Özgecanlar’ın Suçu Ne?

Sana nasıl seslensem bilemiyorum. Günlerdir bizimlesin. Evlerimizdesin. Seninle milyonlar ayakta tek yürek. Hepimizin kuzusu, yavrusu, gonca gülü oldun. Uyuyan yürekleri kış uykusundan uyandırdın, kendine getirdin bir anda.

            Daha hayatının baharındaydın. İdeallerinin çiçek açtığı okulundan dönerken kopardılar seni akıl tutulması yaşayan cani eller. Ülke sana ağlıyor ÖZGECAN..! Birkaç gün öncesine kadar seni hiç tanımayan insanlar şimdilerde çığ gibi büyüyerek senin gibi haykırıyorlar. Yüreklerinde sen varsın.

Yeni farkına varılmış belli ki o yok olan güzelliklerin.

            Ahh..! Özgecan..! İllaki ölmeli miydin güzel kızım? Toplumun kaybetmekte olduğu insani duygularını ateşlemek diriltmek için ölmen mi gerekiyordu be güzel çocuk, ölmen mi gerekiyordu?

            Kendi ülkende kendi yörende üniversiteli, akıllı ve güzel bir genç kız olarak doğup büyümenin bir bedeli miydi bu anlamıyorum.

            Zira ülkemizde genç kız olmak, kadın olmak oldukça zor zanaattır.

            Erkek hegemonyasının bir güç sayıldığı günümüzde bedeli çok ağır olsa da toplumu eğittin, etkiledin, uyuyanları uyandırdın, mesajlar gönderdin ve herkesi kendine getirdin.

            Ama yaşamalıydın güzel çocuk, yaşamalıydın da görmeliydin seninle haykırıp gözyaşı dökenleri. Erkekleri, çocukları, anaları görmeliydin.

            İki kız evlat annesiyim. Tüm anneler gibi uykularım bölündü günlerdir. Ekmeğimin tadı tuzu kaçtı. Gözlerimi kapattığımda Özgecan’ın çığlıklarını duyuyor kulaklarım, kalkıyorum, oturuyorum geceler boyu.

            Gün ışığından esen yelden sakındığımız canımız yavrularımızda böyle bir acıyı yaşamak! Var mı dünyada böyle bir acının tarifi?

            Birilerinin kader dediği ama hiçbir dinin kabul etmediği bu saldırılar şeytan ile ortak çalışan kudurmuşların yediği haltlardan başka bir şey değildir. Cezasız kalındığı sürece yeni iblisler türeyerek insanlığın başına bela olacaklardır. İşte korkum bu!

            Ağızlarından salyaları akarak kızlarımıza, kadın ve çocuklarımıza kem gözle bakan sataşan, Vandallar, embesiller, sapıklar, pis nefisler dün vardı bugün de var, yarın da olacak.

En acısı da nedir biliyor musunuz! Bu çirkin, sapık yaratıkları cezaevlerinde Özgecanların babalarından kesilen vergilerle besleyip daha sonra da damızlık gibi ortalığa salıverilmesi beni kahrediyor.

            Böyle olunca da bir eğitimci olarak toplumu kendimce sorguluyor, sebepleri arayıp duruyorum. Temelinde eğitimsizliklerini gözlemlesem de sosyal ve ekonomik imkansızlıkları tetikleyici olarak görüyorum ama eğitimli insanların da kadınlarımıza, kızlarımıza yaptıkları çirkinlikleri acımasızlıkları görüp duymak bu tezimi çürütüyor sanki.

            Manevi inançlarda ki eksiklikler desek sözde dinsel inançlarıyla tanınmış bir çok yaratığın da sapıklık haberlerini günlük okumuyor muyuz?

            Demek ki geçeklere uygun, bilimsel, etik değerleri ön planda tutan kurallar sistemini güzellikleriyle yaşamayı ve yaşatmayı beceremiyoruz. Burada suçlu kim? Sevgili Özgecan değil herhalde!

            İlim adamlarımız, siyasiler, sivil toplum örgütleri, iş adamları ve o ülkenin kültür elçileri, sanatçılar. İşte Özgecan’ın ölümünden sorumludurlar…

            Yakın çevremizi, kendimizi kontrol edemeyişimizin otokontrol sistemimizin çöküşü bu tip insanları aramızda barındırır tabi ki…

            Burada tepkinin en anlamlısı yine sanat dünyasından geldi. Lakin Özgecan’ın ölümüne laikliği sebep gösteren çakma sanatçıları buradan lanetliyorum. Bu aymazların düşünce sistemindeki kadına bakış açıları zaten bu vandallardan farklı değil ki…

            Be gafiller..! Düşünün bakalım. Müslüman coğrafyada tek laik ülke Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Diğerleri neredeyse haritadan silinecekler.

            Laikliği en güzel şekliyle yaşayıp yaşatan ülkemizde ne zaman ki laiklik tartışılmaya başlandı bu sapıklar ve sapıklıklar meydan aldı. Bunu görmemek için kör olmak, akıl tutulması yaşamak lazım.

            Oysa, ufku değil ufkun ötesini gören Mustafa Kemal “laiklik ne demektir?” diye soran bir hoca efendiye “laiklik adam olmaktır adam” diye cevap vermiştir. Ama biz halâ tartışıyoruz.

            Mini eteği, açık saçları, kısa kollu giyimi, makyajı ve kahkahayı kötülükleri çağrı olarak gösteren kadın düşmanı düşünce sistemi ve bunun hizmetçileri, kendi anneleriyle, kız kardeşleriyle , kızları ve gelinleriyle, eşleriyle en kısa zamanda yüzleşmeli, hesaplaşmalıdırlar.

            Laik, antilaik, muhafazakar, dindar görümleriyle yaşayan onlarca kadınımız, kızımız hunharca öldürülmediler mi?

            İnsan olmanın kimyasında ne din ne ırk ne de cinsiyet farklılıkları vardır. Onda güzeli çirkinden, iyiyi kötüden, yanlışı doğrudan, haklıyı batıldan ayırt ederken ilahi güzelliklerinin de birlikte yaşanması için konulmuş emirler zincirinin halkaları vardır. Biri olmayınca sistem elbette bozulacaktır çökecektir.

            İşte günümüzde yaşadığımız Özgecan’ların katledilmesini hazırlayan etkenleri yaşayarak görüyoruz.

            Artık elimizi toplum olarak taşların altına sokma zamanıdır. Başka Özgecanların yaşaması için Münevverlerin, Ayşelerin, Fatmaların, Zehraların, yaşaması için!!!

            Ülkenin sağlıklı bir gençlikle yarınlarına koşması için…!

 

            ESEN KALIN…