Çanakkale; Türklerin, Geleceği Olan “Gençlerini Yok Ettiği” Bir Destandır

Sultan Alpaslan’ın 1071 Malazgirt zaferiyle kapılarını açtığı Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması sürecinin tamamlanmasının ardından, Türklerin sönmüş dev bir yanardağın tekrar volkanlaşması gibi bir enerjiyle harekete geçtiğini görüyoruz.

Türklerin, Orta Asya Bozkırlarından akınlarla Avrupa’ya, Asya’ya, Ortadoğu’ya ve Anadolu’nun değişik yerlerine yerleşme çabaları; o bölgede yaşayan farklı milletlerin kendi yöneticilerinde gördükleri baskı ve şiddeti; hiç görmedikleri adaleti, hoşgörüyü, dürüstlüğü ve güveni onlarda görmeleri sonucunda o bölgelere yerleşmelerini kolaylaştırdı.

Türklerin Anadolu’ya yerleşmesi, koyu bir Hıristiyanlık taassubu ve Orta Çağ karanlığı içerisinde bulunan Avrupa’yı uykudan uyandırdı. Asırlarca Türklerin idaresinde yaşayan Hıristiyan unsurlar, onlardan kurtulmanın yollarını aramaya başladılar. Türkleri Avrupa’dan atmak için Kiliselerin işbirliği ile Haçlı seferlerini başlattılar.

Amaçları,1000 yıllık hadiselerin rövanşını almak istercesine, dünyanın en güçlü ordularını, en güçlü donanmalarını harekete geçirerek, Çanakkale’yi geçmek ve oradan Rusya’ya yardım ederek Anadolu’nun etrafını çevirmekti. M.Akif Ersoy’un dediği gibi:

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun korkma! Nasıl böyle bir iman’ı boğar,

Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.

Onların göremedikleri tek şey Türk Milletinin iman’ı ve güçlü iradesidir.

Dünya’yı yenenlerin ve yenilmez sanıların yenilgiye uğradığı Çanakkale; dünya tarihinde ve Türk Milletinin hafızasında abideleşen, ebedileşen, efsaneleşen ve destanlaşan büyük bir savaştır.

Çanakkale tarihin kaderini değiştiren, Türk’ün şan ve şerefini, vatan sevgisini, iman gücünü ve çelikleşmiş iradesini yenilmezlere gösteren sayısız kahramanlıkların yaşandığı bir destandır.

Ecdadımız, yazarın dediği gibi “Çanakkale’de, kandan, irinden deryalar geçti. Birbirlerinin cesetlerine basarak düşman üzerine cesaretle yürüdü.” Metre kareye 6000 merminin düştüğü o ateş çemberinden geçerek, yurdunu alçaklara çiğnetmemek için İngiliz Genaral C.E.Aspinall’in ifadesiyle “Türklerin çiçeklerini (yani geleceği olan gençlerini)elinden aldı. Doğru; üniversitelerde ve Özellikle Kayseri, Kastamonu ve İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin neredeyse tamamı Çanakkale’de şehit düştüler. Ülkede bir gençlik yok oldu. Arkasından Kurtuluş Savaşı…

Sir Kombet der ki: “Çanakkale’de her şeyimiz kusursuzdu. Fakat başarılı olamadık. Zira Türkler, yuvalarına girmiş aslanların hiddet, cesaret ve kahramanlığı ile savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim.

Çanakkale, yorgun ve bitkin bir milletin paylaşılmış yurdunu istiklale kavuşturan destanlaşan bir zaferdir.

Çanakkale, Y Hikmet Buyur’un ifadesiyle: “Savaş malzemesi bulmak için düşmandan ganimet almayı hesaplayan, kum torbası olarak gönderilen çuvalları elbisesine yama yapan ve düşman öldürme fiilini, Arıburnu’nda bal yapmaya benzeten bir ordunun zaferidir.”

Biz bu güzel düşüncelerle hareket ederken bakın İngiliz savaş muhabiri E.Ashmead Barlette emperyalist bir savaşa dini bir renk vermeye çalışıyor:

 “Son haçlı seferinden beri ilk defadır ki Batı, Doğuya yönelmiş bulunuyor. Hıristiyanlık âlemi, Fatih Sultan Mehmet’in 29 Mayıs 1453 uğursuz tarihinde Bizans İmparatorluğuna indirmiş olduğu şiddetli darbenin öcünü almak için toptan harekete geçmiş bulunuyoruz.

Birkaç gün içerisinde kanlı savaşlarla karşılaşacağız. Sonunda ya Ayasofya Hıristiyan âleminin eline geçecek ya da Hilal, İstanbul’a girdiği günden daha fazla şan ve şerefe kavuşacaktır.”

24–25 Nisan 2015 tarihleri arasında Uluslar arası düzeyde “Çanakkale Zaferi” törenlerle kutlanacakmış. Yalnız bu kutlamaya halk katılamayacakmış. Nedeni de: Türkiye’nin her köşesinden bu kutlamaya gelenler izdihama yol açıyorlarmış. Bu törenlere sadece İngiltere, Yeni Zelanda, Avusturalya, Fransa, Hindistan ve Kanada gibi ülkelerden gelenler katılacakmış.

Aslan Tekin’in yazdığına göre de “bu ülkelerin en fazla kayıp verdiği bölgeleri kendi gelenek ve göreneklerine göre düzenleyeceklermiş.” Yani bir anlamda kendi toprağı sayılacak.

Bahtiyar Vahapzade’nin dediği gibi: “Geçmişine taş atanın geleceğine gülle atarlar. Milletçe zaferlerimizin hatıralarını özümsemek ve yaşamak, onları sürekli nesillerin gönüllerinde ve hafızalarında hem canlı, hem de heyecanlı tutmak gerekir.”

Volter’in deyimiyle: “Tarih, kralların, generallerin, çiftliği değil, milletlerin tarlasıdır. Her millet geçmişte bu tarlaya ne ekmişse, gelecekte onu biçer.”

Kim ne yaparsa yapsın ve ne düşünürse düşünsün bu millet zorlukların üstesinden gelmeyi ve her türlü ihanetleri yok edecek vasıflara sahiptir.

Milletimizin, heyecanını, acısını kendi şahsında hissetmiş, yaşamış ve Türk Milletinin gönlünde taht kurmuş ve örnek Müslüman gibi yaşamış merhum M. Akif Ersoy’u ve başta Atatürk olmak üzere Çanakkale şehitlerini rahmet anıyorum. Ruhları şad olsun!

 

Allah birlik ve beraberliğimizi bozdurmasın. Ülkemizi ve milletimizi bölmek isteyen hain güçlerinin şerrinden korusun!