Bu Milletin Adından Korkanlar Tarihe İyi Baksınlar

İslâm’ın bayraktarlığını yapmış olan Türklerin 1500 yıllık tarihi süreci içerisinde İslâm’a yaptıkları hizmetler saymakla bitmez.

İslâm dininin 15 asır içerisinde kazandığı göz kamaştırıcı parlak dini zaferlerin, netice itibarı ile en büyüğü ve en önemlisi, şüphesiz Türklerin Müslüman olmalardır. Eğilmez başları, bükülmez bilekleri ve keskin kılıçlarını, İslâm’ın yüceliği ve onun ululuğuna adamışlar ve İslâm dinini kıyamete kadar geçerli olmak üzere kıtalararası bir kültür ve medeniyet haline getirmişlerdir.

Hz. Muhammed’in, “Hak Peygamber” olarak gönderilmesinden sonra, Türklerin Müslüman olmalarından daha önemli, daha büyük bir olay yoktur.

Türklerin, Hz. Peygamber’in ilk çocukluk yılarında Mekke’ye geldiklerini ve “Haşim Oğullarının”,Hz. Peygamber’in mensup olduğu kabileye sığındıklarını, onların ünü Arabistan’ın sınırları aşmış “kılıç ustaları” olduklarını, dolayısıyla birçok Türk asıllı Sahabe, Tabiin ve Tebea Tabiinin bulunduğunu ortaya koymuştur. Bunlar arasında Hz. Peygamber’in eşi Mâriye validemiz bile bulunmaktadır. Bunun gibi, İslâmda ilk kadın şehit olan Sümeyye’nin de Türk asıllı bir cariye olduğu hakkında ciddi görüşler vardır.

Abbasi Halifelerinin en büyüklerinden biri olan el-Memun, ana tarafından Merâcil adında bir Türk cariyesinden doğan el-Memun dayızadeleri olan Türklere ve Orta Asya Türklüğüne büyük ölçüde ilgi göstererek onların Müslüman olmalarını sağlamıştır.

İlk Abbasi halifelerinden el-Mutasım da ana tarafından Türk’dü. Anası ise Mâride Hatun’dur. Mâride, kendi devrinde ve hilafet çevrelerinde Türk olmanın gururunu duymuş ve bir milli şuur ülküsü içinde yaşamış en ünlü Türk analarından birisidir.(834–844) Türklerin Müslümanlığı kabul etmesinden itibaren bu manevi vazifeyi sorumluluk addederek gönüllü olarak Araplarla beraber fetih hareketine girişmişlerdir. Bazı Arap komutanlarının şiddet ve kaba hareketlerine göğüs gererek Müslümanlığın ta! Çin sınırlarına kadar ulaşmasını sağlamışlardır.

Turan yurdunda, ilk defa Samaniler adında devlet kuran İran asıllı hükümdar İsmail b.Ahmed, yeni kurduğu devletinin başşehri Buhara ve bütün bürokratlarını ve ordudaki komutanlarını da Türklerden oluşturmuştu.

Samanilerden sonra, Türkler arasında İslâmiyet’in yayılma misyonuna Karahanlılar sahip çıkmışlardır. Onlar aynı zamanda, daha sonra boy gösterecek ve koca bir devlet kuracak olan Selçuklu ve Osmanlı gibi iki büyük Türk boyunun da ilk hidayet öncüleri olacaktır.

Türk milliyetçilerinin büyük siması Kaşgari’ye “Gördüm ki devlet güneşi Cenab-ı Hak Türk burçları üzerine doğdurmuş, felekler onların mülkleri üzerine deveran eder olmuştur. Onlara Türk adını Cenab-ı Hak kendisi vermiş, mülk ve saltanatı onlara müyesser kılmıştır. Allah onlara sığınanların bütün dileklerini vermiş onları kötülerin şerrinden korumuş ve onlara kötülük edenlerin de belasını vermiştir.”

Kaşari, Peygamberimizden şu Hadisi nakletmektedir:

Hz. Peygamber’den rivayet edildiğine göre, şanı yüce olan Allah şöyle demiştir; “Benim bir ordum vardır, onlara Türk adını verdim ve onları doğu cihetine yerleştirdim. Herhangi bir kavme öfkelendiğim zaman işte bu Türkleri onların üzerine musallat eder (ve onları bu şekilde yola getirir)im.”

Büyük Türk Karahanlı Hükümdarı Abdülkerim Satuk Buğrahan’ın soyu, Türk bin Yafes bin Nuh Aleyhisselama dayanmaktadır.(829) Karahanlılardan ilk Müslüman olandır.

Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamberimiz (s.a.s): “Sizin aranızda fitne ve fesat çoğalıp da kan gövdeyi götürdüğünde Allah bu ümmete Mevâli (Türkler)den bir ordu gönderecektir. Onlar ata binmede Araplardan çok üstün ve silah kullanmakta onlardan çok daha mahirlerdir İşte Allah bu dini onlarla yeniden güçlendirecektir.”

Peygamberimizin çocukluk dönemlerinde Mekke’ye gelip yerleşen Türk aileleri vardır. Daha sonraları Yasir ailesi ve çok ünlü bir demirci ustası olan ve yaptığı güzel kılıçlarla ünlü Arabistan sınırlarını çoktan aşmış olan ve “Süreyciler” olarak bilinen meşhur Türk ailesidir.

Ebu Sükayne’nin rivayetine göre Hz. Peygamber(a.s.a) şöyle buyurmuşlardır: “Habeşliler sizleri bıraktığı sürece sizde onları bırakınız. Hele hele Türkler size dokunmadıkça sakın sizde Türklere dokunmayınız.”

Yüzlerce Sahabe Türk yurduna gelmiş ve orada şehit düşmüşlerdir. Kabirleri Buhara ve Semarkant’da bulunmaktadır. Sahabelerden: Hz. Peygamber’in amcası Hz. Abbas’ın oğlu Kuşem(r.a)’in Semarkant’ta ve yine Âli Beyit’ten Hz. Hüseyin’in büyük oğlu ve İmam-ı Muhammed Bakır’ın(731) kardeşi Hz. Ali’nin torunu Abdullah’ın kabirleri Havkent’te bulunmaktadır.

Hz. Peygamber(a.s.a.) özellikle Bizans ve İran Kisrası’nın yıkılmasını istemiş ve bir “dua”,bir “niyaz” olarak Yedi Kat Göklerin Sahibine sunmuş ve yarınki nesillere bir vasiyet olarak bırakmıştır.

Orta Asya’dan kopup gelen Türkler,1071’den itibaren Anadolu’nun kapılarını zorlamış ve büyük uğraşlardan sonra Anadolu’ya, Avrupa’ya, Asya’ya büyük akınlar yapmıştır. Avrupalılar Türk akınlarını durdurmak için Haçlı Seferlerini başlatmışlar ve savaşlar yıllar sürmüştür.

Hz. Peygamber(a.sa.)’in övdüğü Türkler İstanbul’u Bizans’ın elinden alarak İslam’ın kalbine hançer gibi saplanmış olan HAÇLI hançerini çıkarmayı başarmıştır. İslâm’ın kutsal değerlerini Mısır’dan alarak İstanbul’a getirmiş ve Bağdat, Mekke, Medine ve Kudüs gibi kutsal mekânları Hıristiyan esaretinden kurtarmıştır.

Haçlılar, İstanbul’u almak ve Rusya’ya yardım ederek Türkleri Orta Asya bozkırlarına göndermek için de 1915’de Çanakkale önlerine gelmişler ve sömürgelerinden topladıkları askerler ile en modern savaş araçlarını boğaza getirerek İstanbul’u işgal etmek istemişlerdir. Ancak; Türk’ün iman’ı, azmi ve cesaretini hesaba katmamışlardı. Yüz binlerce askerini kaybederek geldikleri gibi arkalarına bakmadan defolup gitmişlerdir.

Çanakkale’nin intikamını almak için aynı Haçlı güruhu bu sefer yedikleri tokat’ı unutmuş olacaklar ki 1919’da Anadolu’yu işgal ettiler. Orada da karşılarına Çanakkale’nin yiğit kahramanları çıkmış ve sert kayaya çarparak geldikleri gibi gitmişlerdir.

Bugün de Türkiye üzerinde Haçlının aynı senaryoları oynanıyor. Türkiye Cumhuriyetini bölüp parçalamak istiyorlar. İç ve dış mihraklar değişik isimler altında dışarıdan beslenen sivil toplum örgütleri yoluyla Türkiye içerisinde yeni bir millet (Kürtler) yaratıp, Türk Milletini birbirine düşürüp ülkeyi yıkmaya çalışıyorlar.

Ülkemizde Türk’üm diyemeyen devlet adamları var. Milletin adını bir türlü ağızlarına alıp da söyleme cesaretini gösteremiyorlar. Dillerine doladıkları varsa da millet yoksa da millet… Hangi millet!

Unutmayın ki; Yunus Emre, Ahmet Yesevi, Dede Korkut, Hacı Bektaşi Veli, Hacı Bayramı Veli, Mevlana Celalettin’i Rûmi, Akşemsettin, Molla Gürani, Mehmet Akif, Sultan Alparslan, Osman Gazi, Fatih Sultan Mehmet, M.Kemal Atatürk’ler bu yüce Türk Milletinden çıkmıştır.

Ya bunlar Türk Milletini tanımıyorlar ya da Türk Milleti onları tanımıyor.

Bu memleket tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve ebediyen de Türk olarak yaşayacaktır.

Türkiye Türklerindir.

**

Kaynaklar: Prof.Dr. Zekeriya Kitapçı

                     Türkler nasıl Müslüman oldu. Seri.2

                      Yılmaz Öztuna   

                      Büyük Türkiye Tarihi/Cilt-1

                   

                                                                                                     

 

ORU- Ben size bir soru sormak değil, teşekkür etmek istiyorum. Çünkü benim kardeşim de işitme engelli. Hayata bakış açınız ve pozitif enerjiniz çok iyi. İyi ki geldiniz. (Zeynep Bilkay)

 

CEVAP- Ben de sizlere beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Benim amacım da sizler gibi işitme engelli yakınlarına moral vererek, “Eğer işitme engelli yakınlarınız ile gerçek manada ilgilenirseniz ve onlara gereken değeri verip de eğitimlerine katkı sağlarsanız onlar da gerçek manada daha gayretle ezilmemeye ve hayata tutunmaya bakarlar” imajını aşılamak ve bu konuda sizlere umut vermektir. Bunu başardımsa ben başarılı insan ve mutluyum demektir.

 

Teşekkür ederim sizlere.