ÇEVRESİNİ UYARAN ÇOCUK

Sevgili oğlum,

Sende, başka çocuklarda sık rastlanmayan bir özelliği görerek oldukça memnun oldum. Bu özellik, bizlerde hata gördüğün zaman bizleri uyarman ve bizler sana şaka olarak bazen takıldığımız zaman yaşından beklenmedik şekilde “ Baba böyle konuşmak, size yakışmıyor, sizler bizlere karşı daha ciddi ve tutarlı olmalısınız “ mesajı vermektesin. Bizde bu mesajı alarak, yaşından daha olgun olmandan dolayı seninle gurur duymaktayız. Babalar ve anneleri çocukları daha küçük yaşta uyarmaya başlamışsa ben o nesillere büyük umutlar besler ve sevgi duyarım sana duyduğum sevgi gibi.

Canım oğlum,

            Bu vesile ile insanları uyarmak konusunda sana hayat tecrübelerimi anlatmanın tam sırası diye düşünmekteyim ve bu mektubumda bunları anlatacağım. Sen nasıl bizi uyarmakla güzel işler yapmaktaysan bir baba olarak da, sana hayat tecrübelerimizi anlatmak bizlerin görevi bence.

Canım oğlum,

            Normal insan, ideal insan, kendi doğrularından asla şaşmayan insandır.”Her söylediğin doğru olsun, ama her doğruyu her yerde söyleme “ ilahi düsturu ile kime ne zaman, nerede, nasıl uyaracağını bilerek uyarılarını yaparsan, kısa vadede zararlı olsan da uzun vadede insanların seni sevmesine ve sana güven duymasına sebep olursun. Zaten bizlerin amacı da kısa süren çıkara dayanan değil, uzun vadeli, bir ömür boyu süren, hatta öldükten sonra da sürecek dostluklar kurabilmek olmalıdır.

Canım oğlum,

            Biz sadece bizim için, hayatımızı daha mutlu, daha verimli yapmak için varız. Bunu yaparken başkalarının kırılacağı, bozulacağı aklımıza gelmemeli ve doğru bildiklerimizi yapmaktan asla kaçınmamalıyız.  İnsanlara anladıkları kadarıyla, onların istediği kadarı ile yardımcı olmakla da bizim vatandaşlık görevimizdir. Yani anlayana uyarı yapılır. Anlamayana bizim katkımız olamaz tabii ki.

Canım oğlum,

            İnsanların çoğu kendisini çok akıllı ve doğru yolda görürler. Hele yaşlı insanların çoğunluğu eğitim, bilgi ve kültürlerine ve değişen hayat şartlarına bakmadan kendi bildiklerini en doğru olarak algılarlar.   Yaşlı,  ilkokul mezunu bile olmayan insanların sıklıkla Üniversite tamamlamış, çok okuyan insanlara sadece kendilerinden küçük oldukları için  “ Sen yanlış düşünüyorsun, yanlış görmüşün, yanlış duymuşun, benim oğlum, kızım ve ben öyle şeyler söylemedik” diyerek söylediklerini inkar ettiklerine şahit olacaksın çok zaman. Çünkü ben çok zaman bunlara şahit oldum. Böyle insanları uyarsan da uyarmasan da nafile. Bu insanlar gene kendi bildiklerini okuyacaklardır. Böyle insanlardan uzak kalmanın gereğini ne yazık ki 40 yaşından sonra fark ettim. Sen de bu gerçeği 40 yaşına varmadan anla ki, geç kalmayasın.

Canım oğlum,

            İnsan beşer bir yaratıktır. Dünyevidir. Fanidir. Gelip geçicidir ve yanılma payı her zaman olur. Bilinç ve farkındalığı olan insanlar bunun her zaman şuurundadır. Bu insanlar kendilerini uyaran ve yapıcı eleştiriler sunan insanlardan hoşlanırlar. İşte bu insanları uyarmak faydalı ve onlara da, sana da katkısı olan uyarılardır. Sen uygun zaman ve yerde bu tip insanları uyarırsan, tüm insanlığı uyarmış gibi olursun.

Canım oğlum,

            Dünya bireylerin toplamından oluşan bir toplumsa, bir bireyi yanlış tutumlarından vazgeçiren bir insan aslında tüm insanlığı da yanlış tutumundan vazgeçirmiş insan demektir. Doğru yapılan uyarılar her zaman işe yarar. İnsan yanlışını düzeltmeye başlarsa isterse yanlışlarının tamamını düzeltmese bile çoğunluğunu düzelterek hem kendisi, hem de yakın çevresi ile ilişkide bulunduğu herkesi mutlu edebilir. İlerleyen yaşlarında çevrene baktığın zaman bunları da göreceksin zaten.

Canım oğlum,

            Bizler başkalarını uyardığımız kadar, bizi gerçek manada uyarak insanların da gerçek dost olduğuna inanmalıyız. Dostun ancak gerçeği insanı uyarır. Dalkavuklara itibar eden insanlar ve toplumlar ilerde tamir edilmesi imkansız zararlara uğrarlar.

Canım oğlum,

            Başkasının eleştirilerine tamamen kulak asmayan ve övgülerine de kayıtsız olarak inanan insanları ben biraz ruhsal rahatsızlıkları olan, kibirlenen insanlar olarak algılarım. İnsanların övgüleri ile  o kadar büyüklenmeye başlarlar ki, neredeyse  kendilerini hiç hatasız insanlar olarak görmeye başlayarak çevrelerine ve o uyarıda bulunan insanlar en yakınlarında olsa bile onların kalbini kırmaktan bile çekinmezler. Çünkü en büyük düşmanımız olan nefsimiz övünmekten hoşlanır bir köpek gibi… Ama nefsi ile çok büyük mücadele ettiğini söyleyenler bile çoğu zaman nefsine esir düşer. İlerde siyasetle ilgilenirsen ve siyasilerin gazetelerde çıkan konuşmalarına bakarken bunu daha iyi anlayacaksın.

Sevgili oğlum,

            Tarihe baktığımız zaman hükümdarların, devlet başkanlarının çoğu zaman kendilerini övenlere altınlar armağan ettiklerini, kendilerine haklı olarak bile olsa uyaranları ise cezalandırdıklarını görürüz. O yüzden hükümdarların çevresinde bulunan insanlar hükümdarları kızdırmadan dolaylı yoldan uyarılarda bulunarak bazen pek çok insanı onların hışımlarından kurtarmışlardır. Zamanında ve yerinde uyarı bazen hayat bile kurtarır işte.  Bu tip hükümdarların, iktidarları ellerinden gittikten sonra büyük pişmanlıklar duyduklarını da tarih kitaplarından okumaktayız. Bunun tam tersini yapan ve kendilerini uyaran insanlara kıymet verenlerin ise pişmanlıklarının daha az olduğuna şahit olmaktayız. Bunları ilerde okulda tarihi okurken daha iyi anlayacaksın ve “ Babam zamanında bana mektup yazarak bunları hatırlatmış ve uyarmıştı” diyerek belki de bizi anacaksın.

Canım oğlum,

            İyi dost olmak istemekteysen sen de çevrende sevdiğin insanları yaşına başına bakmadan ve kibarca uyarmaya ve onları kötü ve yanlış davranışlarından alıkoymaya bak. Bunun sana hayatta çok faydasını göreceksin. Gene aynı zamanda seni uyaran ve uyarıları en mantıklı arkadaşlarının seni gerçek manada sevdiklerine de inanman gerek. Gerçek dost kimse olmadığı zaman ve güzel söz ile dostunu uyarandır. Uyarı yerinde ve zamanında yapılırsa etkili olur. Varsın ki karşındaki insan o an anlamasın. Sonra anlasa da bir yanlışından dönse kardır.  Dostun sana  “Zamanında neden beni uyarmadın?” diyeceğine , “Sen uyarmıştın ama ben seni ciddiye almamıştım” diyerek seni değil kendini suçlu görsün zamanı gelince.

Sevgili oğlum,

            Hz. Ömer  bir gün arkadaşları ile  konuşurken şöyle demiş dostlarına “ Ben Allah’ın çizdiği   yoldan sapar ya da  yanılırsam beni nasıl uyarırsınız? “ Orada bulunan arkadaşlarından birisi kılıcını çekerek “İşte bununla uyarırız “ diyerek cevap verince büyük insan Halife ağlayarak “ Şükürler olsun ki, ben yanlış yaptığım zaman kılıçla beni düzeltecek dostlara sahibim” deyivermiş. Ne büyük ve gerçek dostluk. Böyle dostlarımız varsa mutlu olmamamız elimizde olur?

Canım oğlum,

            Beni bir konuda uyarman, hem benim o kadar hoşuma gitti ki, oturarak sana bu mektubu yazdım. Belki de okuyanların da çok hoşuna gidecek onlarda faydalanacak.  Onlarda başkalarını uyarmaya bakacak ve kendilerini uyaranlara sevgi ile bakacaklar. Uyarıda bulunmanın önemini anla işte.

 

            Sevgi ile ve muhabbetle seni kucaklamaktayım. Uyarıların isabetli olsun ve insanları kötülüklerinden korusun inşallah.