BOZUK NESİL

Sizi bilmem ama banim yaşadığım yerlerde mahallelerin “ayıplayıcıları” vardı. Çatık kaşlı, sert üsluplu, ağır hakaretleri olan; her çocuğu, her genci, her kadını korkutan dedeler…

“Ayıp evladım ayıp!” diyerek cümleye başlayan, top oynadığımız için bizi yargılayan, kot pantolon giyiyoruz diye “zibidi” olduğumuzu söyleyen, her defasında “bunların mayası bozuk”, ”bunlardan adam olmaz” diye cümleler kuran dedeler…

            Saç tipimizden dolayı bizi “gâvura”, zamanın modası kıyafetlerimizden dolayı “serseriye” benzeten dedeler… 

Benim mahallemde hep bu dedelerden bir iki tane oldu. Şekilci, kuralcı, tahammülsüz, sabırsız, asabi dedeler…  Sonradan öğrendim ki meğerse eski asker kaçağı, seferberlik kaçkını, eski sarhoş, eski hırsız, eski ahlaksız dedeler daha da tahammülsüz oluyormuş yaşlanınca. Daha fazla ahlak polisi oluyorlarmış kendilerince.

            Sonradan öğrendim ki ecdadımızın bir kısmı Çanakkale’de, Yemen’de, Sakarya’da gözünü kırpmadan vatan için şehit olurken; bir kısım dedelerimiz de askerden kaçmış, fakir fukaranın malına, ırzına göz koymuş, el koymuş… Kimi çete olmuş, kimi bela olmuş; her kepazeliği yaşamışlar, yaşatmışlar zavallı halka. Zaman gelmiş o insanlar yaşlanmış, beyaz beyaz sakal bırakmışlar, aksakallı dede olmuşlar.

            Sonra da başlamışlar yeni nesilleri beğenmemeye, ayıplamaya, küçümsemeye…

            *           *           *

Sorgulamaya kendinden başlamayan, yeni nesilleri bozulmakla suçlamayı alışkanlık haline getiren, bütün günahların faturasını "yeni yetmelere" kesmekle günahlarını örtmeye çalışan nesiller toplumun bozulmasının asıl sorumlularıdır.

Gençliğinde her türlü rezaleti yaşayan, yaşlılığında toplumu tan ederek (ayıplayarak), çatık kaşlarıyla mükemmel insan profili çizerek arınacağını, cemiyeti düzeltebileceğini zanneden günahkâr nesiller hakiki anlamda değişmedikçe, kendi değişimini hoşgörü ile yoğurmadıkça, yeni nesilleri ne olursa olsun küçümsemeden değiştirmeye çalışmadıkça bir sonuç alınamayacaktır.

            Elinde sopayla, dilinde hakaretle, gözlerinde küçümsemeyle ahlak öğretmeye kalkanların acil ahlaka ihtiyaçları vardır... 
            Hani bir âmâ ile geç ilgilendi diye Allah'ın ikaz ettiği peygamberi düşün. Peygamberi bile sert bir dille ikaz eden Rab, senin ukalalığına, küçümseyen edana, din adına kurumlanmana ne der? "Haddini bil ey kulum! Sen kimsin ki Rabbinin yarattığı insanı küçümsüyorsun, kendince ona ceza veriyorsun!" demez mi?

            Küçümseyen, küçümsediğinden daha da alçak mertebelere düşer, maazallah...
            Biz yetişkinler yeni nesli tebessümle ve yumuşak üslubumuzla güzelleştirebiliriz ki zaten içlerinde çoook “güzel insan” ve “güzel insan adayı” vardır.

            Bir de unutmayalım, ergenlik döneminde hal ve hareketlerinden tiksindiğimiz, iğrenç bir “tırtıl” gibi gördüğümüz varlığın içinden zamanı gelince dünyanın en güzel “kelebekleri” çıkacaktır.

            Yeni nesiller yalanı, gösterişi, riyayı, dedikoduyu, iftirayı, adam kandırmayı, haram yemeyi, torpil yapmayı – yaptırmayı, adam kayırmayı, rüşveti, kadın dövmeyi, sövmeyi, kurallara itaat etmemeyi, hırsızlığı, yolsuzluğu, kumarı ve bütün kötü alışkanlıkları yetişkinlerden öğreniyor. Yeni nesilleri aşağılamak, onların bozulduğunu söylemek suçu onlara atmaktır.

            Dünyanın her döneminde nesillerde bozulmalar olmuştur ancak düzelmeler de olmuştur. Toplumların düzelmesi emek ve sabırla olur. Yetişkinler emek vermeden, sabır ve tahammül göstermeden yeni nesillerden düzelmesini beklemek boşunadır.

            Gençliğin bozulduğunu düşünen herkese tavsiyemiz, “Toplumu düzeltmek istiyorsanız kendinizi düzeltin” çünkü bozulmayla mücadele etmenin tek yolu düzgün bir adam olmaktan geçer.