EKONOMİK KRİZİN SORUMLUSU KİM?

Deveye sormuşlar, boynun niye eğri, “Nerem doğru ki?” diye cevap vermiş. Türkiye son zamanlarda neresinden bakarsanız her yönüyle dökülüyor. Toplumun %26’sı ortam uygunsa “rüşvet” alınabileceğini söylüyor. Bu rakam “rüşvet verdim” diyenlerden bile fazla. Yolsuzluk  “meşru” hale getirildi.

Halkın aklıyla resmen alay ediliyor. Türkiye yıllardır bir yanılmaca (illüzyon) yaşıyor. Bu güne kadar her şey tozpembe gösterildi. 

Kötü yönetim ekonomiyi çıkmaza soktu. Ekonomik ve siyasi olaylar ülkenin tansiyonunu yükseltti. Kriz kapıya dayandı.  Türkiye, bunu gizliyor, açığa vurmak istemiyor. Özellikle son iki yıldır sessiz bir ekonomik kriz yaşanıyordu. İyi de Türkiye krizi neden saklama gereğini duydu?

Terör ortamında hiç kimse yatırım yapamadı. 13 yıldır GAP’a çivi bile çakılamadı. Terör nedeniyle elektrik paraları bile tahsil edilemiyor. Bunun acısı fakir Anadolu halkından çıkarılıyor. 

Esnaf iş yapamaz hale getirilmiş, ticari hayat durmuş, halkın alım gücü düşmüş ve kişi başına düşen borçlanma oranı tarihi zirveye çıkmıştı. İşsizlik % 8 den %10,4’e yükselmiş ve özel sektörün dış borcu 400 milyar dolara çıkmıştı.

Geçen bu 13 yılı biz yaşadık, başkaları değil! 2013 yılına kadar doları dalgalı kur sistemine göre belli seviye de tutmak için uğraştılar. Faizleri yüksek tutup dışarıdan para girişi trafiğini hızlandırdılar. Yüksek faizden dolayı ülkeden çıkan sıcak para 380 milyar dolardır. Kısaca ülke bu kadar soyulmuştur. Ayrıca İran’dan Rıza Sarraf’lar tarafından aklanmak için getirilen paralar ve uzak doğudan getirilen 129 ton altın, özelleştirmeden elde edilen 64 milyar dolar ve buna ilaveten PKK/ KCK’nın uyuşturucudan sağladığı paralar Türkiye’ye bu 13 yıllık süre içerisinde bir rahatlama getirmiştir.

Hayırsız evladın babasının kazandığı serveti hiç düşünmeden hovardaca harcaması gibi devletin bütün kaynaklarını sorumsuzca keyfi şekilde harcadılar. Bunun örneğini 17/25 Aralık’ta milyar-dolarların ortaya saçılmasında gördük. “Devlet malı deniz, yemiyen keriz”, “ülkeyi yetmiş sene yediler, biraz da bizimkiler yesin, yiyorlarsa da iş yapıyorlar, yerse de Müslümanlar yiyor.” mantığı ile hareket ettiler.

Yapılan hırsızlık, yolsuzluk ve bunun gibi gayri meşru hareketleri aklamak için; Diyanet İşleri Başkanlığına ve dini konularda sözü dinlenebilen din adamlarına fetva verdirdiler. Bu din adamlarından biri, “Yolsuzluk hırsızlık değildir.” tarzında açıklama da yapmıştı.

İşte bu savurganlığın ve hovardaca bol keseden harcamanın bir de acı sonu olacaktır elbette… Onlar sürüyor sefasını halk çekiyor bunun cefasını…

Tünelin ucu göründü. Artık halka biçilen elbise dikiş tutmuyor. Plansız, programsız ve günü birlik politikalar, sıcak para ve spekülatif sermaye suni bir refah sağladı ve sonunda deniz de bitti.

Türkiye artık tasarruf yapamaz hale getirildi. Toplam tasarruf 2000‘li yıllarda yüzde 20’in üstünde iken bu gün bu oran yüzde 10’un altına düşmüştür.

Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, bakanlıklarda ve Belediyelerdeki savurganlık ise sınır tanımıyor. Araba alımlarındaki savurganlığın yanında lüks yaşam ve örtülü ödeneklerinin nerede harcandığı da ayrı bir sorun olarak devam ediyor.

Dalgalı kur sisteminden vazgeçildi. Doları sabit tutmak için merkez bankası her gün piyasaya 60 milyon dolar para sürüyor. Ama dolardaki artış devam ediyor.

Cumhurbaşkanı tarafsız olması gerekirken bir partili gibi davranıyor. Her konuda açıklama yapıyor. Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanını “vatan hainliği” ile suçluyor.  Cumhurbaşkanı merkez bankası başkanı ile kavga ediyor ve merkez bankası başkanını suçluyor. Gizli kalması gereken bilgileri TV’lerden halka açıklıyor. Cumhurbaşkanı her gün açıklama yapıyor ve doların artışı devam ediyor. Şu 15 gün içerisinde Cumhurbaşkanının sorumsuz açıklamaları sonucunda ülke 110 milyar TL para kaybetti.

Başbakan, maliye bakanı Ali Babacan ve ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı ve kurmayları ile başbakanlık sarayında ekonomik politikaları değerlendirme konusunda görüşme yapmak üzere bir araya geldiler. Başbakan toplantı sonucunda yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanına sitem ediyor. Cumhurbaşkanının konuşmalarının yanlışlığını korkudan olsa gerek gizli olarak kelimeler arasında ima ediyor. Doğrudan hedef alamıyor. Başbakan; Merkez Bankası Başkanı, maliye bakanı ve kurmaylarının takip ettikleri para politikalarının doğru olduğuna vurgu yapıyor. Kimse yanlış giden ekonomik krizin sorumluluğunu üslenmek istemiyor.

Dolar artışı devam ederken Türk lirası da değer kaybediyor. Develüasyon ve enflasyon da maksimum noktasına geldi. Halkın satın alma gücü düşüyor. Asgari ücret 949 TL, dört kişilik bir ailenin geçim endeksi 4189 TL ve milletvekili maaşı 15 000 TL’dir.

Başta Bülent Arınç, maaşlarının azlığından dolayı geçinemediklerini söylüyor. AKP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik : “800 TL büyük para, geçinilmez diye bir şey yok, geçinirsiniz.” Diye asgari ücretli ile dalga geçerken AKP Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce: “Milletvekilleri bu maaşla (23 bin TL) ay sonu zor getiriyor.” diyerek geçinemediğini söylüyor. İkisi de aynı hükümetin iki bakanı…

Emeklisi, işçisi, asgari ücretlisi ve çalışanları perişan… Aldıkları maaşların şu son bir ay içerisinde %20’si eridi. Dışarıdan yapılan hayvan ve tarım ürünleri ithalatı nedeniyle köylü de perişan halde ve geçinemiyor. Bu gerçekleri bakın hükümetin iki bakanı bile doğruluyor.

Bu milletin köylüsüne “Gözünü toprak doyursun, Ananı da al git.” APO’ya “sayın” şehide “kelle” diyen başbakan,

Halkının anasına avradına “söven”  iş adamı ve milletvekilini,

Oğluna şirket kurdurup ABD’den mısır ithalatı yaptıran Maliye Bakanını da gördü.

Size söylüyorum! “Vatan hainliği yapmayın?”

Ülkeyi ve ekonomiyi iyi yönetin?

Asıl zararı halk çekiyor, kimin umurunda!

Ekonomik krizin sorumlusu kim?

Ancak takke düştü kel göründü.

Buraya kadar!