Rakı içen At

Uzakları yakın eden, insanları kavuşturan, gurbete götüren, motorlu taşıtların olmadığı zamanlarda yüzlerce yıl insanların en hızlı ulaşım aracı At'tı. Barışta, savaşta, sevinçte At vardı. Savaşa giderken At sırtında... Gelin gelirken davul zurnayla Atlar süslenir. Eğlenceli günlerde cirit meydanlarında Atlar. Özgürlüğün, bağımsızlığın simgesi At. Binicisiyle bütünleşen At, sadık bir hayvan oluşu hikayelere konu olmuştur.

            Köroğlu'nun yiğitliğinin yüreğinde, mücadelesinde, kılıcında olduğunu bilsek de; asıl yiğitliği halk ve çevresindeki insanlardır. Bir de menzile ulaştıran atındadır. Atı bilmeyen yoktur.

            Bu olay Tokat’ta geçer. Çocukluğunu yetim olarak yaşamış bir Anadolu çocuğunun anısı. Bir bacısı, iki erkek kardeşi olan Ali, kardeşlerinin en küçüğüdür. Anasına bir evin erkeği gibi yardımcı olmuş. Acımasız hayatta durabilmek için anasıyla tarlalardan başak da toplamış, eşeğiyle birlikte ormandan kışlık odununu da temin etmiş. Boş durmayı sevmez, çalışmak, düzenli olmak, üretmek onun prensiplerindendi. Yoksul ve fakir oldukları için bu aileye yardım etmişler. Ali sabaha kadar uyumamış, ağlamış, öfkelenmiş. "Bize bu yardımı neden yaptılar, elimiz ayağımız tutuyor?  Bizim yardıma ihtiyacımız yok." demiş. Ali, zayıf, cılız olmasına rağmen oldukça dik, onurludur. Okuyamamış, ilkokul üçüncü sınıftan ayrılmış. Okulu ve okuldaki çocukları gördükçe burnunun direği sızlar, gözlerine yaş dolar. Ali Alıcı’nın diğer adı da (Bahçeci Halis’tir.) Tokat’ta bu lakapla bilinir, tanınır. Bahçesinde en iyi sebze ve meyveleri yetiştirmek için at arabasıyla mil taşırdı bahçesine. Taş köprü (Hıdırlık köprüsü ) altında mezbahane altında ırmak yatağından at arabasına gübreli, milli toprağı yüklerdi. Atı güçlü olduğu için ne kadar yüklerse, hayvan arabayı çeker çıkartırdı.

Atı, ırmağa gittiğinde arabayı yüklemiş, atına güvendiği için birkaç kürek daha atmış. Arabanın arka tekerleği ırmağın ince kumuna gömülürken araba suya doğru çekmiş. Araba ve at suya gömülmüş. Atı arabadan zor bela kurtarmış. Ne yazık ki atın kulağına su kaçırmıştır.

            Çevreden gelenlerin yardımıyla atını ve arabasını sudan çıkartıp bahçeci halisi evine yolcu etmişler. Çok sevdiği atını ahıra getirmiş. Ne kadar baksa at ayağa kalkmıyor, yemiyor, içmiyormuş. Günler geçtikçe Halis üzülür, ne yapacağını bilemezmiş.  Üstünü örter, yiyeceklerinin en iyisini hayvanın önüne kormuş.  Tarar, sever okşarmış. Kime sorsa ne söylerse onu yaparmış. Oğulbey mahallesinde payton süren atlardan iyi anlayan Necip beyin yanına gider. Derdini anlatır. O da Halis’e "Sen ata sabah akşam yarımlık rakı içir." der. Çaresiz Halis yarımlık rakıyı alır ahıra gider. Atın baygın ve yatalak haldeyken zorla ağzına yarımlık rakıyı boşaltır. Rakı hayvanın midesine iner inmez sıçrar, ayağa kalkar. Belirli bir zaman sonra hayvan su içer yem yer. Akşam bir yarımlık rakı daha alır hayvana içirir. Hayvan biraz daha kendine gelir, güç kuvvet kazanır. İkinci gün olayı tekrarlar. At rakıyı görünce alt dudağını uzatır rakıyı içmek için can atarmış. Eski güç ve kuvvetinden de daha fazla güçlü olmaya başlamış.

            Eski iş ve güçlerine tekrar başlamışlar. Uyum ve ahenk içinde birlikte çalışıp dururlarmış. Arada sırada atını da rakı ile ödüllendirirmiş.

            Tokat’ta taşıt eskiden fazla yoktu. Taşhan'a yükü sebzeyi boşaltmış. Eskiden Taşhan Tokat’ın hal görevini yaparmış. Taşhan'ın karşısında hocanın oğlu Mustafa bakkal ve tekel bayiliği yaparmış. Bahçeci Halis at arabasını bakkalın önüne eğler. Sigara almak için içeri girer. Kapının önündeki at raftaki rakıyı görünce dayanamaz. Arabanın kollarınla bakkalın çerçevesini yerle bir eder.  İçeridekiler neye uğradıklarını anlamadan dışarı çıkarlar, atı dükkandan uzaklaştırırlar. Bakkalcı Mustafa var gücüyle öfkelenir kızar, Halis'e hakaretler yağdırır.

            Halis "ne kızıyorsun be adam, at rakıyı görünce dayanamadı çerçeveye saldırdı."

            Bakkal Mustafa "Hadi be adam, hiç hayvan görmedik mi? At rakı için dükkana saldırır mı?’’

            Halis ‘’Vallaha rakıya saldırdı gardaşlık.’’

            Bakkal Mustafa "At rakıyı içsin ben zarar ziyandan vazgeçerim." der.

            Halis "getir oradan bir rakı bakayım."

            Bakkal Mustafa bir büyük rakı getirir, Halis rakıyı açarken, At alt dudağını rakıya uzatırken gözlerinin içi güler. Atın ağzına rakıyı aktardıkça lıkır lıkır içer.

            Bakkal Mustafa "Halis gardaşlık helali hoş olsun. Ben bu zararı karşılarım. Sana inandım." der. Öfkesi geçer. Halis Alıcı da sarhoş olan atını geminden tutar. Yalpalaya yalpalaya ahıra getirir.

            Atın ölene kadar adı "Rakı içen At’’ olarak söylenmiş.

            Bu olayı duyunca hem ilgimi çekti hem de çok düşündüm. Atın ayağı kırılınca, kulağına su kaçınca iyi olmaz derlerdi. Derdi veren Mevla, dermanını da verirmiş. Yeter ki sebebi olsun.

            Yaşadığımız yer yüzünün de binlerce bitkisi var, bizleri zehirleyen de, iyi edip besleyen de aynı topraktır. Koynunda barınmakta.

            Sevgi yolunuz, saygı yüreğinizde olsun.

 

 

Süleyman Erkan