Kim İstemez Başkanlık Sistemini…

Kişiler mutlu olursa toplumlar da mutlu olur. Gelir seviyesi yükseldikçe kültür ve bilimsel seviyede yükselir. Adalet duygusu gelişir insanlar birbirine saygıyla bakar ve ikili ilişkiler gelişir mutlu bir toplum oluşur. Toplumun gelişimi tek bir kişiye ve sisteme bağlı değildir.

7 Haziran 2015 ‘de milletvekilliği seçimi var. Eğer gerekli milletvekili sayısına ulaşılırsa ve şartlar elverdiğinde başkanlık sistemine de geçilebilir. Başkanlık sistemi bir vatandaş olarak bana ne verebilir, bu sistemden neler bekliyorum veya bu sistem geldiğinde neler değişmelidir.

Ben Başkanlık sisteminden yanayım; ama:

Asgari ücretin 2500 TL,

Kişi başına düşen milli geliri 30 bin dolar,

İhracatı 800 milyar dolar olacak,

İç ve dış borcu sıfırlanacaksa,

Benzin, mazot, elektrik ve doğalgaz üzerindeki özel vergiler kalkacaksa,

Avrupa’da olduğu gibi; geçim sıkıntısı çekmeyecek, emekli olduğunda dünya ülkelerini gezebilecek; bir kuru soğana, bir dilim kuru ekmeğe ve zeytine muhtaç edilip çöp bidonlarından yiyecek aramayacaksa,

Çalışanın insanca yaşayabileceği ücreti alabilecekse,

Halkın tarihi değerleri ve kutsalları (Türk olmaktan kurtulduk, Makara- Bakara)  ile alay eden yöneticilerden ve bakanlarından hesap soracaksa,

Halkını aldatmayacak ve onlara doğruları söyleyecek, yalan söylemeyecekse,

Tarihi şahsiyetlerine “Asi, eşkıya, hain, haydut, ayyaş ve hırsız” demeyecek devlet adamlarının olduğu, geçmişine küfür edilen ve onu inkâr eden kişilerin yönettiği ülke olmayacaksa,

“Bir çobanla başbakan arasında fark yoktur. Biri sürüyü yönetiyor, diğeri halkı yönetiyor” diye halkı sürü yerine koymayacaksa,

Kurt ile kuzunun bir arada yaşadığı ülke olmasını sağlayacaksa,

Akıl ve fikirlerin buzdolabında dondurulduğu bir ülke olmayacaksa,

 “Ben bilmem şeyhim bilir” mantığında yaşayan insanların bulunduğu bir ülke olmayacaksa,

Yolsuzluğu hırsızlık” saymayan din adamlarının olduğu yozlaşmış bir toplumu olan bir ülke olmayacaksa,

Elindeki gücü baskı aracı olarak kullanmayan, sade bir vatandaş gibi halkın arasında Avrupalı devlet adamları gibi gezebilen bir Devlet Başkanı olacaksa,

Halk gibi sade yaşayan ve halka saraylardan değil halkın yaşadığı şartları taşıyan konutlarda yaşayan yöneticileri olacaksa,

40.000 bin vatan evladının katilini muhatap alıp onun direktifleriyle hareket etmeyecek ve onun serbest olmasını sağlamaya çalışmayacaksa,

Onları iktidara taşıyan ,destekleyenlerin kurduğu eğitim yuvalarına “MOSSAD YUVASI KAPATIN” diye hakarette bulunmayacaksa,

İnsana insanca yaşama sevinci veren ve 9 yaşında kız çocuklarının evlendirilebilir fetvaları verilmeyecekse,

Tanrım ben düşmanlarıma karşı tedbir alırım. Sen beni dostlarıma karşı koru” diye dua eden bir hâkimin feryatlarını duyan yöneticinin adaletinin olduğu bir ülkede yaşamayı sağlayacaksa,

Hz. Peygambere “Gurura, kibire kapılan peygamber”, kendisini “Hz. İbrahim”, kardeşini de “Hz. Muhammed” yerine koyarak dini değerlerle alay eden milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılacaksa,

Yargıdan şikâyet etmeyen ve yargının verdiği kararlardan rahatsızlık duymayan bir Devlet Başkanının yönettiği ülke olacaksa,

Her şeyi denetlenebilen ve yargıya bir vatandaş gibi hesap veren bir devlet başkana sahip olacaksa,

Fatih Sultan Mehmet’e “Oturma beyim, hasmınla omuz omuza ayakta dur” diye emir buyuran bir kadı gibi hareket eden hâkimlerin bulunduğu ve Fatih Sultan Mehmet gibi hareket eden devlet başkanının olduğu bir ülke olacaksa,

Kızım Fatma’da olsa elini keserdim” diyen Hz. Ömer(r.a)’i örnek alan bir devlet başkanının ülkesi olacaksa,

Liyakati esas alan, yandaş ve yandaşlığı esas almayan milletin tamamından yana tarafgir, özü-sözü doğru olan yalan dolanla işi olmayan bir devlet başkanının yönettiği ülke olacaksa,

Milletin zekâsıyla alay eden ve kendi havuzunda boğulan bir başkanlık sistemi değil,

PKK ile dayanışma içine girip bazı ülkelerle, “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” anlayışıyla hareket eden bir başkanlık sistemi değil,

Adalarının Yunanlılar tarafından işgal edilmesine ses çıkarmayan bir başkanlık sistemi hiç değil,

KPSS sorularının çalınmadığı” ve binlerce mezun olmuş öğretmenlerinin atandığı bir ülke de değil,

“Hırs, gaddarlık, ilkellik, görgüsüzlük, pespayelik, ilkesizlik, hoşgörüsüzlük, bencillik, cahillik” değil, “kalenderlik, içtenlik, yüce gönüllülük, zerafet, vicdan, yardımseverlik, iyilik, hoşgörü, adap, görgü, saygı ve sevgi” gibi değerleri örnek alan bir başkanlık sistemi olacaksa,

İnsanların utandığı, edepsizliğin para kazandırmadığı, çıkar gözetilmeden, “selamını alsak para isteyecek” diye çekinmeyen bir toplumun oluşturduğu bir ülkenin devlet başkanı olacaksa,

Haçlı-Siyon değirmenine su taşıyan Müslüman görünümlü insanların yönetiminde olmayan bir Türkiye olacaksa…

Yüzde elliyi değil, yüzde yüzü temsil eden “Yeter, düş artık memleketin yakasından” denmeyen, ülkenin bir bireyi olacaksa,

Yüzde ellinin diğer yüzde elliye makul şüphe ile bakmadığı bir Türkiye olmasını sağlayacaksa,

Kurtuluş Savaşında Güneydoğu Cephesinde görev alan Refet Paşa sorumlusu olduğu hattı Yunanlılara karşı koruyamayıp kaybedilmesi üzerine gururuna yediremeyip intihar eder. Yine bu savaşta generallerimizden biri gözünden rahatsızlanır. Atatürk tarafından Fransa’ya tedaviye gönderilir. Tedaviden sonra kendisine 500 TL verilir. Kabul etmez. Ve “Biz askerin iaşesine para bulamazken bu parayı nasıl alırım” der. Parayı almaz. İşte bizi yöneteceklerin de böyle gururlu ve fedakâr olabilecekleri bir başkana sahip olacaksa böyle bir sistem bizi dünyada söz sahibi yapar.

Bu benim yaptığım tespitlere Türk Halkı’nın yüzde yüzü katılacaktır. Bu tespitleri yapacak bir Devlet Başkanına da halkımızın tamamı kabul oyu verecektir.

Ben de böyle başkanlar olacaksa Türkiye’ye Başkanlık Sisteminin gelmesini içtenlikle istiyorum.