23 YIL ÖNCEYDİ…

Tarihin derinliklerinde bıraktığımız ama asla unutmadığımız, unutamadığımız, unutmak istemediğimiz olaylar vardır.

            Vakti zamanı geldiğinde hatırlanır, yapılması gerekenler bilinir amma vuslat bir türlü gerçekleşmez.

            Okuduğumuz, duyduğumuz ve bildiğimiz gerçekler milletimize her fırsatta yanlış yapanların, utanmadan, kızarmadan binbir çeşit yalan ve iftiralarla halen konuşmakta, yazmaktadırlar.

            Bilinmelidir ki milletimize yapılan yanlışlar ve halen devam eden işgaller asla unutulmayacaktır.

            Şimdi 1992 yılının 25 Şubat gecesini 26 Şubata bağlayan geceye gidelim. Dayanılmazların yaşandığı o geceyi okumaya, dinlemeye, anlamaya kaç yürek dayanır dersiniz.

            Asrın katliamı, gecenin çığlık çığlığa insanlığı aradığı saatler. Dünyanın sustuğu, insan hakları savunucularının kulaklarını tıkadığı, gözlerini kapattıkları ve dahi halen açmadıkları anlardayız. Herkes bilmeli ki Hocalı’yı unutmamız mümkün değildir.

            Yer ağladı. Gök ağladı. Dağlar taşlar sızladı, kar altında beyaz örtüsündeki topraklar, ağaçlar alev alev yandı o gece. Kar kan rengiydi o gece diye ifade edenyüreklere katılıyorum.

            Beşikteki yavrular, anne karnında çocuklar, onlara ninni söyleyen, masallar anlatan ninelerin, dedelerin yaşadıklarını bilmek, bilmeyenlere anlatmak gerek.

            26 Şubat 1992… Günlerden Çarşamba, gece yarısı… Azerbaycan; Dağlık Karabağ’ın Hocalı kenti… Sözün bittiği yer.

            Sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayırımı yapmadan 613 kişinin cenazesine ulaşılır. Bunlardan 63’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’den fazlası ise yaşlıdır. Bu katliamdan toplam 487 kişi ağır yaralı olarak kurtulur. 1275 kişi ise rehin alınmış, rehin alınanlardan 150 erkek, 68 kadının ve 26 çocuğun sonraki akibeti hakkında bilgi alınamamıştır.

            Bugün soykırım dillendirenler önce kendilerine baksınlar, Çünkü halen kardeş Azerbaycan’a ait Karabağ toprağını işgal altında tutmaktadırlar.

            23 yıl önce yaşananlarla ilgili yazacak ve söyleyecek o kadar şey varki.

            Ekber Koşalı’ya ait KARABAĞ şiiriyle yazımı noktalıyorum.

 

KARABAĞ

Dağların yüce olmasa,

düzlerin nice olmasa,

derelerin ırmak-ırmak

bulutların yumak-yumakakmasa

Jeylanların, geyiklerin

adam gibi bakmasane değişir? 

 

Ben senin kendini seviyorum,

 Sen benim Karabağımsın.

Sen benim kara bağımsın

. Sen benım karam, ağımsın.

 Sen kendinden büyüksün.

 Sen sözümden büyüksün.

(sözden önce sesimsin)

 Karabağ!

 

Karabağ!

 Sen benim alın yazım.

 Ben bir parmak kalemle

kağıta ne yazayım?

Bir tek onu biliyorum

Sana dönene kadar

boyum küçük omuzum

eğri, dilim kısa, gözüm gölgeli.

 

 Kısası sakat olacağım.

Bu ise hayat değil.

 Yarın Tanrı söylemez mi?

 Ya insan!

 

Ben seni böyle ha yaratmamışdım...