ELÇİN İSGENDERZADE VE HAR-I BÜLBÜL

Azerbaycan’daki kardeşim Prof.Dr. Elçin İsgenderzâde’nin 50. yaş günü programına katılmak, yaşanacak mutluluklara ortak olmak ve kendisine ithaf ettiğim Hâr-ı Bülbül kitabımın tanıtımı için 26 Kasım 2014 tarihinde Bakü’deyim.

Onu anlatmaya nereden başlamam gerek, Karabağ’dan, Şuşa’dan, Çıdır Düzünden, Hâr-ı Bülbül’den…  14 Ağustos 2003 tarihinde Bakü havaalanında beni karşıladığı ve tanıştığımız ilk dakikalardan başlayabilirim.

   15 Ağustos 2003 tarihinde;  “Türk Medeniyetinin ve Edebiyatının İnkişafındaki Faaliyetine ve Azerbaycan- Türkiye Gardaşlık Alakalarının Genişlendirilmesindeki Hizmetlerine Göre OSMAN BAŞ “VEKTOR” Uluslararası İlim Merkezinin Fahri Doktoru Adına Layık Görülür. O gün de söyledim, aldığım bu ödül hayatımın ödülü olacak. Önceki ve sonraki ödüller bu ödülün önünde olmayacak.

2.Uluslararası Tokat Yeşilırmak Şiir Akşamlarına Azerbaycan adına iki şairden biri olarak katılan Elçin İsgenderzâde, beraberinde Hayrettin İvgin ve Tamilla Abbashanlı’yı Tokat otogarında Yavuz Bülent Bâkiler ile birlikte karşılıyoruz. Türkiye’ye,  Ankara’ya, Tokat’a ilk gelişleri. Tokat otogarındaki kavuşma anı hafızamda ebediyyen tazeliğini koruyacak bir anı olarak yaşamaya devam ediyor. Yurt içi ve dışından şairlerin katıldığı şiir ve “Türk Dilinin Meseleleri” programıyla başlayan günler.

Türk dünyasının derinliklerinde eli kalem tutan sevdasını gönlüyle bütünleştirmiş gülümseyişiyle bir şeyi çok iyi biliyorum ki; edebiyat ile iç içe yaşayan, Azerbeycan’da mesleği ne olursa olsun herkes şiiri tanır ve şiirin her noktasında vardır. Hatta denilir ki her üç kişiden biri şairdir. Geri kalanları da şiir sever veya şiir dostudur. Bu nedenle; bilim adamı alanını saygıyla anıyor, şair ve yazar yönünü ele alıyorum.

   2003 yılından itibaren yayımlanmış kitaplarının çoğunu okumuş biri olarak diyorum ki Elçin Bey şairdir. Kitaplarının yanında Bayatı dergisi çok önemli hizmetler yapmaktadır. Dünyanın dört bir yanında yapılan kültür etkinliklerine katılmıştır. Başta Azerbaycan ve Türkiye olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde yazarlar derneği ve birliklerine üyedir. Kitaplarını incelediğim de şiirlerinin ana damarlarında, mısraların ara sokaklarında ana fikrinde  “hasret” gözle görülür şekilde öne çıkar.

   O, bugün Ermenistan tarafından işgal altında tutulan Karabağ bölgesinde Şuşa şehrinde doğmuştur. Dünya hayatına orada merhaba demiş, ilkokul yıllarına burada başlamıştır. Şuşa, Cıdır düzü ve Har-ı Bülbül kelimeleri birbirini tamamlayan kelimeler olarak, şiirlerine yansımakta, ufukların ötesine yürüyüşünde merkez oluşturmaktadır.       

“Yüreğimin Sevda Türküleri” adlı şiir kitabını incelediğimde gözden kaçırdığım olmadı ise, 10 defa Şuşa, 10 defa Cıdır Düzü, 12 defa Hâr-ı Bülbül kelimeleri kullanılmıştır.

Gittiği her yerde, katıldığı her programda ülkesini ve şiiri en üst düzeyde temsil etmiştir. Şiirlerinin derinliğini anlamak, yorum yapmak için onun 50 yılını çok iyi bilmek gerek. Tabii her şeyden önce o bir Türk’tür. Yüreğindeki sevdalar öylesine büyüktür ki, Şuşa’da başlayan yolculuk dalga dalga önce Türk dünyasına sonra bütün dünyaya ulaşmaktadır.

 Karabağ işgali hayatında unutulmazdır. Şuşa dünyaya gelişi ve çocukluğudur. Kendisiyle 2014 yılı ağustos ayında Oktay Hacımusalı tarafından yapılan ropörtajda; “Daha çok toplumcu, gerçekci şair olduğu söylenir. Sonra doğal olarak, Har-ı Bülbül ve Karabağ,  şairi olarak adı çıkar.” ifadeleri kullanılmıştır. Söyleşinin son bölümünde; Şuşa’nın işgalinden sonra doğum günlerimi kutlamadım.” diyerek işgalin ruhunda oluşturduğu derin teessürü ifade etmiştir.

Hayatımdaki her şey şiire vesiledir. Sevdalarım, ayrılıklarım, özlem ve acılarım, dayanılmaz sancılarımla şairliğimi mısralarla, dizelerle buluşturur. Bilirim ki, Hâr-ı Bülbül’e her yürek ulaşamaz. Ulaşıyorsa millî ve manevi kültürü üst seviyede beyninde bütünleştirmiş, bütün hücrelerinde sevgi dolaşıyor demektir.

Şimdi, Karabağ’da, Şuşa’da, Çıdır Ovası’da, Hâr-ı Bülbül’de Ermenilerin işgali altındadır. Öz sahiplerine hasrettir. Aşk odunda yanan bu hasretin unutulmaması ve gündemde kalması için, 2012 yılında Akçağ Yayınları arasından çıkan kitabımın adını “Hâr-ı Bülbül” koydum. Anadolu’dan başta Azerbaycan olmak üzere Türk dünyasına açılan pencere aralığından yüreğimi sevenlerime ulaştırdım.

Kitabımı, Türk dünyası biliminin, kültürünün ve edebiyatının dünya temsilcilerinden biri olan Prof. Dr. Elçin İsgenderzade kardeşime ithaf ettim.

Yine;2 Aralık 1994 tarihinde ebediyete intikal eden ünlü şair, yazar, Devlet Sanatçısı Orhan Şaik Gökyay’ın aziz anısını yaşatmak amacıyla 2001 yılında eşi Ferhunde Gökyay ve öğrencisi Kudret Ünal tarafından ihdas edilen “ Orhan Şaik Gökyay Şiir Ödülü” 2012 yılında Akçağ Yayınları arasında basılan Hâr-ı Bülbül adlı şiir kitabı dolayısıyla ödülün şair Osman Baş’a verilmesini kararlaştırdı.” Bu ödül çok yönlü değerlendirildiğinde önemli güzellikleri de okuyucuya ulaştırmıştır.

Bu birikim ve yaşadıklarımla yoldayım. Hayrettin İvgin, Nail Tan ile birlikte Bakü’deyiz. Her zamanki gibi havaalanından bizi alıyor. Ziyaretimiz süresince çok rahat ediyoruz.

27.11.2014 Perşembe günü saat 15.00’ te Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin Natevan Kulübünde HAR-I BÜLBÜL kitabımın tanıtım merasimi yapıyoruz. Programı Uluslararası İlim Merkezi (VEKTÖR) ve Azerbaycan Yazarlar Birliği birlikte yapıyor. Proje ve tasarımı en küçük ayrıntıya kadar planlıyor. Bütün zahmeti çekiyor, seviyeli, güzel bir programda halk şairi Sabir Rüstemhanlı dâhil tanınmış şair ve yazarların katılımı beni çok mutlu ediyor. Kardeş ülkede salon doluyor, dostlar benim için toplanıyor.

Har-ı Bülbül şiir kitabımız yayınlandığı andan itibaren seviliyor, sekiz şiirimiz de besteleniyor. Yine kitabımız hakkında onlarca yazı yazılıyor.

50.yaş programında ilk kez bulunuyorum. Bu bizdeki yaş günü kutlamaları gibi değil. 50 yılı içinde barındıran hayatın bütün safhaları, mesai arkadaşları, şairler, yazarlar, bestekârlar, şiirler ve mahnılar, anıları, kalemleri, müziği, bir araya getiriyor.

Ödüller ve hediyeler, çiçeklerle desteklenince salon dört mevsim tazeliğinde gülümsüyor. Gün olsun 100. yaş yılını kutlayasın kardeşim. Ortaokul öğrencisi oğlu, Ali’nin atasının şiirini okuması beni çok duygulandırıyor ve program sonunda kendisini tebrik ediyorum.

Uzakların yakın olduğu anlar vardır, yakınların ulaşılmaz olduğu gibi. Gün olsun var olanlar, gönül dünyamın aslında ve derinliğinde ötelere… Ötelerin ötesindeki yürüyüşümü aydınlatsın.

Ses bayrağım, damarlarımda ritmik atışlarım, Adriyatik’ten Çin Denizi’ne esen rüzgârım. Uzanıyorum, Bakü gözlerimin önünde, sahilde dalgalar gülümsüyor, yağmur hoşgeldin damlalarıyla beni teslim alıyor. Artık vakit benim. Ellerim ısınıyor. Şehitlik’ten akışım da sınırları kaldırıyor, sahile, Hazar’a ulaşıyor, ufukların ötesine yolculuğa çıkıyorum.

Sekiz yıl aradan sonra bulunduğum kardeş ülkede kitap tanıtım ve 50. yaş programı nedeniyle arkadaşlarımı ve dostlarımı arıyor, görüşüyor, bol bol sohbet ediyor ve hasret gideriyorum. Üniversite ziyaretleri ve Kelamlar’ın yazarı Hacı Ferhat Mirza ile birlikteliğimiz beni unutulmaz isimleri tanımamı sağlıyor. Kardeş ülkede olmaktan mutlu oluyorum.

Gecenin ve dahi gündüzlerin birleştiği saatlerin küleklere teslim oluşundaki serinliği bilirim. Bir damla su, bir adım etrafımda sıcaklık, bir göz merceğinde ufuklar ötesi derinliği bilirim. 

Bakü yenileniyor, değişiyor, öğrendiğim her yeni bilgi beni memnun ve mutlu ediyor. Sekiz yılda çok şey yapıldığını görüyorum. Görüşmek ve konak etmek isteyen taleplere cevap veremiyor, birkaç dakika kısa sohbet veya telefonla hasret gideriyorum.

İlkokul sonrası bütün eğitim hayatını devletimizin yatılı okullarında alan bozkırın yalnız adamı, olduğu ve göründüğü gibi geri kalan hayatına devam edecektir. Bütün ziyaretlerimde yüreğimin sesini dinliyor, şahsi hiçbir tasarruf ve getiri taassubuna yönelmeden heybemde sevgi ve sevda adına ne varsa yoluma devam ediyorum.

Bir akşam Bakü'de Hazar’ın kıyısında

Dalga dalga efkâr dağıtıyorum.

Türk diliyle şiiriyle yürürken asra

Kardeş bayraklara rüzgâr oluyorum.

                                                                                      05.12.2014 /Ankara.