KAFAM Bİ MİLYON

Kafalarımızın içi de havalarımız gibi oldu. Karmakarışık, her an ne olacağını tam kestiremeden yaşıyoruz. Beyin fırtınası denen çılgınlığın içine ister istemez düşüyoruz. Gündemler, kendi telaşlarımız, iş, güç, dert, tasa derken kocaman günleri bir çuvala yığar gibi dolduruyoruz. Dönüp de arkaya bakmaya mecalimiz yok.

Herkesin bir pazarlığı var. En kötüsü de içten pazarlıklı olanlar. Ne zaman ne yapacaklarını kestiremediğimiz insanlarla birlikte sürüklenmek gibi bir talihsizliğimiz var. Aklı selime muhtacız. Daha da fenası, hiçbir umut ışığı yok.

Kendime her zaman sorduğum soruyu tekrarlıyorum. “Tek iyi haber var mı son yıllarda aldığımız?” Hangi alanda olursa olsun fark etmez, tek iyi haber yok.

Toplumu yatıştırması gerekenlerden de umut etmek gibi bir iyi niyetimiz kalmadı. Türkiye gündeminin birinci sırasına oturan cinayetten sonra yapılan bir açıklamaya bakalım. “İnsanlar işsiz, bunalımdalar. Bu yüzden oluyor böyle vakalar.” İstatistikler açıklandı hemen. Son cinayet de dahil olmak üzere son yıllarda yaşanan bu tür olayları gerçekleştirenlerin yüzde doksan üçünün işi varmış. Hem de iyi işler bunlar. Patron, akademisyen, memur… Demek ki işsizlik değilmiş sebep.

Olaylar olur, birileri sokakları karıştırır. “Türkiye elden gidiyor, nerde devlet, nerde polis” diyenler de şimdi tüm güçleriyle iç güvenlik yasası çıkmasın diye meclisi bile karıştırma işiyle meşgul olurlar.

Gencecik bir kız hayatını yitirir. Birileri hangi kültürden besleniyorlarsa artık maskelerle, on kat boyalı yüzleriyle dans ederek olayı protesto ederler.

Düşmanlık beslemek insanın içini esir alırsa gözünün gördüğü her yerde düşmanlığını kuvvetlendirecek emareler görmeye başlar. Kuraklık olur suçlu bellidir, hükümet; sel olur, kar yağar, fırtına olur, milli takım yenilir, ahlaktan ve insanlıktan yoksun birileri sapıklıklarını sergilemek için fırsat kollar; suçlu yine aynıdır, hükümet.

Karda, yolda kalmış birisi twet atmış. “Ey Cumhurbaşkanı, sen sarayında sıcacık otururken biz yollarda kaldık.” Hani bunu bir komedyen yapsa güler geçeriz de bunu aklı başında sandığımız insanlar yazıyor. Sizin şeyhleriniz, dervişleriniz etrafında pervane olanların gözlerinin içine baka baka “Allah, Allah…”         diyerek şatafatlı bir yaşam sürerken “Hocam her şeyin en iyisine layıktır.” gafletini yaşamak gayet normal karşılanıyor. 

Bazen öyle sahnelerle karşılaşıyoruz ki bu bir oyun mu diyoruz içimizden. Hayatta yan yana gelemeyecek insanlar can ciğer kuzu sarma pozisyonunda gülümsüyorlar objektife. Mesele, ülke çıkarlarıysa eyvallah der, bekleriz sonucu. Fakat işin içindeki hesap “Düşmanımın düşmanı dostumdur.” mantığıysa “yazık” demekten başka bir şey gelmiyor elden. Verdiğimiz emeğe, duyduğumuz güvene yazık.

 

Biz her şeye rağmen; kitap, sohbet, inanmak, güvenmek denen hayal mahsulü gibi duran kavramları hayatımızın başköşesinde tutarak yaşanan tüm sıra dışılıkların arasında önce kendimizi sonra da sesimizi duyan herkesi yakalamamayı umut ettiğimiz ışığa çağırıyoruz. İyi ki umudumuz hâlâ var.