Kolaya Kaçılmayan Dostluk

 

Sevgili Dostum,

Dostlukta insanların birbirine olan sevgisi ve saygısı yanında, birbirlerine olan güvenlerine artı olarak dostlukta insanlar kolaya da kaçmamalılar. Kolaya kaçılan dostluk, sahte dostluktur. Bu mektubumda neyin kolay neyin zor, neyin ise ciddi olduğunu sana anlatmaya çalışacağım. Bu mektuplarda “ Kızım sana söylemekteyim, gelinim sen de anla” misali dostluklarda başarı sağlayamayan veya dostluklardan zevk alamayanlara bir ders var. Tabii ki “Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az” misali ata sözünü anlayanlar için.

Can dostum,

Basitlik, kolaylık nedir? Önce sana onu anlatmak isterim. Kolay sıkıntı çekmeden emek vermeden ve hemen yapılan işlere denir. Yani özen olmayan, gösterişe kaçan ve “dostlar alış verişte görsün” misali yapılan işlere “kolay iş” ya da “basit iş” denir. Halbuki işin güzel ve verimli olabilmesi için emek verilmesi, özenilmesi, ciddiye alınması önemli.

Can dostum,

Bilirsin ki işini güzel yapan ve insanlara yaptıkları ile başkalarından farklı olduğunu hissettiren ustalar vardır. Terzi, marangoz gibi. Edebiyatta okunan ve farkını da hissettiren yazarlar gibi… İnsanlar onların başkalarından daha güzel işler yaptıklarını, daha özenle yazdıklarını, daha bir şevkle çalıştıklarını bilir ve yapılan eserlerine ilgi göstererek de onları ödüllendirirler. İşte örnek gösterilecek dostluklarda da özen, itina, azmi oranda da dikkat edilmesi gerekir.

Sevgili dostum,

Bizim dostluğumuzu takdir eden dostlarımız da vardır. Gene aynı oranda “Bunlar gene ne çıkar için baş başa vermişler de ne gibi menfaatler için konuşmaktalar” diyerek dostluğumuzu çekiştiren “Öküz altında buzağı arayan”lar vardır. Bunlar bizim dostluğumuzu anlayanlardan kat be kat daha fazladır. İşte basite kaçılmayan dostluk, kolaya gidilmeyen dostluk bu “Öküz altında buzağı arayanlara karşı” mücadele etmesini bilmek, onları güzellikle bizim dostluğumuzun sırf sevgiye dayalı olduğuna inandırmaktır bize düşen.

Sevgili dostum,

Hayatta öyle insanlar vardır ki, çalışacak gücü, meslekleri olduğu halde çok basit ve kolay gerekçelere sığınarak başkalarının hep kendilerini kurtarmasını, sahip çıkmasını beklerler. Hatta o kadar ki, her türlü engellere rağmen hayatta “ ben de varım” diyen engellilerin kendilerine bakmasını sahip çıkmasını bile dilerler. Halbuki, kendileri vücut olarak sağlam ama engellilerden, hatta güçsüz olan kadınlardan, yani eşlerinden kendilerini geçindirmelerini isterler. Sözüm ona eşlerini evde bırakarak başka kadınlar peşinde koşarak da erkekliklerini (!) ispatlamaya kalkarlar. Ben bunlara hem çok gülerim hem de zavallılara acırım. Çünkü asıl erkeklik kendisini ve ailesini başkalarına muhtaç etmeyen insandır. Bizim dostluğumuzda evdeki eşini ve çocuklarına bağlı olan, başkalarına bakmayan basit ve kolaya kaçmayan evini ve ailesini gerçek manada seven aile reislerine benzer. Eğreti, sahte bir dostluk olmadığını da herkes hemen anlar.

Sevgili dostum,

Dost dediğin önce kutsal olan aile kurumuna saygılı olmak, yani ailesine bakmak, sonra da dışarda dostluklar kurabilmektir. Ben ailesinin kendisine muhtaç iken, işinden arta kalan zamanını da güya sosyal çalışma diye dışarıda geçiren insanlara sosyal demem.

Sevgili dostum,

Bir gün yeni bir kitabım yayınlanmıştı. O kitaptan dolayı beni okullara davet ederek gençlere konferanslar vermemi istemeye başlamışlardı. Bende sosyallik namına,  başka gençlere faydalı olmak namına bu konferanslara severek katılmaya çalışmaktaydım. Bu konuşmalarda insanların bana sorular sorması, benim güzel soru soranlara kalem ve kitap hediye etmem o kadar hoşuma gitmekteydi ki, ben ailemi ihmal ettiğin farkına bile varamamıştım. Bir gün gene konferansa gidecektim ki, ergenlik dönemine yeni giren oğlumun “ Baba sen de amma adamsın. Okullara başka gençlere konferanslar vermeye gitmektesin ama bu evde bizlerle fazla ilgilenmemektesin. Bu ne biçim babalık “ demez mi? O zaman anladım ki, ailesini mutlu edemeyen, onlara zaman ayıramayan insan onlarca insana, yüzlerce insana, hatta binlerce insana hitap etse, onları heyecanlandırsa, sevindirse de gene de başarısızdır. Kendini mutlu edemeyen, ailesini mutlu edemeyen yani “iç başarı” sağlamayan insanın,  sivil toplum kuruluşlarında başarılı olması “dış başarısı” neye yarar? Bu başarı kolaya kaçan bir başarı. O gün oğlumun anlattıkları bana bunu öğretti.

Sevgili dostum,

İşte bizler de önce ailemize zaman ayırırken, onları mutlu ederken, zamanı gelince de eşlerimizi kendi hemcinsleri ile baş başa, çocuklarımızı arkadaşları ile baş başa bırakırken bizler de seninle “kolaya kaçılmayan dostlukla” dostluğumuzu pekiştirmekte ve mutluluklarımıza mutluluk katmaktayız. Yani her şey seviyeli ve yerinde yapılırsa verimli olmakta. Bir büyük ve başarılı insana sormuşlar. Bu kadar kısa zamanda, bu kadar büyük işi nasıl başardınız? “Adam 5 kelime ile cevap vermiş” Her şeyi zamanında yaptım” Yani ertelenmeyen, üşenilmeyen ve aileye ayrılan zamanı bilerek, dostlara ayrılan zamanı bilerek, arkadaşlara ayrılan zamanı bilerek. Ölçüyü kaçırmadan güzel dostluk. Arkadaşlıkta ölçüyü kaçıran insanları görünce hep ama hep bunları düşünmekteyim işte.

Sevgili dostum,

Kolaya kaçmadan, yani zamanında, dosta ayrılan ve gereksiz konuşmalar yapılmayan, konuşurken dedikodu yapılmayan ve çocuklarımızın geleceği konuşulan, geçmişten çok az bahsettiğimiz bu dostluk beni sevindirmekte, mutlu etmekte işte.

Sevgili dostum,

Buna rağmen öyle bize dost görünen insanlar var ki, bizlere ondan bundan söz taşıyarak “Senin yakının sana şunu dedi, yok bunu dedi” diyerek söz taşıyanla, “sen şunu şöyle yapmalısın, bunu böyle yapmalısın” diye dayatan ve akıl veren insanları hiç sevmem ama ne yazık ki, imam, öğretmen, aydın insan etiketi taşıyan insanların çoğu böyle. Bunlara “Gelin çocuklarınızın geleceğini konuşalım” dediğimiz zaman “Boş ver bunları” derler. İşte bu dostlukları basite kaçan dostluklar olarak algılarım ve sıkılırım. Kızgınlığımı da belli ederim. Sen basite kaçmadığından dolayı da seni severim işte.

Sevgili dostum,

Bizler başkalarının sözlerini ona buna taşıyan değil, kendimizi geliştiren ve çocuklarımızın okul ve sosyal başarılarını da gözlemleyerek, onların hayatlarına olumlu nasıl katkı sağlayacağımızı konuşarak onlara hayat mücadelelerinde ancak böyle destek oluruz. Yoksa ev araba sevdasını kalplerine sokarak akrabalarına düşman, sevgisiz, duygusuz, sigara ve alkole meyleden, bizden sevgi göremeyince başka yerlerden sevgi arayan bir nesil yetiştirmiş oluruz.

Can dostum,

Başkaları ne derse desin, bizleri analiz etme bahanesi ile iftira bile etseler bizler onlara gene de ses etmemeliyiz. Bir defa söyleyelim anlarsa anlasınlar, anlamayana biz ne yapabiliriz ki… Ancak senin gibi anlayana ve okumayı sevene anlatabilirim anlatacağımı.

Canım dostum,

İnsanlar her gün aynı şeylerden bahsederek ve başkalarının başarısının sebeplerini gene başkalarında arayarak, kendilerini hep ileriye götürmeden bir “hayat oyunu” oynamaya devam etsinler, yani basit bir hayat ve dostluk “dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir”  ilahi emri gibi hayatlarının amacının başkalarının başarılarını kıskanmak ve başkaları ile alay etmek olduğunu zanneden zavallılara da sen ve ben acıyalım çok zaman. Onlar  basitlikleri ile  hayatta oyalanadursunlar sen ve ben  basite kaçmayan dostluğumuzla , gelecek nesilleri bilgimizle aydınlatarak, sevgimizle sarmalayarak , kucaklayarak , el bebek gül bebek büyüterek  yarınlara en güzel armağanları basite kaçılmayan dostluğumuzla , basite kaçmayan nesiller yetiştirerek  geleceğimize en güzel armağanları vermiş olacağız.

Muhabbetle kucaklamaktayım seni...