KÜBRA’NIN MUTLU GÜNÜ

“Sabahları severim.
Sabahları, çocukları,
Bütün başlangıçları…”
Sabah sessiz, sabah temiz, sabah, hilesiz hurdasız. Sabah günahsızdır. Belki de onun için “Sabah ola hayır ola.” Ya da “akşamın şerrinden sabahın hayrı iyidir.” Denilmiştir. 

Kübra, sabah yürüyüşüne gelmişti, o sabah. Babası, annesi, ağabey ve ablasıyla ailecek yürüyorlar GOP Stadyumu’nda.

İleride yürüyen annesine yetişmeye çalışıyordu. 

- Öyle koşmana gerek yok ki dedim. Bir noktada beklersen annen sana yetişir.
- Ama babam koş, anneni yakala dedi.
- Sen bilirsin öyleyse koş bakalım.
Koşmadı, bana ayak uydurdu. Beraber yürüyoruz. Spor mu giyinmiş? Ayağında ne vardı, hatırlamıyorum. Yalnız kabanını unutmadım.

Sekiz yaşındaymış. İlkokul üçe gidiyormuş. Yüzden, hatta iki yüzden geriye doğru sıfıra kadar sayabiliyormuş. Beden dersinde yalnız ip atlıyorlarmış. Yakan top oynamak için müdürden top isteyecekmiş ama müdürün odası değişmiş. O’nu bulamıyormuş. Kimse de söylemiyormuş müdürün odasının nereye taşındığını…
- Okul evimize çok yakın. Yolunu da biliyorum ya diyor. İçi dolu olduğu için çantamı zor taşıyorum. 
- Okulunuzda her öğrencinin çanta büyüklüğünde birer dolabı olsa diyorum. Gereksiz eşyalarınızı oraya kilitleseniz. Çantanızda yalnız ev ödevleriniz kalır. Böylece yükünüz de hafiflemiş olur. Aklı yatıyor bu fikre. 
- Müdüre söyleyim diyor, sıralarımızın gözüne birer dolap yaptırsın… Küçük Kübra’dan büyük çözüm!...
Adımı soruyor. Söylüyorum.
- Rasim Dede diyor. Bizim dergimizde de Rasim Dede var. 
- Ne yapar sizin dergideki Rasim Dede?.
- Çocukları çok sever. Onlara şeker verir. 
- Rasim Dede şekerci mi ki? O kadar şekeri nereden alıyor?
- Cebindeki ilk şekeri ilk rastladığı çocuklara veriyor. 
Ailesiyle tanıştırıyor. 
- Baba ben bir arkadaş buldum. Rasim Dede. Onunla yürüyeceğim. 
- Peki kızım. Birbirimize el sallayıp, yürüyüşümüze devam ediyoruz. Babası maçları çok severmiş. Büyük takımlardan Bordo Mavi’yi, Trabzonspor’u tutuyormuş. Kübra ise Trabzonspor’dan başka Galatasaray’ı da seviyor. 
Kübra ne cumhurbaşkanının adını biliyor, ne de başbakanın. Ekonomik krizden de haberi yok. Hiç haber dinlemiyormuş ki. Yalnız, tüpe zam geldiğini biliyor. 
- Evdeki konuşmalardan duydum diyor. 
Orhan Veli’nin “Ne atom bombası, ne Londra Konferansı…” dediği gibi. Kübra’yı ne ekonomik kriz ilgilendiriyor, ne de dövizin yükselmesi…
Ahmet Demiroğlu, “Halin vaktin yerinde olacak her gün bir bardak su içeceksen.” derdi. Ben de diyorum ki elinde olacak da çocuk yaşlarına döneceksin. Televizyonda haberleri dinleyerek içimiz karardı. Ekonomik programdan başka da bir şey bulamadık. 
En iyisi sabahları stadda yürüyüş yapmak. Kübra ile sohbet edip günün sıkıntısını bir süre olsun unutmak…