Bize Ağlamak Yaraşır

Bize Ağlamak Yaraşır

 

            Mehmet Emin ULU

 

            Dün, bir asırdır yüreğimizi yakıp kavuran Emeni Olaylarıyla alakalı İsviçre’de bir dava görüldü. Bu yazıyı yazarken AİHM'in hangi kararı alacağını bilmiyorum. Hoş bilsem neye yarar…

            Biz, bizimle alakalı olan insani değerleri yüceltmekle, insan olmanın güzelliğini, öldürmek yerine yaşatmakla vazifeli olduğumuzu bilmekle mükellefiz.

            Bir Müslüman’ın hem kendisi için hem başkaları için varlık sebebi, insanlığın yücelmesi için icap ederse canını bile seve seve vermekten geçtiğini kim bilmez?

            Yaşatmak için yaşamak veya ölmek…

            Evet, bu millet, tarihin hemen her döneminde yaşamak için ölmesini bilmiştir. Ölmekten asla çekinmemiştir. Çünkü bu uğurda öldüğünde “Şehitlik” gibi bir yüce vasıfla vasıflandığının bilincindedir.

            Kim şehit olup da Rasulullah (S.A.V) kucağına koşmak istemez?

            Elbette herkes ister…

            Fakat İslâm ülkelerinde yıllardır sürüp giden acının, ıstırabın, kanın, yoksulluğun ve harab olmuşluğun meydana getirdiği düşünce karışıklığını nasıl yorumlayıp da işin içinden çıkacağız?   

            Bence asıl mesele bu…

            Onca ülkede Tagutların hükümranlığı var. Tedhiş, savaş, terör ve katliamlar sürüp gidiyor.

            Bu ülkeleri yönetenlerin her biri bir insan ve her biri kendince Müslüman…

            Gerçek Müslümanlığın zerre kadar yanından geçmeyen, nefsine yenilmiş, dünyevi saltanatların peşinde koşan bir avuç maceraperestin bu hükümranlığı daha nereye kadar sürecek?

            Ne zaman ki Müslümanlar olarak, tek tek başımızı iki elimizin arasına alıp; “Ben neyim ve nerden geldim. Kimin kuluyum? Kime yakınım… Firavunların mı, yoksa Allah’ın mı kuluyum?…” diye kafamızı duvarlara vura vura gerçeği; sarsılmaz ve vazgeçilmez gerçeği öğrenip; hepimizin O’ndan gelip yine O’na döneceğimizi bilerek, yüreğimizdeki en küçük şeytani değerleri nur ile kazıyıp; bütün ruhumuzu, aşkımızı ve sevdamızı nur üstüne nur yapıncaya kadar bir iç muhasebe yaparsak kurtuluş ümidimiz yakındır…

            Bu da geriye dönüp pişmanlıklarımızı görerek gözyaşı sağanağı içinde ‘O’na teslim olmaktan geçer…

            Çünkü derdimiz de, dermanımız da Allah’tan başka nedir?

            Vücuda getirdiği her şeyi, her şeyin âzâ ve cihazını birbirine uygun olarak yaratan Allah’a teslim olmak tek kurtuluşumuzdur.        “Hamd olsun, ömürlerdir, ismini yâd ederim.

           Rabbim, lütfun olmasa nice feryâd ederim.”

 

         Diye düşünerek, bize ağlamak yaraşır.

         Bu ağlayış, bir kurtuluşun, bir yeniden doğuşun başlangıcı olacaktır.

         Yeniden doğuşu gerçekleştiren fertlerin meydana getirdiği topluluklarda bakalım, Ömerce bir adalet gelmiyor mu?   

         Gelecektir. Ben buna gönülden inanıyorum…

         Gelecek güzel günler için uğraşıp didinenlere selam olsun!

         Geçmişinden pişmanlık duyup yeniden doğmak isteyenlere selam olsun!