KİTABI VE OKUMAYI SEVMEK

Sevgili Dostum,

İslam inancına göre Allah’ın kullarına, daha doğrusu da özelde Peygamberine, genelde ise Müslümanlara ve tüm insanlara ilk emri “Oku” olmuş. Neyin okunacağının söylenmemesine rağmen, bunun insanı geliştirecek, inançlarını sağlamlaştıracak ve hayatını kolaylaştıracak her şey olduğu genel kanaati yaygındır. Bu inanışa ben de candan katılmaktayım.

Sevgili dostum,

Sizinle tanışmamızda da ilk olarak kitap okumayı sevip sevmediğinizi sormuştum. Sizin de benim gibi kitap okumayı çok sevdiğinizi anlayınca büyük mutluluk duymuş ve size olan sevgim ve saygım daha da artmıştı. Bugün kurduğumuz sarsılmaz dostluğumuzun temelinin okuma sevgisi olduğunu da rahatlıkla söyleyebilmekteyim.

Can dost,

Bütün bunlara rağmen, insanlar okullara, hatta Üniversitelere gitmelerine, “Üniversiteler tamamladık“ diye hava atmalarına rağmen, toplum olarak okumayı sevmemekteyiz. Okuyana hayran olacak yerde kimi zaman alay etmeye, kimi zaman onların bu sevgilerini boş uğraşlar olarak görmekteyiz. Okumuş, gelişmiş insanlarla muhabbet etmek yerine, onlarla basit sohbetler yapmak, onları yanımızdan uzaklaştırmak, yanımızdan uzaklaştıkları zaman da “Dostlarımız neden bizden uzaklaşmakta? Bizim dostlukta bir hatamız mı var?” diye kendimizi sorgulamak yerine, hemen karşımızdaki insanı suçlamak  “Adamın burnu amma büyüdü, bizleri tanımaz oldu” demek  adeta gelenek oldu.

Can dost,

Bir dostum kütüphane memuru olarak atanınca çok sevinmiş. Ama kütüphaneye gidince tam manası ile hayal kırıklığına uğramış. Nasıl mı? Kütüphaneye atandığı zaman “Ooo ne güzel sabahtan akşama kadar kitap okursun, kitaba para vermezsin. Tam sana göre” diye gaz vermeleri karşısında sevinci daha da artmış ama atandığı kütüphaneye gidince şaşırmış. Memurlar fazla iş olmadığından çay ocağında sabah işe gitmeden nerede ise öğleye kadar boş konularda konuşmaya çalışıyorlarmış. Dostum, bir iki kere sabrederek bu konuşmalara karışmamış. Sonra bir de bakmış ki her gün her gün aynı konular konuşulmakta, seviye gittikçe azalmaya başlamış. Dostum da sabah çayını alınca odasına çekilmiş ve işten arta kalan zamanda gazetesini ve kitabını okumaya başlamış. Ama orada da kendisine rahat verilmemiş, kimisi gelmiş “ Onu şöyle yapmalısın, bunu böyle yapmalısın” diyerek, kimisi e “O gazeteyi okuma, o gazeteler vatan haini, bu gazeteleri oku“ diyerek açıkça baskı yapmaya başlamış. Bu her gün tekrarlanmaya başlayınca özgürlüğüne çok düşkün olan dostum sinir krizi geçirmiş. Hastaneye kaldırmışlar. Sonunda başka iş yerine geçmek zorunda kalmış.

Can dost,

Kitap seven insan boş insanların çalıştığı yere düştüğü zaman işte böyle olmakta. Kitap okumayan kütüphane memurları,  iş olmayınca da ona buna sataşmaktan geri kalmamaktalar. Kitap okumanın sevkini tatmış ve gelecek nesillerin okumakla ne kazanacaklarını bilmiş olsalardı, sanırım o arkadaşları ile alay etmek yerine onu el üstünde tutarlardı. Ne yazık ki o okuyanla alay edenler, kendi çocuklarının en güzel okullarda okumaları için en büyük çabayı verecek mücadeledeler. Burası bir tezatlar memleketi işte. Okumayı seven insanları sevmek ve çocuklarımıza da onları örnek göstermek en güzel motivasyon çocuklarımıza ama anlayana…

Canım dostum,

“Okumayı sevme” ortak noktamızda buluştuk. Okumayı sevmemiz sayesinde sohbetlerimiz kitaplar ve okumak üzerine yoğunlaşmakta ve bu konuda mutlu olmaktayız. Başkaları bizim okuma sevgimizle alay ederler mi? Yoksa bizi yanlış anlarlar mı, bunlar bizlerin umurunda değil ve olmamalı da. Önemli olan bizim hayat felsefemiz ve hayatı sevmemiz. Bunu da bizlerin geleceği olan çocuklarımıza ve bizi ciddiye alan insanlara aşılamamız. Gerisi boş.

Can dostum,

Bugün kitap okumaya zaman ayıran ve adam başına basılan kitap sayısına, adam başına düşen yılda okunan kitap sayısına bakıldığı zaman gelişmiş ülkelerin her zaman önde olduğunu görmekteyiz. Gelişmişlik okumayı sevmek ve okuduğunu uygulamakla ortaya çıkar.

Can dost,

Bazen o kadar öğretmen, imam gibi toplumu eğitmesi ve yol göstermesi gereken insanlara bakmaktayız ki, okumayı sevmedikleri gibi okuyanla da alay etmekte, aynı zamanda da boş işlerle kendilerini meşgul etmekteler. Onlara “Boş insanlar” diyenlere de kızmaktalar. Onlar da haklı, boş oturmak da geri kalmış insanların ve ülkelerin özelliklerindendir.

Can dost,

Bazen öyle insanlara rastlamaktayız ki, imamlıklarının ve öğretmenliklerinin yanında hem öğrencilerini eğitmiş, cemaatini aydınlatmış, hem de onları aydınlatırken kendileri de okuyarak, gelişerek, daha da ileri gitmişler ve emekli oldukları zamanda yalnız kalmamanın ve kitaplar ve konferansları ile insanları aydınlatmaya devam etmenin sevincini yaşamaktalar.

Can dost,

Okumayı seven bir insan olarak, okumayı seven başka bir insan, sevgili dostum sana “edebi mektuplar” yazmaktayım. Nedir bu edebi mektup? dersen, bu mektuplar zamana ve mekana bağlı olmayan, zamanla okuyanları aydınlatacak ve her çağda da önemini kaybetmeyecek, çocuklarımıza ve torunlarımıza da miras bırakacağımız güzel mektuplardır. Aslında size yazıyormuş gibi görünmesine rağmen “kızım sana söylemekteyim, gelinim sen anla” misali herkesin okuyup aydınlanacağı mektuplardır. Ben yazayım, önce siz okuyun sonra kimler okursa okusun yeter ki insanlar faydalansın, etkilensin ve olumlu güzel düşünmenin ve yaşamanın sevincini yaşasınlar.

Sevgili dostum,

Okumanın ve yazmanın önemini belki bana ve size kimse öğretmedi. Bunu siz ve ben içimizde hissettik ve yaşamak istedik. Okumak ve yazmak bizlere hayat felsefesi oldu. Belki okumayı yazmayı bu kadar sevmeseydik insanlara faydalı olamazdık. Peygamber ne denekte  “İnsanların iyisi insanlara faydalı olandır.” Yine ne demiş büyük insan: “İki günü denk olan ziyandadır.” Gelişmemek, gelişen insanı küçümsemek veya önemsememek bizlerin gelişmesine değil sadece, gelecek nesillerin de gelişmesine engel olur. Bu yüzden okuyarak gelişmenin önemini her daim anlatmak zorundayız, yazarak söyleyerek.

Canım dostum,

Bizim bu faydalı olmak isteğimizi ve okumak sevgimizi başkaları boş oturarak onunla bununla dalga geçmek olarak algılamışlarsa bizlerin yapacağı ne olabilir ki? Bu evrenin sorumlu bir vatandaşı olarak başkalarına faydalı olamadıkları gibi zarar vermeyi şaka, sevgi olarak algılayan zavallılara ne yapabiliriz ki?

Can dost,

Her şeye rağmen bizler dik durmasını ve yanlış yapanlara karşı yanlışlarımızı söylemesini bilmek ve okumaya yazmaya devam etmek zorundayız. Şunu unutmamak lazım ki okuyarak yazarak başkalarına faydalı olmak niyeti ile yazmak ve okumak her zaman ibadette geçen zaman kadar değerlidir. İbadet aşkı ile okumak yazmak insanlara her zaman, bana verdiği gibi huzur verir zannetmekteyim.

Can dost,

Size zaman zaman böyle güzel mektuplar yazmaya çalışacağım. Eskiler derler ki “ Söz uçar yazı kalır.” Konuşarak, sohbet kadar yazarak sohbet etmek de bana büyük zevk vermekte. Bunları size yazarken sanki siz karşıma gelmişsiniz, kahvelerimizi yudumlarken, siz bana ben size sevgi ile bakarken bu sohbeti yapmaktaymışız hissi ile size yazmaktayım. Olur ki bu yazılar, konferans havasında başkalarına da çok faydalı olabilir.

Can dostum,

Birbirimizi sevmemiz, okumamız ve gelişmemiz için her zaman “Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.”  Bunun şuurunda olarak okumak, yazmak yine okumak, sonra gene yazmak olarak ömrümüzü tamamlarsak hayatımızın boş geçmediğini o zaman insanlar daha iyi anlar.

 

Muhabbetle kucaklamaktayım.