir insanım.

Yar oy yar oy yar oy.’’

 

Türküler genelde anonimdir. Türkü söyleyene (türkü yakan da denir) Bir olay karşısında tabiat olayları, felaket, kişisel olaylar, yiğitlik gibi olaylardır.

Türküleri ana dalda üçe ayırabiliriz.

1-       Ezgilerine göre türküler. Bunu da iki bölümde inceleriz.

a-       Kırık havalar.

b-       Uzun havalar.

a-       Kırık havalar, bu türlere usullü ezgiler adı verilir. Genellikle deyiş, koşma, semah, tatyan, barana, zeybek, horon, halay, bar, benği, sallama, güvende, oyun havası, karşılama, ağırlama, peşver, teke zotlatması, gakgili havası, dımıdan, zil havası, fıngıl havasıdır.

‘’Çırpınıp da şan ovaya bakınca.

Can telef ediyor, gül acem kızı.

 

Seni seven oğlan neylesin canı.

Yumdukça gözünden döker mercanı.

Burnu fındık, ağzı kahve fincanı.

Şeker mi şerbet mi bal acem kızı.’’

                                              Çekiç Ali Kırşehir

Bir başka semahta;

‘’Canan bizim canımızdır.

Teni bizim tenimizdir.

Sevgi bizim dinimizdir.

Başka dine inanmayız.

 

Bütün evren semah döner.

Aşkından güneşler yanar.

Aslında yenmek bir hüner.

Beş vakitle avunmayız.

Hüdaimi hüdamız var.

Dost elinde bademim var.

Muhabbetten gıdamız var.

Ölüm ölüm biz ölmeyiz.’’

                               Pir Sultan Abdal

b- Uzun havalar, bu tür havalar usulsüz havalardır. Genellikle acı, ağıt ve üzüntüleri dile getirir. İçteki sızıyı kelimelerle yüksek bir sesle dışa çıkışı, paylaşımı demektir. Barak, bozlak, gurbet havası, yaz havası, boğaz havası, ela gözlü, maya, hoyrat, divan, yol havası, yayla havası, mugam’dır. Gazeller genellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinde söylenir.

‘’Has bahçenin nar ağacı,

Kimi tatlı kimi acı.

Benim derdimin ilacı

Ya bulunur ya bulunmaz.

 

Gönül gurbet ele varma.

Ya geliniz ya gelinmez.

Her güzele gönül verme

Ya sevilir ya sevilmez.

 

Deryalarda olur bahri

Doldur ver içeyim zehri

Zalim gurbet elin kahrı

Ya çekilir ya çekilmez.’’

                 Hüseyin Kırmızıgül–G.Antep

Bir başka bölgeden bir ananın feryadı vardır.

‘’Doyamadım sesine, fidan boyuna.

Kalın ip taktıklar ince boynuna.

Gül gibi düştün toprağın koynuna.

Seni asan eller kırılsın oğul.

 

Giden oğul hiç gelir mi yerine

Ah evladım yaram indi derine

Hele bakın zalimin eserine

Seni yakan eller kırılsın oğul.

 

Gömdüm oğul seni toprağa gömdüm.

Kanlı gözyaşımla pınara gömdüm.

Tabutun üstünde dirildim öldüm

Seni vuran eller kırılsın oğul, kırılsın oğul.’’

                                              Mustafa Atıcı-İsmail Özden

2-       Konularına göre türküler, ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine söylenen türküler. Acıklı olaylarla ilgili türküler, karşılıklı türküler, güldürü türküleri. Oyun türküleri, ağıtlar.

‘’Derince kazın kuyusunu

İnim inim inlesin.

Kefen dikmeye iğnesin

Vereninde avradını

 

Dağdan tahta getirenin

Istıkatına oturanın

Halkın bitirenin, imamın da…

 

Gambaz ile madrabazın

Malı vardı da yemezin

İkisi de yiğit namazın kılanın da…

Eşeği saldım çayıra

Otlaya karnını doyura

Gördüğü düşü hayra yoranında…

 

Münkir münafığın soyu

Yaktı harap etti köyü

Ölüsüne bir tas suyu dökenin evradını…

 

Kazak abdal söz söyledi

Cümle halkı karh eyledi

Sorarlarsa kim söyledi soranın da…’’

                                 Kazak Abdal

 

3-       Yapılarına göre türküler.

a-       Mani kıt’alarından kurulan türküler, bir biriyle sıralanmış manileri, peş peşe ezgiyle söylenmesi.

b-       Dörtlüklerle kurulu türküler, bu türküler anonimdir. Türkü hece ölçüsü ile yazılmış ve halk ezgileriyle bestelenmiş koşuk. Türküler genellikle kopuz, saz, cura eşliğinde söylenir. ‘’Nerede bir türkü duyarsan otur dinle, çünkü kötü insanların türküsü olmaz’’ sadece kötü insanların kini, nefreti, öfkesi, çıkarı, menfaati olur. Türküler bizi anlatır, yaşamın bir parçasıdır. Türkü yaşamdır, iştir, aştır, eştir, vatandır. Türküsüz yaşa dersen, yaşayamazsın. Havasız, topraksız, susuz kalırsın. Sevdamız türkülerdir.

 

‘’Parsel parsel eylemişler dünyayı

Bir dikili taştan gayrı nem galdı

Dost elinden ayağımı kestiler

Bir akılsız baştan gayrı nem galdı.

 

Mahsuni şerifim çıksam dağlara

Rast gelsen de avcı vurmuş marala

Doldur tüfeğini beni yarala

Bir yaralı döşden gayrı nem galdı’’

                                Mahzuni Şerif

Türkü söyleyenin içinde dert kalmaz. Müziğin hangi dalını söylersen söyle insana mutluluk huzur verir. (müzik zekayı açıyor.) Kanada da yapılan zeka gelişimine olumlu katkıda bulunduğunu ve hafızayı kuvvetlendirdiğini ortaya çıkardı. Kanadalı uzmanlar ‘’müzik eğitimi çocukların öğrenme yeteneklerini artırıyor.’’ dedi.

 

‘’Kime kin etinde giydin alları

Yakın iken uzak ettin yolları

Mihneti ne yetirdiğin gülleri

Varıp gittin bir soysuza yoldurdun

 

Sen beni sevseydin arar bulurdun

Zülfünün teline bakar dururdun

Madem ayrılıktı senin muradın

Niye beni al kanlara boyadın

 

Hicraniyem der ki bakın halime

Dağlar dayanmıyor ahuzarıma

Elim erimez oldu kisbikarıma

Çünkü gül yüzlümü elden aldırdım’’

                                  Anonim

Düşüncelerini, duygularını eyleme geçirmek içinde hareketin bereket olduğunu bilirler.

 

‘’Uyur idik uyandırdılar

Diriye saydılar bizi

Koyun olduk ses anladık.

Sürüye saydılar bizi

 

Halımızı hal eyledik

Yolumuzu yok eyledik

Her çiçekten bal eyledik

Arıya saydılar bizi’’

               Pir Sultan Abdal

Türkü söylenen yerde darlıklar dağılır, öfkeler, kinler buharlaşır. Türkü söylerken birlik beraberlik çığlıkları söylenir. Türkü aydınlıktır. Aydınlığın olduğu yerde karanlık kaybolur, kaçar saklanır, yok olur. İnsan, insan olduğunu bilir. Ne yazık ki ömür gelip geçiyor.

‘’Yüreğin ürperir kapı çalınca

Esmeyen yelinden hile sezerler

Künyeler kazılır dost, dost demir sandıktan

Savrulup gidiyor ömür dediğin

 

Dışı eli yakar içi de seni

Sona eklenmeli sözün öncesi

Ayrılık günün kör dereleri

Bölünüp gidiyor nehir dediğin

 

Bir insan ömrünü neye vermeli

Karanlık olur mu taş dikenli yol

Ağacın köküne inmek mi yoksa

Çırpınıp duruyor yaprak dediğin’’

 

Türküler bitmez. Türküler biterse insanlık biter, oksijen, su, ısı, toprak biter. Yaşam yok olur. Evrende müzik, dilde türkü dünya  döndükçe, canlılar var oldukça insanlar söyleyecek.

‘’İkilik kinini içimden atın

Öz de ben bir insan olmaya geldim

Taht kuralım ariflerin gönlünde

Serimi meydana koymaya geldim

 

Ben de bir zamanlar baktım bakıldım

Nice yıllar bir kemerde takıldım

O aşkı mecazla yandım yakıldım

Söz de ben bir insan olmaya geldim

Serimi meydana koymaya geldim

 

Gör ki imri dede şimdi neyleyeyim

Gerçek aşkı her yönüyle söyleyim

Her türlü sefaya veda eyleyin

Söz de ben bir insan olmaya geldim

Serimi meydana koymaya geldim’’

                               Nimri dede

Türküler deniz kadar mavi, okyanus kadar derindir. Atmosfer kadar sonsuz, ormanlar kadar gürdür. Kardeştir kol kola. Toprak kadar verimli yaratıcıdır. Ana sütü kadar besleyici büyütücü değerlidir. Anamızın ak sütü kadar ak, lekesizdir. İçilir besler büyütür, söyleyeni de dinleyeni de.

‘’Ela gözlü pirim geldi

Gören gelsin işte meydan

Dört kapıyı kır makamı bilen gelsin işte meydan

Allah Allah Allah Allah

 

Ben pirimi hak bilirim

Yoluna kurban olurum

Dün doğdum, bugün ölürüm

Ölen gelsin işte meydan.

Allah Allah Allah Allah

 

Şah hayatım der varız

Dergaha gider yolumuz

On iki imam katarımız

Gelen gelsin işte meydan

Allah Allah Allah Allah’’

                     Erzincanlı Aşık Daimi-Şenal Önadlı

Koro ile söylenen türkülerin tadı, lezzeti bir başkadır. Bir kural, düzen içinde birlik ve beraberce söylenir türküler. Söyleyen çoşar dinleyen coşar. Her nefeste birlik beraberlik kokar namelerinde. Sazın tınısı alır götürür insanı en güzel yerlere. Aynı anda aynı ortamda duygular yaşanır birlikte. Çünkü türkünün tadı yiyeceklerden daha tatlıdır. Aç kalpleri doyurur, görmeyen gözleri gösterir, konuşmayan dilleri konuşturur. Özgürlük olsun barış olsun dünyada.

‘’Dostluklar  kurulsun insanlar gülsün

Barış güvercini uçsun Dünya’da

Yok olsun kötülük düşmanlık ölsün

Barış güvercini uçsun Dünya’da

Dostluklar  kurulsun insanlar gülsün

Son bulsun savaşlar kimse ölmesin

 

Nesimi der ki ey füze yapanlar

Acımasız zalim cana kıyanlar

Bırak ey yaşasın bütün insanlar

Barış güvercini uçsun Dünya’da

Dostluklar  kurulsun insanlar gülsün

Son bulsun savaşlar kimse ölmesin’’

                                     Nesimi Çimen

Yiğitlik mertlik vardır türkünün özünde. Yurduna kem gözle bakarsan, gözünü çıkartır yiğitler. Sevinçlerini de üzüntülerini de türküler söyler. Haksızlık karşısında susmaz haykırır, verir başını. Mazlumun yanındadır her daim. Ölen yiğitleri halk gömer ağıtlarla yüreklerine. Türkü bizim türkülerimizdir söylenir dillerde.

‘’Tokat ellerinden bal anama aldım bakırı

İncitmeyin fıkarayı fakırı

Boz bulanık seller gibi rakıyı

İçirin beylere ben gelene dek

 

Atımı bağladım ben bir hozana

 Vardır saygı vsrdırğ

Yetişmiş batman pirinç küçük kazana

Yedirin beylere ben gelene dek

 

Ben bir köroğluyum dağda gezerim

Esen rüzgardan hile sezerim

Demir kürünk ile kafa ezrim

İlişmeyin fakire ben gelene dek.

 

Doğduğumuzda ninniler söylenir türküler. Öldüğümüzde ilahiler okunur baş ucumuzda. Türküde inanç vardır, ibadet, yaşamın merkezinde semah döner tüm evrene. Hürmet vardır, saygıda vardır. Can vardır yaşamın her karesinde.

 

‘’Hızır paşa bizi berdar etmeden

Açılın kapılar şaha gidelim

Siyaset günleri gelip çatmadan

Yıkılın kaleler dostta gidelim

 

Kalenin kapısı taştan demirden

Yanlarım çürüdü yaştan yağmurdan

Bir kimse yoktur ki dostu çağıran

Açılın kapılar dosta gidelim

 

Pir Sultan Abdal’ım ey Hızır paşa

Bizi hasret koydun kavim gardaşa

Yazılan mı gelir sağ olan başa

Açılın kapılar şaha gidelim’’

                    Pir Sultan Abdal

Ne insanlar geldi geçti bu topraklardan. Ne türküler söylendi dilden dillere, kulaktan kulağa. Acılarla, sevinçler karşılaştı denk geldi bu topraklarda. Gök kubbede hoş bir seda kaldı. Haydi sizde bir türkü tutturun. Atın içinizdeki fenalıkları. Yolumuz kardeşlik yolu, birlik yolu sevgi yolu olsun. Kötülüklerden uzak, iyilikte adınız olsun.

 

                                                             Süleyman Erkan 29 Kasım2014 TOKAT