Okuduğunu Uygulayan Yönetici

Okuduğunu Uygulayan Yönetici

 

Sevgili dostum,

Güzel okullarda okuyarak mezun oldun. Çetin sınavlardan geçerek, yazılı ve sözlü sınavları da aşarak yönetici oldun. Artık sorumluluğun altında insanlardan, uçan kuştan sorumlusun. Şimdi zaman sadece okuduklarını bildiklerini sadece uygulama zamanıdır.

Sevgili dostum genç yönetici,

Ne yazık ki çok yönetici, insanları etkilemek için, onların gönüllerini fethetmek, ayaklarına kadar gitmek gerektiğini bilir de, sadece bunu yüzde 1 kişi uygular. Çünkü, okumak, öğrenmek kolay, uygulamak zordur. Okuyan insan azdır, okuduğunu uygulayan insan da azdır. Sen okuduklarını uygulamadığın müddetçe benim gözümde bir hiçsin unutma.

Can dostum,

Bugüne kadar benim gözüme giren yöneticiler hep alçak gönüllü, sözünde duran, okuduğunu gerçek manada uygulayan insanlar olmuşlardır.

Can dostum,

Devlet seni takım elbise giyerek, güzel saçlarını tarayarak, sinekkaydı tıraşınla ilçede, kasabada holding yöneticisi gibi hava at diye yollamadı. Emekli Salih amcanın, öksüz ve yetim torununu öğretmen yapmak için çırpınan Ayşe teyzenin yaşama sevincine renk kat diye yolladı. Çalışma arkadaşlarının dertlerini dinle, onlarla aile gibi ol diyerek seni oraya yolladı.

Sevgili dostum,

Sen ayağına çarıkları geçirerek muhtarın yanına gidemiyorsan, öksüzün, yetimin başını okşayamıyorsan, kapına gelen engellilere gücün yettiğince yardımcı olamıyorsan ve onları topluma üretken insan olarak kazandıramıyorsan benim gözümde gene hiçsin. Engellilere Engelliler Haftasında “Seni seviyoruz” diye nutuk atacak, ancak O’nu aktif olacağı kuruma hizmet etsin, sağlamlara faydalı olsun diye atama yetkin olduğu halde atayamıyorsan, sen neden o makamda oturacaksın?

Can dost,

Şunu bilmelisin ki, bu halk, bu toprakla güreşerek esmerleşmiş, saçını değirmende değil de çalışarak ağartmış insanlar “baştan savılma”yı hiç sevmezler. Baştan savan yöneticiyi unutmazlar. Kendilerini seveni de unutmazlar. Onları bağrına basarlar. Halk kimin hizmet ettiğini bilir. Sakın ola ki halkımız cahildir. Onları kovsam da anlamazlar diye düşünme, gereksiz azarlayacağın her insan, zaman gelir seni de azarlamaya başlar. Öyle konuma gelir.

Can dostum,

Bak sana bir örnek vereceğim. Bir zamanlar ilimizden birinde bir vali vardı. O kadar çalışkandı, o kadar halkın içindeydi ki, gece evrakları hazırlar, gündüz köylerde gezerdi. 80 ilin valisi ayrı, o ayrıydı. Tek bir hatası vardı ki, görevini halk için yapmaktaydı. O kadar hak ve hakikate aşıktı ki, siyasilerle hiç anlaşamadı. Hatta siyasiler O’nu o kadar kıskandılar ki, onu illerinden sürdürdüler. Hem de tam 4 siyasi vekil bunun için uğraştı. Çaba harcadı. Halk sustu. Valisinin arkasından yıllarca ağıt yaktı. Yıllarca sustu. Seçim sandıkları ortaya çıkınca öyle konuştu ki, 4 vekilden hiçbiri artık meclise uğrayamadı. O vali gittiği her yerde bunu yaşadı.

Can dostum,

Senin de böyle yöneticilerden olmanı, halkın içinde haktan ayrılmamanı, “Yaratılanı sevdim yaratandan ötürü” düsturunu hiç unutmamanı hatırlatmak bir büyüğün olarak bana borçtur. Uyarmak benim görevim, okuduğunu uygulamak ve büyüklerine, akil adamlara danışmak da senin görevin olmalı.

Can dostum,

Sana mektup yazan bir ilkokul öğrencisi olabilir. Bu öğrenciye yazacağın çok kısa, anlamlı bir mektup cevabı, belki de o küçümseyeceğin (ya da değer vereceğin cevaplayacağın mektuplarla onurlandıracağın) insan seni ilerde utandırabilir. Nasıl ki amirlerinden sana takdir sözleri ve mektupları almak senin hoşuna giderse, o küçük çocuğun da hoşuna gider. Sana yazılan her mektuba kısa da olsa cevap vermen, kariyerin boyunca unutmayacağın dostluklar kurmana vesile olabilir.

Can dostum,

Engelli insanlar da sana mektup yazabilir. Sen bunlara da cevap yazmalısın. Hatta mektubu aldığın insan yakınındaysa onu evinde ziyaret ederek, onurlandırsan, seni ömür boyu unutmaz. Ama baştan savar, mektuplarını önemsemezsen, ilerde o da seni önemsemez. “Bir engelli beni önemsemezse ne olur?“ diye asla küçümseme. Öyle anlar gelir ki, belki de o engellinin takdirine muhtaç hale gelebilirsin. Unutma ki sen de bir engelli adayısın. Bu yanlış düşünceler de seni “düşünce engelli “ yapmaya yeter değil mi?

Sevgili dost,

Aslında, bunları sizlere eğitimiz sırasında defalarca anlattılar. Seni bilemem ama inanmaktayım ki, çok yönetici öğrendiklerini uygulamadığı için unutarak engellileri, çocukları, kadınları küçümsediler. Mevkii ve makam sahiplerine baktılar. Mevki ve makam sahipleri ise onlara mevki makamlar gittikten sonra bakmadılar bile. İnsana insan olduğu için değer vermek, sadece asil insanların davranışıdır. Senin de asil insan değil asiller asili insan olmanı bu yüzden candan istemekteyim.

Can dostum,

Okullarda her konu öğretilmekte, ancak öğrenen uygulayamayınca o zaman öğrenenler işle yaramamakta.

Can dostum,

Yakın bir zamanda, bir esnaf odasının seçimlerine şahit olmuştum. İki aday vardı. Birisi halen başkan olan aday “Ben tahsilliyim “ diyerek halk ile iç içe olmamış, ama esnafın sorunlarını da çözmeye bakmıştı. Ötekisi ise seneler önce başkanlık yapmış sonradan bir kenara çekilmişti. Ama başkanlığa aday olunca halkın içine o kadar girdi ki yaşlı esnaf bu sevgi ve ilgi ile iş yapana değil, kendisine ilgi ve sevgi gösterene oy verdi. Tahsilsizin fendi, sevgi ile tahsilli ama sevgisiz insanı yendi…

İşte sen de böyle sevgi ile bilgi ile insanlara yaklaşacaksın ki hem sen hizmet etmenin sevincini yaşayacaksın, hem de insanlar senin onlara değer verdiğin ile sana sevgi gösterecek, seni daha güzel makamlara da getireceklerdir. Her zaman bu öğüdümü hatırlamanı isterim.

Sevgili dostum,

Oku. Az oku ama okuyacağını uygulayacağın kadar, severek, uygulayarak ve çevrendeki insanları da okumaya öğrenmeye teşvik ederek okumak lazım. Az ve öz olan her şey karşındaki insanı etkiler daima.

Can dostum,

Bu ülkede çok valiler, çok milletvekili ve bakanlar geldi geçti. Haklarında kitaplar yazılan, filimler çekilen çok az milletvekili, vali, kaymakam var. Neden? Çünkü onlar halklarını unutmadılar. Sevgi ve bilgilerini her zaman onlarla paylaştılar. Eli kalem tutanlarla dostluklar kurdular. Eli kalem tutanların sorunlarını çözdüler. Onları baştan savmadılar. Eli kalem tutanlar da onlara karşı nankörlük yapmayarak, onların hayatlarını çarpıcı üslupları ile gelecek nesillere aktardılar.

Can dost,

Her insan yarına kalmak, yarınlarda anılmak ister. Sen de bunu istersin ama yarına kalmak her insanın değil sevgiyi bilgiyi paylaşan, uygulayan insanların başardığı iş.

Sana anlatacak çok şeylerim var. Ama hepsi anlatılamaz. Sabret zamanla onları da anlatacağım. Hele bugün anlattıklarımı uyguladığını göreyim. Anlattıklarımı iyi oku, uygula, gözünü seveyim, gözlerinden öperim.

 

Hakiki dostun.