Unutmamak Gerekir: Herkes Bir Gün Düşer!

Şuna inanmak gerekir ki Türkiye’de artık demokrasi güneşi batmış veya batmak üzeridir. Neden derseniz? Herkesin gözünün önünde cereyan eden hadiseler görmemezlikten geliniyor. Görenlerde algı operasyonu ile illüzyondan geçirilerek mankurtlaştırılıyor. Sonuç “görmedim, duymadım, bilmiyorum.” oluyor.

Ne yazık ki Türkiye, tüm dünyada, yolsuzluklar ve yasaklarla anılan bir ülke haline geldi. Yolsuzlukla ve rüşvetle suçlanan 4 bakan Meclis komisyonunda iktidar partisinin oylarıyla aklandı. Bu komisyonun rüşvet ve yolsuzlukla ilgili aldığı yayın yasağı uluslararası basın kuruluşları tarafından sert eleştirilerine maruz kaldı.

Bu dört bakanla ilgili komisyon raporları 20 Ocak 2015 Salı Günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna getirildi. Mecliste ayrı ayrı yapılan oylamada bu dört bakan iktidar milletvekillerinin evet oyları ile tekrar aklandı. Aklandı ama 50 iktidar milletvekili bu bakanların aleyhinde oy vererek suçlu oldukları kanaatine vararak Türk Milletinin vicdanına su serpti. İleride onlar; geçmişte yargılanan Bakanlar ve milletvekilleri gibi yüce divanda yargılanacaklardır.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, “Asgari ücretin yeni bin liraya çıktığı ülkede bir siyasetçi 700 bin liralık saat alamaz kardeşim.” diye açıklama yapıyor.

AKP Milletvekili Şamil Tayyar “İçimizdeki ihanet şebekesi AKP’yi içeriden çökertmeye çalışan hainlerdir.” diyor. Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner de “Oy verenler hainlerdir.” benzeri açıklamada bulunuyor.

AKP Milletvekili Elitaş da Tayyar ve Metiner’in açıklamalarına ateş püskürüyor. Ret oyu verenler demokratik haklarını kullanmışlardır. Bu açıklamalar şahsını aşan ve talihsiz açıklamalardır.” diyor.

İktidar Milletvekilleri de bu hırsızlık ve yolsuzluk olaylarından rahatsızlık duyuyor. Bu nedenle de suçlulara karşı tepki oyları ortaya çıktı. AKP içerisinde çatlaklar oluşarak milletvekilleri birbirlerine salvo atışlar yapıyorlar.

Bu rüşvet ve yolsuzluğun iki boyutu var; ahlaki ve dini… Bu yönden de değerlendirmek gerekir. Halkın vicdanında da aklanmaları gerekir.

Başbakan “Hırsızlık ve yolsuzluk yapan kardeşimde olsa kolunu keserim.” diyor. Ama bakanların yaptıkları belgeleriyle ortada iken mecliste aklanıp paklanıyorlar. Başbakanın söyledikleri de havada kalıyor. İnandırıcılığını da kaybediyor. Bir de üstüne üstlük oylama günü yurt dışına çıkıyor.

İlahiyat profesörü “Yolsuzluk hırsızlık değildir, yolsuza hırsız diyen iftira etmiş olur.” diyor.

Bir milletvekili canlı yayına çıkıp bir TV kanalında “Bu insanların suç işleme özgürlüğüne darbedir.” diyor.

Bir milletvekili de çıkıyor “Allah akrabayı kolla diye emrediyor ya!” şeklinde savunarak Ayet’i çarpıtarak açıklama yapıyor.

Altlarına bir milyarlık S500 mercedesi çeken otoriteler cüppeyi yere fırlatıp cevap verecekleri yerde sessiz kalıp veya destekleyici yorumlar yapıp rüşvet ve hırsızlığı meşrulaştırıyorlar. Bir yılı aşkın süredir bu konular camilerde imamlar tarafından hutbelerde gündeme getirilmiyor, neden?

Kutsal kitabımız Kur’an ne diyor:

Hırsızlıkları örten melundur.”

“Hem hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadın yok mu, yaptıklarına bir ceza, Allah’tan bir azap olmak üzere onların (sağ) ellerini kesin! Çünkü Allah, Aziz, Hâkim’dir.”(Maide-38) Hırsızlıkla ilgili birçok ayet vardır.

İsrâ süresi 34-35’ci ayetlerinde de yetim malı yeme, verilen sözün yerine getirilmemesi, tartı ve ölçülerde hile yapılması yasaklıyor.

Bugün toplumda hırsızlık olayları normal karşılanır hale geldi. Duyarsız, ilgisiz, neme lazımcı bir toplum oluştu.

BİR KISSADAN HİSSE:

Ebu Zerr, Muaviye’nin sarayında içinden geçenleri söyleyip kızgınlıkla oradan ayrıldıktan sonra arkasından birinin bağırdığını duyar…

Durur, bekler…

Koşarak gelen adam “Muaviye gönderdi” diyerek kendisine bir kese uzatır… Ebu Zerr onun ne olduğunu sorunca, adam “Altın kesesi Muaviye almanı istiyor” der.

Hiddetle reddeder Ebu Zerr… bunun üzerine adam “Ey Ebu Zerr, eğer bunu kabul edersen Muaviye beni azad edecek, ben bir köleyim” diye seslenir…

İşte o anda Ebu Zerr, zamanları aşan şu tarihi cevabı verir: “Muaviye’nin gönderdiği o keseyi alırsam, sen kölelikten kurtulacaksın ama ben köle olacağım!...”

Demek ki bu yaşananlar bir din problemi değil, bir şahsiyet ve ahlak problemi… Eğer din problemi olsaydı Avrupa bizden daha kötü olmaz mıydı?

Merhum Mehmet Akif Ersoy’un bir sözü var: “Bizim işimiz Avrupalının dini gibi, bizim dinimiz Avrupalının işi gibi.”

Bizim dinimiz; hırsızlığı, rüşveti, yetim hakkını yemeyi, kibir, gurur, tartıda hile yapmayı, zinayı yasaklıyor.

Unutmamak gerekir ki bu dünyanın bir de öbür dünyası var. Bu dünyadan kimler geldi, kimler geçti. Herkes o gün geldiğinde yaptığının hesabını verecektir. Hiç kimsenin şüphesi olmasın!