BATI GİDER AYA BİZ GİDERİZ YAYA!

 

Dünya bir başka çağda yaşayıp, geçmişten ders alıp gelecek yılı nasıl değerlendireceklerini konuşurken biz hala, birbirimizi yiyip bitirmeye çalışıyoruz.

Elin oğlu uydular, Mars gezegeni, kuyruklu yıldızları konuşup uzay silahları yapmayı ve uzay savaşları üzerine fikir yürütmeye çalışırken biz anlamını bile bilemediğimiz Osmanlıca dili üzerinde tartışma yapıyoruz.

Osmanlıcanın dil olarak kullandığı yılları (600 yıllık) incelendiğinizde; Selçuklu ve daha önce Türk Devletleri döneminde yetişen bilim adamları gibi batının aynı dönemlerde yetiştirdiği Kepler, Einstein, Newton, Mendel ve Edison gibi sayamayacağımız bilim insanını niye yetiştiremedik? Çünkü Osmanlıca bir bilim dili değildir. Halkın dili hiç değildir. Saray dilidir. O dönemde şehirlerde okuma ve yazma erkekler arasında %3,bayanlar arasında binde 0,5 iken köylerde ise daha da düşüktü. Hem bugün bunu tartışmanın faydası da yoktur.

ABD’de üretim süreci devam eden ve San Francisco ile Los Angeles arasındaki 1300 Km. yolu 35 dakikada alabilecek hızlı tiren üzerinde çalışmalar yapılıyor. Japonya’da bir firma oksijen yakıtını kullanarak hava kirliliğini en aza indirecek proje üzerinde çalışırken biz hala eğitimin pozitif yönünden ziyade dini yönünü tartışıyoruz. Osmanlı medreselerinde Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik gibi pozitif ilimleri konu edinen dersler kaldırılmış, sadece dini eğitime yer verilmiş. Bu nedenle de bilim ve teknolojisini geliştirememiş ve Avrupa’nın çok gerisinde kalarak pazarı olmuştu. Milyonlarca lira batıya borçlanmış ve borcu Türkiye Cumhuriyeti tarafından 1956 yılına kadar taksitlerle ödenmiştir. Bugün de böyle değil midir?

Bu gün Türkiye’de herkes her konuda konuşuyor. İş yapan yok.  Palavra çok. Türkiye’de her gün gündem değiştiriliyor. Asıl konuşulması gerekenler konuşulmuyor ve özellikle de gündem Cumhurbaşkanı tarafından sürekli değiştiriliyor. Bu gün Türkiye’nin birinci meselesi yolsuzluk ve Güneydoğu’da olan olaylar. Nedir bunlar:

KCK Başkanı Cemil Bayık, İngiliz Gazetesine demeç veriyor.

 “Pazarlıklar durursa ayaklanma başlar

Öteki terörist başı Murat Karayılan, “Bahara kadar pazarlıklar bitmezse savaş başlayabilir.” Açıklamasını yapıyor.

Kandil, İmralı ve Hükümet’in ortak mutabakatı ile önder APO, 22 Nisan 2015 tarihine kadar genel af çıkarılıp cezaevinden salıverilecek.  Çünkü bu tarihte BDP’nin genel kongresi var. APO, BDP’nin başına geçecek. BDP’nin toplantılarında kocaman APO posteri asılıyor, altında “2015 yılı Başkan Apo’nun aramızda olacağı yıl olacaktır.” yazısı bulunuyor. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan bunu yalanlasa da Selahattin Demirtaş açıklamasını yaptı. Akdoğan ise  “Bizi izleyin PKK’yı değil” diyor. Ama inkâr da edemiyor.

PKK, Güneydoğuda yargı vergi sistemini oluşturmuş. Kaymakam ve Vali atamaları da yapıyor. Ahmet Takan Yeniçağ’daki köşesinde bakın neler anlatıyor:

“PKK Din ve Eğitim kurumlarını düzenleme çalışmalarına hız verdi. Terör örgütü PKK kendi eğitim sistemine engel olan vatansever öğretmenlerin listesini çıkarmış ve onların bu bölgeden gitmeleri için çalışma başlatmıştır. Öğretmenlerin dağa kaçırılarak 3–5 gün alıkonacağı ve bu yolla öğretmenlerin batıya göç ettirilmesi planlanıyormuş…

PKK, AKP’den aldığı destekle din hizmetlerini de sunuyor. PKK’nın Hakkâri’ye atadığı sözde vali Kazım Kurt, Kaymakam atamalarının yanı sıra müftü atamaları da yapıyor. Cuma hutbesi okuyan ve vakit namazları kıldıran Ubeydullah Özmen’i Hakkâri’ye müftü olarak atadı.

Başbakan, Makedonya yolunda uçakta açıklama yapıyor: ‘Yerel yönetimleri güçlendirme konusunda ki kararlılığımızı biliyorsunuz. Yerel yönetimler Özerklik şartındaki çekincenin kaldırılması gibi adımları da göreceğiz.’ Bu ne demektir?” Özerklik yakında gelecektir.

Bu gidişle üniter yapı diye bir şey kalmayacaktır.

Şırnak’a bağlı Cizre ilçesin de PKK caddeleri buldozerle kazıyarak hendekler oluşturdu. Kimlik kontrolü yapıyor. Haraç topluyor. Cumartesi günü de PKK militanları ile Hürda-Par militanları arasında saatlerce şehir içinde uzun namlulu silahlarla çatışmalar oldu. PKK militanları askeri kışlayı el yapımı bombalarla yakmaya çalışıyor. Bu ve buna benzer çatışmalara güvenlik kuvvetleri müdahale yapamadı. Bu çatışmalarda 4 ölü ve birçok da yaralı vardır. Bu demektir ki artık o bölgede PKK hâkimiyetini kurmuştur. Çözün sürecinin hatırı için devlet de bunu seyretmektedir.

Cumhurbaşkanı doğum kontrolünden, üç çocuk beş çocuk yapmaktan, Osmanlıca öğretimden, geçmiş tarihi yargılamaktan, paralel yapıdan ve muhalefete laf yetiştirmekten fırsat bulup da  biraz da yukarıdaki olaylara kafa yorsa ya?

AB’ye gireceğiz diye yanılmıyorsam 34 defa AB yolları arşınlamıştı. Avrupa’dan sorumlu bakanlık bile kuruldu. Hala bu bakanlık devam ediyor. Bir tarihte (Cumhurbaşkanı o zaman başbakandı), AB’den döndüğünde Ankara’da davul-zurna ile karşılanmış yer yerinden oynamıştı. Aylarca bu konu gündemde kalmıştı. Şimdi ise geri tepme olayı başladı. Yıllarca bu halka “AB Hıristiyan kulübüdür. Bizim orada ne işimiz var.” denilmedi mi? Yasalarımızı bile AB’nin yasalarına uyarladık. İkiz yasaları…

Kur’ân-ın yasakladığı ZİNA ve DOMUZ ETİ’nin satışını bile serbest bıraktılar. Milletvekillerinden birisi de çıkıp, “Bizim günah işleme özgürlüğümüz var.” zırvasını bile yaptı. İleri gelen din adamları ‘yolsuzluğun hırsızlık olmadığı’ konusunda fetva bile verdiler. Ne günlere kaldık Yarabbi!

Halk alıştıra alıştıra ne hale getirildi. ‘Fareler üfleye üfleye uyuşturup, kulaklarımızı koparmaya devam ediyor.’ Ama halk verilen narkozun etkisiyle hala uyumaktadır. Uyandığında esas acıyı o zaman çekecek. İş işten geçmiş olacak. Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş olacaktır.