KAPLICALAR, SUYA DÜŞEN ÇERMİK

Mustafa UÇURUM

 

İnsanların hayattan beklentileri farklı farklıdır. Bu da zaten insanın doğasında olan bir şeydir. Bunda yadırganacak bir durum yok. Birinin çok güzel dediğine diğerinin kötü demesi de normal karşılanabilir. Zevklerin de tartışılmayacak bir konumda olması da bundandır. Bu yüzden farklı düşünen insanlara her zaman saygı duyarım. Çünkü zevk ve hayat kendisinindir. Dilediği gibi yaşama hürriyetine sahiptir.

Tatilde olmanın verdiği psikoloji ile imkanlar dahilinde bir yerlere gitmeye çalışıyoruz. Artık teknoloji de hayatın her alanında kullanabildiğimiz için gitmeden önce ön bilgiyi internet alma lüksümüz bile var. Hafta sonu en çok da çocuklar için çermiğe doğru yola çıktık. Daha önce çocukken gittiğim yer hakkında da fazla bir fikrim olmaması içimdeki şüpheyi, umudu, heyecanı tetiklemiyor değildi. Her ne kadar internet sitesinde kalınacak yerlerin iç fotoğraflarının olmaması içimizdeki “acaba?” tedirginliğini kurcalasa da “ya nasip” deyip yola çıktık.

Kaplıca bakımından ülkemiz dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Tokat da bundan oldukça nasibi almış. Kaplıca dendiğinde insanın aklına üzerinde duman tüten bol ve çağıldayan sular, bembeyaz mermerlerle döşenmiş havuzlar geliyor. İnsanların hem şifa hem de tatil amacıyla tercih ettiği kaplıcalarda aslında aranan en önemli özellik temizlik oluyor. Bu konuya işletmelerin özellikle hassasiyet göstermeleri gerekiyor.

Yol boyu, tam bir renk cümbüşü sundu bize. Yeni biçilmiş ekin yığınları, patozların başında çalışanlar, dağlara doğru tırmanan koyun sürüleri, patates tarlaları, yemyeşil pancar tarlaları… İnsan, böyle bir yolculukta hele de yol güzelse keyifle yolculuk yapabiliyor.

Çermiğe ulaştığımızda kalacak yerlerimizin anahtarını alıp ücretlerini ödeyip yerlerimize doğru yola çıktık. Kapılar açılınca herkeste tam bir hayal kırıklığı oldu. Yazımın başında da dediğim gibi hayatta beklentileri farklı olanlar için bazen olaylar istenmedik şekilde sonuçlanabiliyor. Herkeste aynı düşünce, hemen geldiğimiz gibi geri döndük.

Konaklama yerlerinin adı; villa, otel, motel. Bu çağrışımlar da ziyaretçiler üzerinde olumlu bir etki yapıyor ama sadece oraları görene kadar.

Dönünce çermiğin sitesini daha bir ayrıntılı inceledim. Genel bir kanaat, tesislerin şimdi çok iyi durumda olduğu yönündeydi. Bir de internet sitesinde kalınacak yerlerin içlerinin fotoğraflarının olmaması da aslında düşündürücü idi ama olan olmuştu bir kere. Demek ki bizler eski halini görseydik oradan nasıl bir hızla dönerdik düşünmek bile istemiyorum.

Elbette her şey imkanlar dahilinde ama bir gecelik ücreti hatırı sayılır olan böyle bir yerden de daha iyi bir hizmet beklemek herkesin haklı.

Bizler için çermik macerası gidiş dönüş 140 km.lik bir yolculuk, içimizdeki umutların yıkılması, omzumuza çöken yorgunluk, çocukların uçup giden sevinçleri oldu. Özellikle Türkiye genelinde antik bir kent olma özelliği ile tanınan bir yerin çermiğinin de bu ölçüde olması gerekir.

Benden bir tavsiye; çermiğe gidip de umduğunu bulamayanlar dönüşte hemen direksiyonlarını sola kıvırıp Tahtoba’ya uğrayıp bir balık yesinler. En azından günün yorgunluğunu üzerlerinden atabilirler.