AKİF’İ ANLAMAK

27 Aralık Akif’in 76. Vefat Yıldönümü… 

 

Anne tarafından Tokatlı olan Türk Edebiyatının Mümtaz şahsiyeti ve Türk İstiklâl Harbinin manevî kahramanın vefatını hatırlamak değil, O’nu kendi dilinden İslâm’a bakış noktasından anlayabilmenin belki de tam sırası…

            Her kelimesinde birden fazla mananın, her mısrasında satıh ötesi sınırsız anlamları taşıyan eşsiz bir nazmın mihenk taşı olarak, hemen her devirden yeniden yorumlamaya muhtaç bir Safahat yazarını anmak ve anlamak…

            “Nâ-malûm” u, “mütenahi” yi yazmadı. “Görülen”i “ Görülmeyen” tarafıyla yazdı. Bir kelime ile “sathı” yazı; fakat bu “sathı” ne kadar derinleştirmesi mümkünse, o kadar kazarak yazdı. Toprakta satıh altında Türk askeri yatıyorsa, çok derindir. “ Çanakkale” şiirinde toprak üzerinde yürürken, Akif’in adımlarına yıldızlar takılır. Bunda bir ruh haykırışının kıvılcım saçan sesi vardır.  Üstünde bu sesin titrediği nazım!... İşte bu nazım, bu ses doğrudan doğruya Akif’in sesidir.  

            Akif’in nazmı hem korkunçtur, hem muhteşemdir. Bu nazım bir seldir ki, bir boşanıştır ki, karşısına ne çıkarsa ona inkılâp eder. Akif’i inkâr edenler Akif’i anlamayan kalın kafalılardır.

Bu tipleri bakınız Âkif nasıl teşhis ediyor:

            İstiklâl marşı kabul edilmiş, Âkif millet tarafından her yerde takdir edilmektedir. Bir toplantıda onu tanımayan fakat hem İstiklâl Marşını, hem de Âkif’i kıskananlardan biri alaylı bir şekilde:

-Şu baytar bozuntusu, hayvan doktoru kimdir, nerdedir? Diye yüksek sesle kalabalığa giriyor. Kalabalık Âkif’in önünden çekiliyor… Adam hâlâ aynı lakırtılarla yoluna devam etmektedir. Çok aşağılayıcı bir tavrı vardır…

Âkif, kimsenin beklemediği bir anda ileri atılır ve söyleyeceğini söyler.

-Gel bakalım, buraya gel!... O baytar benim!... Bir yerin mi ağrıyor(!?)…

İşte Âkif bu…

“Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,

Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa

Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar

Taşıp da kaplasa âfâkı bir kızıl sarsar,

Değil mi cephemizin sînesinde îman bir,

Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir,

Değil mi sînede birdir vuran yürek… Yılmaz!

Cihan yıkılsa emîn ol bu cebhe sarsılmaz! “

 

İşte Âkif’in şiiri de bu…

Eğer bugün ülkemizde din adına, iman adına bozgunculuk yapanlar, ülkenin en güzel insanlarına kumpas kuranları Âkif görseydi acep ne derdi?

Herhalde:

“Hâlik’ın nâ-mütenahî adı var, en başı Hak,

Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak!” derdi.

Başka ne söylemeli? O’nu anlamak için Âkifçe yaşamak lâzımdır.

           

 

Mehmet Emin ULU