Okumuş Cahiller ve Aydınlar

Sevgili  Dostum,

Üniversite hayatım bana yepyeni ufuklar açmıştı. Nasıl mı? Bak anlatayım sana.

Sevgili dostum,

Anadolu’nun 5000 nüfuslu küçük bir kasabasında doğup, ilkokulu (adı daha sonra ilköğretim oldu) ortaokulu, liseyi  orada okumuştum. Nerede ise dünyayı sadece doğduğumuz kasaba ve il merkezinden ibaret sanmaktaydım. Üstelik de bir hastalık geçirerek hayatımızı normal insanlardan daha zor şartlarda geçirecek hale gelmiştim.

Can dost,

Lisede hocalarımız, nerede ise Üniversite tamamladıktan sonra kitap okumayı bir kenara atmış, kitap okuyan öğrencileri her fırsatta “Bunları okuyacağına derslerine çalışsan iyi edersin” diyerek uyaran hocalardı. Kimisinin de okul dışı tek hobisi, kahvehanede okey oynayarak stres atmaktı. Sınavda iyi notlar alınca kimse bizi tebrik etmez, kolay sorular sordukları için başarı hocalarımızın olurdu. Sınavda başarılı öğrenci az olduğu zaman biz tembel olur, çalışmamış olurduk. Hocalarımıza sevgimizi göstermek, onlara şiirler yazmak “Yağcılık” olurdu. Bu tavırla karşılamakla “duyguları açığa vurmanın veya şiirle ifade etmenin nerede ise suç olacağına inanmaya başlamıştım. Yani duygulanmayan, düşünmeyen, hocalarına duygularını bile anlatamayan insanlar olmamız istenen bir lisede öğrenim görmüştüm.  O zaman tüm okulların da böyle olduğunu sanırdım. Üniversite ise bize ulaşılmaz kaleler olarak  gösterilmişti o zaman .

Can dost,

Bu zihniyetin egemen olduğu lisede okuyarak, okumayı hocalara inat severek ve evde bolca okuyup , arkadaşlarımızın eğlendiği bir zamanda okumayı ibadet gibi benimseyerek, kimsenin inanamadığı bir sonuçla  İstanbul’da Üniversite kazanmıştık. O zaman kaliteli eğitimin ne olduğunu anlamış, hem büyük şehirde okumanın, hem de güzel Üniversite kazanmanın sevinci ile bu okuldaki başarımız liseden daha yüksek olmuştu. Demek ki insan bulunduğu ortamdan beslenerek, başarısı veya başarısızlığı artmakta veya azalmaktaydı. İyi ve kaliteli hocalar insanları başarıya motive ederken, dar kafalı ve okumayı sevenleri okumaktan nerede ise soğutmaya çalışan insanlar öğrencileri okumaktan ve okuldan soğutmaktaydı.

Can dost,

Sizce okumuş insan cahil olabilir mi? Bence neden olmasın? Üniversite diploması almış ama fikir ve düşüncelerini yazılı veya sözlü ifade edemeyen ve insanlarla rahat iletişim kuramayan, insanları başka insanların görüşleri ile tanımaya çalışan insanlar başka ne olabilir sizce? Okumak demek bilinçli olmak ve okuduklarını uygulamak demek. Okuduklarını uygulamayan, tavır ve düşünceleriyle sözleri aldığı diploma ile uyum sağlayamayan insanlar okumuş cahiller değil de nedir sizce? Bununla ne demek istediğimi anlıyorsunuz umarım.

Can dostum,

Siz de  İstanbul’da Üniversite okudunuz ben de. Siz  hep İstanbul’da okurken ne yazık ki ben  sadece Üniversiteyi İstanbul’da okudum ve bu yüzden de bizim yetişme şartlarımız farklı. Ama sonunda aynı  şehirde Üniversite okumak, ikimiz de kaliteli hocalardan eğitim almakla ortak yön bulmuş olduk. Yani eğitim eşitliğimiz olmamasına rağmen, sevgide, ilgide eşitlik kurduk aramızda. Önemli olan da birbirimize karşı verdiğimiz değer ve hayatta eşit olduğumuzun bilincinde olmamız.

Can dostum,

Bizlere okuduğumuzu uyguladığımız ve basitliğe taviz vermediğimiz için “Okumuş cahiller” diyen de  olmaktadır. Onlar aslında basitliği, seviyesizliği “Hoşgörü ve eşitlik” olarak algılamaktalar. Hiçbir zaman seviyesiz ve basit olmak halka inmek, olarak algılanamaz. Herkes birbirine saygıyı öğrenmek zorunda.

Can dost,

“Okumuş cahiller” aslında okuduklarını uygulamayan ve bilinçli olmayan insanlardır. Toplumuzda etikete önem verdiklerinden dolayı , doktor, avukat, mühendis gibi etiketlerle anılanlara karşı  toplumuzda duygusuz da olsalar, ruhsuz da olsalar , vurdumduymaz da olsalar bir hoşgörü ve sempati oluşurken, Üniversite mezunu olmalarına rağmen, farklı branşlarda olan insanlara aynı hoşgörü yok. Sence sebep ne? Ben cevap vereyim senin adına. Etikete verilen önem. Halbuki bizler bu dünyadan ayrılınca yaptıklarımız ile anılacağız ve mesleklerimiz öldüğümüz  ile kalacak. Derler  ki “Yiğit ölür eseri kalır, eşek ölür semeri kalır.” Biz semer bırakan değil, eser bırakan olmaya bakmalıyız. Kim ne derse desin, küçük  bir eser bırakan insan, koskoca semer bırakandan daha değerlidir.

Can dost,

Bizler, okuyarak aydınlanmaya çalıştık. Sadece aydınlanmakla kalmayarak, aydınlatmaya, çevremize ışık saçmaya da çalıştık. Ancak karanlıkta devamlı kalan insanlar ışığı görünce nasıl rahatsız oluyorsa, bizler de ışık saçtığımız zaman okumamış, karanlıkta kalmış insanlar o nispette rahatsız olurlar. Aydınlık içerisinde  bilgi ile dolu insan da nasıl karanlık odaya girince rahatsız olur, elektrik kesilmelerinde ne kadar olumsuz etkilenirse, bizim ile aydınlanamayan insanın duygusu da aynıdır. Ama bizler de karanlığa alışkınız. İlk çocukluğumuz elektriği bile olmayan evlerde geçti. Bilmem sen İstanbul’da büyüyen insan olarak mum ışığında her gün ders çalışmanın zorluklarını ve imkansızlıklarını biraz de zevkini tattınız mı bilemem ama ben bunu tattım ve mum ışığında yaşayanları da az veya çok anlarım.

Can dost,

Her şeye rağmen, bizleri eleştirenlere, bizlere değer vermeyen, hatta ileri giderek küçümseyen ve önem vermeyenlere rağmen gene de hayatta insanlara faydalı olmanın ve sevgi ile bilgi ile dolu olmanın zevkine diyecek sözüm yok. Bilgimizden kimseler faydalanmak istemese de çocuklarımıza, ailemize ışık saçmak, şu mektupları yazarken bile  insanlara aydınlıkları göstermek her şeye rağmen bana zevkli uğraş gibi gelmekte.

Can dostum,

Aydın insan olmanın ne demek olduğunu da çok insan anlamaz. Bu ülkede “aydın insan” olmayı herkes bir farklı algılamıştır. Aydın insan olmak bence “dünyanın farkında olmak ve bilinçli olmak" ile eş değerdir. Bilinç ne demektir? Yaşadığının farkına varmak , insan olmanın şuuruna ermektir. Yani insanı hayvanlardan ayıran düşünme, konuşma, başkalarına faydalı olmak aydın olmak bilinçli olmak demek bence. Tabii ki bunu başkaları da farklı olarak algılayabilirler.

Can dost,

Bazı insanlar bizlere “Sen aydın değilsin, ben cahil değilim” diyerek üstünlük veya başka bir şey taslamaya kalksa da aydınlık ve karanlıklar, cahillikler insanın davranışlarında, başkalarına verdiği değerde yatar. Kendine yapılmasını istemediği davranışı, başkasına severek yapan insan acaba “Ben cahil değilim” diyerek haykırsa neye yarar sorarım sana?

Sevgili dostum,

Lafı nereden açtık bak nerelere kadar geldik? Şunu unutmamak lazım ki, bizim amacımız başkalarına üstünlük taslamak, bilgi ve sevgice üstün olduğumuzu  anlatmak değil. Bizim amacımız sadece insanlara aydınlık saçmak ve onlara da hayatın zorluklarının üstesinden gelmeyi öğretmektir. Bunu başardığımız zaman kendimizi mutlu hissederiz.

Can dost,

Hayatta servetlere sahip olmak kadar, başkalarına muhtaç olmamak en büyük zenginlik olsa gerek.  Asıl fakirlik de şudur ki,  çalışacak gücü ve serveti olduğu halde kendisini hep güçsüz ve başkalarının desteğine  ihtiyacı olan insan olarak görmektir. Böyle insanlara hem kızarım çalışmak istemedikleri tembel oldukları için. Hem de kızarım ki, güçlü oldukları ve başkalarına muhtaç olmadıkları halde kendilerini muhtaç hissettikleri için. Bu insanlar vücudu gelişmiş ve ruh ve aklı hep çocuk kalmış insanlardır. Çocuklar da hep anne ve babalarının himayelerinde olmak istemezler mi? Bu tip insanlar da öyledir. Şükürler olsun ki sen de ben de başkalarına muhtaç olmadığımızın ve başkalarının da (çocuklarımız ve eşimiz hariç) bize muhtaç olmadığının bilincindeyiz. Bu farkın farkına varmak bile bizi mutlu etmekte işte.

Muhabbetle kucaklamaktayım sevgili dostum.

 

Seninle dostluk ne güzel ama.