İşitme Engelli Makine Mühendisi İbrahim Oğuz: “İnsan bir şeyi başaracağım diyerek azmederse başarılı olması kolaydır"

İşitme Engelli Makine Mühendisi İbrahim Oğuz: “İnsan bir şeyi başaracağım diyerek

azmederse başarılı olması kolaydır"

 

SORU-Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Hangi okulları tamamladınız?

İ.OĞUZ- 1973 yılında Ortaköy/Aksaray’da doğdum. Halen Eskişehir’de ikamet etmekte olup evliyim 8 ve 17 yaşlarında iki kız babasıyım. 1980 yılında Eskişehir Murat Atılgan İlköğretim Okulunda eğitimime başladım. Ortaokulu Çamlıca Sağırlar Sanat Okulunda, liseyi de Atatürk Endüstri Meslek Lisesi Makine Ressamlığı bölümünde bitirdim. 1993 yılında Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği bölümünü kazandım. 1997 yılında başarı ile mezun oldum. Mezun olduktan sonra 3-4 yıl arayla iş bulamadım. 2001-2013 yıllar arası TEI Tusaş Motor Sanayii’de İmalat Mühendisliği Kıdemli Cnc Programlama Mühendisi olarak çalışıp emekliye ayrıldım. 2015 te tekrar aynı yere TEI ye dönüp çalışmaktayım.

SORU-Bize engelli olmanızın hikayesini anlatır mısınız? Bu engelleri nasıl aştınız? Hastalığınız sırasında nasıl duygular yaşadınız?

İ.OĞUZ- Doğuştan çok ileri derecede işitme kaybım vardı ve ailemin bunu bir yaşımda fark etmesine rağmen Türkiye de tedavi olanakları kısıtlıydı ancak beş yaşımda babam beni Almanya’ya tedaviye götürdüğünde en sonunda işitme cihazıyla hayatımı devam ettirmem gerektiğine karar verildi. Küçük olduğumdan bu hastalık sırasında nasıl duygular yaşadığımı bilememekteyim. Sonraki yıllarda ailemde sadece benim cihaz takmış olmama anlam veremedim ve bunu zor kabullendim. Neden onlar takmıyor da ben takıyorum diye hep düşündüm. Bunun geçici bir şey olduğunu, büyüyünce çıkaracağıma inanıyordum ama durumumun farklı olduğunu yani işitme engelli olduğumu anladım. Durumumu kabullenerek hayata daha sıkı sarılmaya başladım. Çünkü durumu benden daha zor ve ağır olan engelliler vardı. Ben ise halime binlerce kere şükrettim. Engelleri aşmak kolay değildi elbet ama düşündüğümde sağlıklı birçok insanın hiçbir şey yapmadığını gördüm oysa hayatta hiçbir zaman engeller yoktu ve ben bunu aşmalıyım dedim. Elimden gelenin her zaman daha fazlasını gerçekleştirmeye uğraştım. Çevreme baktığımda insanların da herkesten ayrılan noktaları vardı bazısı gözlük kullanıyor bazısı hızlı konuşuyor bazısı yürüyemiyordu bunların hepsi normalken benim de durumum tabi ki normaldi. Kısacası engelleri yok saymamda hayatta en büyük etken kendimdim. Önce kendime saygım ve güvenim vardı.

SORU-Engelli olmanıza rağmen Üniversite ve TEI de başarılı olmanızı neye borçlusunuz?

İ.OĞUZ- 1980 yılında İlköğrenimimi bitirdikten sonra Orta Öğrenim için birçok normal okula müracaat ettim. Ancak işitme engelli olduğumdan normal okullara kabul edilmedim ve Çamlıca Sağırlar Sanat Ortaokuluna başladım. Okulu birincilikle bitirdim. Eskişehir A. Üniversitesi İşitme Engelliler Eğitim Merkezi olan (İÇEM)’e Liseyi okumak için müracaat ettim fakat İÇEM müdürlüğü aldıkları öğrencileri Okul öncesi sınıfından itibaren aldıklarını ve özel eğitimle yetiştirdiklerini belirterek İÇEM’ e kabul etmedi.

Bu benim için bir yerde okul hayatımın noktalanması demekti. Yılmadım ve hep mücadele ettim. Ablamın ve Ortaokul Müdürü Süleyman Uyar’ın desteğiyle Ankara Milli Eğitim Bakanlığına bir dilekçe yazarak durumu bildirdik. Daha sonra M.E.B Eskişehir Atatürk Endüstri Meslek Lisesi Makine Ressamlığı bölümüne sınavsız olarak alınmamız için bir dilekçe gönderdi. Ben de böylece Lise eğitimine başladım. Benimle birlikte iki arkadaşım daha okula başladı. İlk sene birinci dönem okula ayak uyduramadık özel okullarda yetersiz eğitimler gördüğümüz için bütün ders ve konulara yabancı olduk. Özellikle ben öğretmenlerimizin anlattığını tam idrak edemediğimden sürekli arkadaşlarımın defterlerini kontrol etmek zorunda kalırdım dersten sonra öğretmenin tam olarak ne anlattığını onlara tekrar sorardım kimse ilgilenmez ama ben o dersleri almakta kararlıydım. Azmin elinden hiçbir şey kurtulmaz düşüncesini güderek sabırla ve büyük bir gayretle devam ettim.

Diğer arkadaşlarım maalesef hiçbir derste başarı gösteremediler. Okulu bırakmak zorunda kaldılar. İkinci sınıfta daha başarılı oldum. Diğer normal arkadaşlarımla başa baş başarı gösterdim. İlk on başarılı öğrenci sıralamasına girdim. Okul idaresi tarafından maddi değeri yüksek olmasa da benim için manevi değeri büyük olan küçük bir hediyeyle ödüllendirildim. Üçüncü sınıfa daha da hevesle, gayretle ve büyük ümitlerle başladım. Okuma hevesim daha da kuvvetlendi. Diğer özürlü olmayan normal arkadaşlarım gibi ben de okumak iyi bir mevkii ye gelmek istiyordum. Özürlü insanlarında pek çok şeyleri başarabileceklerini kanıtlamak istiyordum.

Hayatta en büyük idealim, mühendislikti. Tabi ki bunun içinde Üniversiteye girmek gerekiyordu. Bu benim için ulaşılması en zor şeydi. Çünkü normal arkadaşlarım Üniversiteye hazırlık için iki sene önceden kurslara gidiyordu ve özel öğretmenlerden ders alıyorlardı. Bende Üniversiteyi kazanmak için ne gerekiyorsa yapacaktım. Bunun için ablamla birlikte Eskişehir’in bütün dershanelerini dolaştık ve sonuç olarak bize normal öğrencilere kurs verdiklerini benim gibi bir özürlüye veremeyeceklerini belirttiler. Umudumuzu dershanelerden kestik ve özel öğretmenlerde çare aradık bize zamanlarının olmadığını bana ders verebilmeleri için özel eğitim görmeleri gerektiğini söylediler. Özel öğretmenlerden umudumuzu kestik. Bütün kapılar yüzümüze kapanıyordu çaresiz kalmıştım. Bende ne okuma hevesi kalmıştı ne de yaşama sevinci. Büyük bir hayal kırıklığıyla bunalımlara girdim.

Yine de ailemin büyük destek ve teşvikiyle 1993 senesi ÖSYM sınavına katıldım.     Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği bölümünü kazandım. Ancak her şey burada bitmiyordu. Yurda yerleştirildim bir sene orda kalmaya çalıştım ama ne ders çalışmak mümkün ne de arkadaşlarımla iletişim kurmak. Burada yine bana sabır düşüyordu. Ailemi de fazla masrafa sokmamak için zorluklara rağmen biraz daha bekledim. Ailemde orada zorlandığımı hissedince tüm imkanlarını sunarak eve çıkmamı istediler, neyse ki ikinci sınıfa geçmiştim yurdun olanaksızlığı derslerimi de etkiledi ve notlarım hep düşük geliyordu sınıf arkadaşımla birlikte eve çıkmaya karar verdik onun da moral ve desteğiyle tüm derslerimden geçmiş ve diplomama yüksek puanla kavuşmuştum.1997 yılında o fakülteden mezun olan dört kişiden biri de bendim. Hayatımda benim için unutulmayan bir ilk de Türkiye’de işitme engelli olarak üniversiteyi kazanan tek öğrenciydim.

Birçok işitme engellerinde olduğu gibi benim de iş hayatımda sorunlar vardı. Pek çok yere başvurmama rağmen işe giremedim. Mektuplarla ve mülakatlarla kendimi ifade etmeğe çalıştım ama olmadı. Bilgi ve becerim fazla olmasına rağmen hak ettiğim yerlere gelemedim haksız bir şekilde benden hep ileri geçen insanlar oldu bunun en büyük sebebi işverenlerin işitme engelli bireylere bir şans vermemeleri onları tanımamaları ve onlara ön yargılı davranmaları tıpkı bana olduğu gibi. Ben bana verilen şansı iyi kullandım ve şuan sıkıntı yaşamamaktayım bunda en büyük katkısı olan  Eski Genel Müdür Tayfun Mutlu Bey’e teşekkürlerimi bir borç bilir ve saygılarımı sunarım ayrıca müdürümün, şefimin ve iş arkadaşlarımın hoşgörüsünü, yardımını ve bana olan güvenlerini de hiçbir zaman unutamam. Tüm işverenleri bu anlayışa davet ediyorum…

Kısacası “işitme engelli olmamız bizim hiç bir şey yapamayacağımız anlamına gelmez. Hayatın temel ilkelerini böylelikle öğrendim. İNANMAK, ÇALIŞMAK ve BAŞARMAK.”

SORU -Engelli üniversite öğrencilerinin genel sorunları neler çözüm yolları neler?

İ.OĞUZ- Engelli Üniversite öğrencisinin çok büyük sorunları vardır. Özellikle ben kendi engellimden dolayı zorlandığım yönleri anlatayım.

Benim okuduğum üniversitede hiç işitme engelli öğrenci yok. Daha önce de olmamış. Tek başıma mücadele ediyorum. Üniversite yetkilileri sizi hiç tanımıyor. Nasıl zorluklarla karşılaştığınızı hiç anlamıyorlar. Onlara göre işitme engelli cihaz kullanınca her şeyi tam anladığını zannediyorlar. Ön sıraya oturmakla sorunun çözüleceğini zannediyorlar. Benim tam duyamadığımı bilmiyorlar. Bu konuda yine ailem devreye giriyor.

Ablam bütün hocalarımla görüşüp yazılı dersleri anladığımı, anlatılanları anlamadığımı izah etmeye çalışıyor ama bu kesinlikle tam bir çözüm olmuyor. Sorunun kişisel değil üst makamlardan genel olarak çözülmesi gerekiyor. Ne yazık ki bir işitme engelli normal bir üniversitede çok zor koşullarda okuyor.

Son zamanlarda yeni bir engelliler yasası çıkarıldı. Ama üniversiteler hala bu konuda olumlu bir adım atmadı. Bu yasanın harekete bir an önce geçirilmesini çok istiyorum. Ümitle beklemekteyim.

SORU -Toplumun işitme engellilere bakış açısı nedir? Nasıl olumlu olabilir?

İ.OĞUZ- Eskişehir’de engelli olarak yaşamak bana göre bir şans. Çünkü burada herkesin engelline göre rehabilitasyon merkezleri, bu konuda özel eğitim veren okullar oldukça fazla. Bu nedenle halk öyle bir alışmış ki size farklı bir gözle bakmıyor. Açıkçası ben bu konuda çok zorluklarla karşılaşmadım. Çalıştığım yerde de hiç bana değişik gözle bakan olmadı.

Toplumun bakış açısının olumlu olabilmesi içinde bence önce eğitimli bir toplum olması gerekir. İnsanlar işitme engelli bireylere güvenmeli onların arkasında olmalı imkanlar doğrultusunda diğer bireylerle eşit tutmalı bu da ancak hoşgörülü toplumlarda mümkün olabilir. Diğer tarafta da her sağlıklı insan bir gün engelli olabileceğini düşünürse bu sorun ortadan kalkar. Nedense bazı durumlarla karşılaşmıyor değilim bu da telaffuzda kendini belli ediyor bazı sesleri çıkarmakta güçlük çekince iletişim kurma sorunu ortaya çıkıyor. Ama bu bizim başarımızda bizi etkileyecek bir durum asla olamaz.

SORU-İşitme engelli biri iyi eğitim alırsa daha mı iyi iş bulur? Hayatta daha mı başarılı olur?

İ.OĞUZ- Ne kadar iyi eğitim almış olunsa da iyi bir iş bulmak işverenin durumuna bağlı. Eğitim almış olanlar kendi kendini geliştirmiş olur, her şeyi istedikleri gibi yapabilirler. Tek başına her ortamda yaşamayı başarabilir, rahatlar ve mutlu olabilirler. Bence hayatta daha başarılı olabilmek için çok iyi eğitim almak ve ailede iyi yetiştirilmek, iyi bir aile terbiyesi almakta çok önemlidir. Şu da unutulmamalı ki işitme engelliler eğer mezun oldukları bölümle ilgili iş bulabilirlerse daha başarılı olacaklardır.

Ayrıca işitme engelliler, kendi engellilerine göre üniversitelerde yapabilecekleri, okumalarını zorlaştırmayacak bölümleri seçmeleri de çok önemlidir. Diğer taraftan devletinde bu konuda önlemler alması ve kontenjanlarını da artırması gerekir.

SORU-İşitme engellilerin gelişimi için dernek ve sivil toplum kuruluşlarına ne gibi görevler düşmekte?

İ.OĞUZ- İşitme engellinin önemi gelişimi için dernek ve sivil toplum kuruluşlarının önemi bence çok büyüktür.

Bizlerin döneminde bu tür kuruluşları hiç yok gibiydi.  Onun için biz onlardan hiç yararlanamadık.

İşitme engelli bir ailenin çocuğunun engelini fark ettiğinde kendisine yol göstermek açısından, nereye gidecek, ne yapacak, hangi eğitim kurumuna veya daha ilk aşamadaysa hangi hastaneye müracaat edecek ve buralarda yasal olarak ne işlemler yapacak, işitme cihazı alınacaksa nereden, nasıl temin edecek vb. gibi sorunları bu tür dernekler ve sivil toplum kuruluşlarıyla irtibata geçerek yaparlarsa çok büyük kolaylıkla işlerini halledecekler. Sivil toplum kuruluşlarında işaret dilinin öğretilmesi de ayrı bir öneme sahip böylece tercümeler olacak ve iletişim kolaylaşacak.

SORU-Başka neler anlatacaksınız?

İ.OĞUZ- Ben bir de işitme engelli bireylerin çok zorluklarla yetiştiğini ve burada engelli ailelerinin nelere katlandığını, yaşam kalitelerinin ne kadar düştüğünü belirtmeliyim ve bizlere bu kadar fedakarlık yaptıkları için bütün engelli ailelerine sonsuz sevgi ve saygılarını sunuyor, hepsine Allah uzun ömürler versin başımızdan eksik etmesin diyorum. Biz onlar sayesinde bu aşamalara geldik. Zoru başardık; Bir de üzerinde durulması gereken konu, işitme engellilerin arkadaş ortamları, iyi arkadaş seçimleri ve hep birlikte organize olmaları çok önemli. Gruplaşmalar, işitme engellilerin sadece kendi çevreleriyle beraber olmaları, diğer ortamlara aşina olmamaları kendilerini toplumdan soyutlamalarına sebebiyet verir. 

Sizin gibi kendini yetiştirmiş değerli insanlarla da sürekli irtibat içinde olup, çemberi genişletilmeliyiz.

Sizin duyarlılığınız içinde size çok teşekkür ediyorum. Saygılarımı sunuyorum.