MEMLEKET BUNLARLA GURUR DUYMALI

 “Küçük hanımlar! Bugünlerde bir gün nişanlınız size koyu al renkli karanfiller gönderecektir. Dikkat edin, belki Mustafa’nınkilerdir. Küçük beyler, domatesler göreceksiniz çarşıda. Elmalar, ferik elmaları gibi kokulu, şekerli, tatlıdır. Keserseniz içinde çekirdekleri altın gibi parlar. Belki de lokantada bir gün şişelere doldurulmuş bir domates suyu içersiniz ve tadını fevkalade bulursunuz. Yunan tanrılarının ölmemek için içtiği nektar lezzetini damağınızda hissedersiniz, emin olun ki Mustafa’nın domateslerinden bir tanesi, içtiğiniz suya katılmıştır.”    

 (Sait Faik Abasıyanık)

 

 “Alnı çizgi çizgi, zafer oyuklu
Göğsü toprak toprak, öfke yayıklı
Kartal pençelidir kara bıyıklı

 

Yiğitler, yiğitler bizim yiğitler
O'nu bilir Binboğalar, ceritler”     

 

                     (Mahzuni Şerif)

 

            Babası kurulu bir düzen bırakarak hakka yürüdüğü zaman henüz on dört yaşındaydı. Ailenin en büyük erkek çocuğu olduğu için - henüz oyun çocuğu yaşındayken - aile reisi sayılmıştı. Yani çocuk yaşında kahır kasnağı geçmişti, başına.

            Fatih Sultan Mehmet on iki yaşında padişah olmamış mıydı? Hem de babası hayatta iken…

            On dörtlük aile reisine bir yakını, nasihat ediyor:

            -Delikanlılık, yalnız güzel giyinip, har vurup harman savurmak, kızların peşinde koşmak değildir. Bunları da yapacaksın elbet. Ama sırası geldiği zaman…

            Ne demişler? “Terazinin tahtı var, her bir şeyin vakti var.”    Kader seni bu yaşta aile reisi yaptı. Sorumluluğunu üstlendiğin genç bir ablan, iki küçük kardeşin var. Onlar sana Allah’ın emanetidir. Bu şartlarda senin görevin, babanın bıraktığı rutin işleri gücünün yettiği kadar yapmak ya da yaptırmaktır. Bilmediklerini komşularından öğreneceksin. Onlar ekerken ekip biçerken biçeceksin. Delikanlılık, kimseye muhtaç olmadan yaşamaktır. Kızlar seni bakımlı ailen, dolu ambarın, işlenmiş tarlalarınla beğensin.

 

                                            **************************

            Yiğit iki öğrencim, öğretmenlikten emekli olduktan sonra meyve yetiştirmeye karar vermişler. Birisi emekli ikramiyesiyle beş dönüm kadar bir tarla almış. Öbürünün tarlası hazır, babadan kalmaymış.  Ne zaman rastlasam bahçeye gideceklerini ya da bahçeden geldiklerini söylerler. Dün iki arkadaşımla Duran Coşkun’u bahçesinde ziyaret ettik.

            Sayısız elma ve şeftali ağaçlarını yeni budatmış, hepsini göz taşı ve kireçle ilaçlamış. Ailecek budanan dalları, çalıları topluyorlardı.

            Bahçeyi şöyle bir dolaşmak istedik. Yumuşak toprakta bata çıka, dalların altından ve yanından eğile doğrula yürümeye çalışırken Duran, bize hem eşlik ediyor hem anlatıyordu. O anlatadursun, beş dönümlük bahçenin daha alt başına varmadan yorulduk. Biz gezerken yoruluyoruz. Onlar, kocaman çıplak tarlayı meyve bahçesi yaparken ne çekmişlerdir kim bilir. Duran damla sulamadan, bahçe bakımının çilesinden, söz ederken Bektaş da geldi.

            Bektaş Polat, on üç dönümlük bahçeyi tek başına işlediğini söyledi. Kendi işinin üstesinden geldiği gibi arkadaşlarına da yardımcı oluyormuş. “Yarın da Yüksel Ağabey’e gideceğim,”diyor.  

           -Peki dedim, yoğun emek vererek ürettiklerinizi pazarlayabiliyor, emeğinizin karşılığını alabiliyor musunuz bari?

            Bunu Bektaş yanıtladı:

            -İyi mal yetiştirirseniz kapanın elinde kalıyor öğretmenim. Hale götürdüğüm meyveyi aracımdan komisyoncunun dükkânına indirmeden müşterinin aracına aktarıyoruz. Çünkü komisyoncu, iyi mal geleceği haberini akşamdan uçurmuştur, müşterisine...

            Dün kalem tutan nazik ellerin bu gün kararmış, nasırlaşmış halini en az kara tahtanın başındaki eller kadar mübarek ve saygıdeğer buldum. Dün vatana hayırlı evlatlar yetiştiren beyinler, bu gün memleketin ekonomisine katkı için çalışıyor.

            Sait Faik ustanın dediği gibi sofranızdaki elma, şeftali, üzüm ve benzeri meyveleri tüketirken bunlarda Duran Coşkun ve Bektaş Polat ve benzerlerinin emeği olduğunu unutmayalım.

            Onlar sevgili öğrencilerim, onlar, isimsiz yiğitlerim benim! Onlarla gurur duyuyorum…