Hırçın, Huysuz Ve Sevimli Şey

Onu en yakından torunuma aldıkları gün gördüm. Oğlumun evinde, torunumda bir sevinç, bir sevinç…”Derslerimi bununla yapacağım. Ara sıra oyun da oynarım.” diyor da başka bir şey demiyor. 

            Ailecek başına toplandık. Amcayla baba fırsat vermiyorlar ki çocuk, koltuğa şöyle bir yerleşip sağını solunu doya doya kurcalamaya başlasın meretin. Biri bırakıp biri alarak babayla amca heveslerini aldıktan sonra sıra asıl sahibe, yani toruna geliyor.

            Bu arada ailecek başına dikilmiş, neyin ne olduğunu, neyin nasıl yapıldığını anlamaya çalışıyoruz. Ama kolay değil. Kolay olsaydı fakülteler açılır, bilgisayar mühendisleri, teknisyen ve teknikerler yetiştirmek için bu kadar masraf yapılır mıydı? Buna rağmen yine de başka ülkelerin bilim adamlarının yardımına muhtacız sanıyorum. Aynen neredeyse her üniversitemizde ziraat mühendisi yetiştirmemize rağmen İsrail’in domates tohumuna muhtaç olduğumuz gibi…

            Torunum da bir zaman uğraşıp hevesini aldıktan sonra:

            -Baba, bir de sen otur şu koltuğa. Dediler. İstemeye istemeye koltuğa iliştim. 

            -Şu, fare. Bununla şurayı tıklayınca bilgisayar çalışacak. “bi alıştırma yapayım.” dedim, kendi kendime. Ekrandaki ok, beni dinlemiyor, bir türlü. Beri çekiyorum, aşağıdan; ileri itiyorum, yukardan kayboluyor. Sol üst köşedeki hedefe yetişmek için fareyi o tarafa doğru kaldırıyorum, bu kez ok, hepten kayboluyor. Elime yapışan oğlum, okula yeni başlayan öğrenciye kalem tutmayı öğretir gibi fare kullanmayı öğretmeye çalışıyor. Meğerse fare dedikleri soykanın masadan kalkmaması gerekiyormuş.

            Vur aşağı, çal yukarı, “Ben bu şeytan oyuncağıyla uğraşamam oğlum.” diye koltuğu terk ediyorum. Kan ter içinde ve de hane halkının müstehzi alkış ve tezahüratlarıyla…

            Günün birinde Migros’u gezerken:

            -Baba, sana bir bilgisayar alalım mı, hem bak, kampanya da açmışlar.

            - Hoppalaaa! Ben ukalâ farenize söz geçiremiyorum, sen bilgisayardan söz ediyorsun. Hem alsak bile emekli adamın ne işine yarayacak bilgisayar? Gelirimi giderimi mi hesaplayacağım? Üç aylığımın hesabını bilgisayarla mı yapacağım? İçinden çıkamazsam, onu alacağıma muhasebemi bir muhasebeciye tuttururum, ondan iyi. Hamdolsun öyle yetenekli muhasebecilerimiz var ki nice doktorun nice mühendisin hatta nice kuyumcunun gelirini asgari ücretlininkiyle eşitleyebiliyor. 
-Öyle deme baba, günlük gazetelerini. Köşe yazılarını okusan, yazılarını gazeteye bir tık la göndersen yeter. Canın isterse tavla, briç, okey bile oynayabilirsin. 

            Ne dedimse kâr etmedi. Tüm itirazlarıma rağmen bilgisayar, evimizin başköşesindeki yerini aldı. Masası ve dönerli özel koltuğuyla… Memur hayatımda bir koltuğa sahip olamamıştım. O eksiğimi de, tamamladım bu vesileyle…

            Şimdi öğrendim çat pat kullanmayı. Günlük gazetelerimi de okuyorum. Ara sıra yazı da yazıyorum ama sol elim beynimin emrine eksiksiz uymadığından yazmak istediğim harfin yerine ya sağa ya sola, ya alta ya üste basıyor. Sözcüğün bitmesiyle de altı acele, zikzaklı kırmızıçizgi ile çiziliyor. Kırmızıçizgi, sözcüğün yanlış yazıldığına işaretmiş. Böyle durumlarda farenin okunu sözcüğün üstüne getirip sağa tıklattığımda doğrusu beliriyor. Kimi durumlarda bilgisayar da çıkamıyor, işin içinden “sözlüğe bakın.” talimatını veriyor.

            Çok uğraşıyorum ama fırsat buldukça başından da ayrılamıyorum. Ne demişler: “ağam bi hatun aldı, belayı satın aldı.

            Huysuz muysuz ama önceleri anlaşamamamızın nedeni, onun hırçınlığından çok, benim beceriksizliğimdenmiş meğerse: “At binenin, kılıç kuşananın.” derler. Binici acemiyse, beceriksizse at ne yapsın!..

            Orasını burasını didiklerken yeni bir site keşfettim. HİKÂYELER.NET adlı sitede bir hayli edebiyatçı, edebiyat gönüllüsü, edebiyat heveslisi buldum. Şimdiye kadar yazdıklarımın okunup okunmadığından da haberim yoktu. Hiç olmazsa böyle yazıya yakın insanların bulunduğu sitede okunabilirim diye ümit ediyorum. Nitekim Nesrin Göçtürk Kaya, Sevilay Yılmaz, Kübra Kavlak, Volkan Uzun vb.. tarafından okunduğumu bilmenin mutluluğunu yaşıyorum.

            Özellikle hikayeler net sitesi, beni bilgisayarıma daha çok bağladı. Eve girer girmez ilk işim, bilgisayarımı açmak oluyor. Sitemizdeki yazılarım yorumlarım,siteye yeni giren yazıları okumak, beni bir hayli oyalıyor. Vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Bir emekli için de bundan iyisi can sağlığıdır diyor, okuyan herkese esenlikler diliyorum. 

 

            Evimizin başköşesinde bir tatlı bela ile haşır neşirim, ahir ömrümde. Ne yaparsın. Başa bu da gelecekmiş. Çekeceğiz, çaresi yok…