Diyanetin Cuma Günü Hutbesi

Cuma günü camilerin bazılarında Diyanetin hazırladığı  “Kamu malının ortak kullanımı” hakkında örnek teşkil edecek bir Cuma hutbesinin okunduğunu öğrendik. Her Cuma bütün camilerde aynı hutbe okunurken bu cuma camilerde farklı hutbelerin okunmasına bir türlü mana veremedim.

            Halkın bu ve bunun gibi konularda kafalarında oluşturabilecekleri sorulara başka anlamlar yüklemeden Müftülüğün cevaplandırması gerekir diye düşünüyorum.

            Cuma namazını o gün Meydan Camiinde kıldım. Hutbenin konusu “Komşu Hakları ve Akrabalık ilişkileri” üzerineydi. Bu hutbe de çok güzel hazırlanmıştı. Konu kısa, anlamlı ve anlaşılır türdendi.

            Ali Paşa Camiinde okunan hutbe:

             “Kamu malı o beldede yaşayan tüm insanlığın malıdır. Takvaen ise canlıların ortak malıdır. Böyle kutsal ve sorumlukları ağır olan kamu mallarının sevk ve idaresi hayli zor olup Allah’a inanıp ondan korkanlar için İman, Âhiret ve bu Dünya ile ilgili çok zor bir sınavdır.

            Kamu mallarını kendi çıkar ve yakınlarına peşkeş çekerek kullanan ve kullandıranlar belki bu Dünyada rahat ve ihtişamlı bir hayat sürerler. Ancak ortağı ve Hak sahipleri çok olan kamu mallarını kullananlar ölümle birlikte helalleşerek huzurlu ilâhiye vardıklarında MİZAN GÜNÜ bu helallikleri alamamaları sonucu işlemiş oldukları sevap ve iyiliklerin mükâfatları kamu malında hakkı olanlara verilir.

            Böylelikle o kişiler Mizân’ın önünde Müflis duruma düşerler.

            Değerli dost ve mümin kardeşlerimizi ve bizleri Rabbim Ahiret gününde Müflislerden eylemesin! 

            Allah, bizi doğru yoldan ve gerçek inanan halis müminlerden eylesin!

            Şu anki hayat sürdüğümüz Dünya bizce yalan ve sanal değil mi?

            Rabbim sabrederek helal rızıklar kazananlardan eylesin cümlemizi.

            Tüm İslâm Âleminin Cuma günleri hayırlara vesile olsun!”

            Ali Paşa’da verilen Hutbe konusu Kamu Malını ortak kullanmak ve ona sahip çıkabilmektir.

            Yüce dinimizin insana yüklediği en önemli sorumluluklardan biri de emanete sahip çıkmak, ona hıyanet etmemektir. Kamu malının korunması da bu kapsamdadır

            Nitekim bir ayette, “Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tamam verilir.” (Al-i İmran,3/161)buyrulmaktadır.

            Yıllarca camilerimizde bu ve buna benzer hutbelerde ve vaazlarda bu konular işleniyor buna uyan varmı? Hatta kamu ve yetim malını yiyenler toplumda yer buldukları gibi itibar sahibi de oluyorlar. “Devlet malı deniz yemeyen domuz” sözü anlam kazanır hale geliyor.

             “Yolsuzluk hırsızlık değildir.”diye açıklama yapan ilahiyatçılar bile var bu ülkede… Kamu malını yiyenler için de; “Yiyorlarsa bizimkiler yiyor, çalıyorlar ama çalışıyorlar. Eskiden de yiyorlardı. Birazda Müslümanlar yesin.”diyenler çıkıyor. Haram yiyenin, Gâvur’u ve Müslüman’ı olur mu?

            2010 yılında KPSS’de yapılan kopya olaylarından 82 kişiden 32’sı mahkemece tutuklanıyor.

            İktidar’ın Bakan, Milletvekili ve İl, İlçe başkanlarının çocukları ön Lisans programından Yüksek Lisans programına yerleşirken yapılan sınava girmeden Yüksek Lisans programına yerleştikleri tespit edilerek mahkemede yargılanmaktadırlar.

            Üniversite sınavlarında yapılan kopya olayları, Polis sınavlarındaki soruların çalınması, Askeri Liselere giriş sınavlarında 1986 yılında Türkçe sorularının çalınması, sınav yapılmadan devlet kadrolarına memur alımlarının yapılması.

            70 bin Müdür ve Müdür Yardımcılarının 30–40 yılda kazandıkları hakları bir çırpıda gözlerinin yaşına bakmadan ellerinden alınıp değişik yerlere öğretmen olarak atanmaları.

            Birçok İl ve İlçe Belediyelerinde yolsuzlukların yapılması ve ihaleye fesat karıştırmaktan tutuklamalar ve bunlardan yargılanmalar.

            Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ankara Belediye Başkanı Gökçek için, “Ankara’da kamuya ait yerleri parsel parsel sattı, ne yaptıkların hep biliyoruz.”diyor.

            İşte bütün bunlar bizim ülkemizde yaptıkları yanlışlıklardan dolayı istifa eden veya yaptığı hatadan dolayı özür dileyen bir tane yetkili var mı? Kamu malını kendi malı zannediyorlar. Bunlardan hesap soran da yok, yargılayan da yok.                                    

            Ukrayna Başbakanı TV’lerin canlı yayını sırasında iki bakanının rüşvet aldıkları için tutuklanacaklarını duyurdu ve polisler o iki bakanı tutukladılar.                                                                           

            Hollanda da üç bakan rüşvetten istifa ettirildi. ABD’de bir bakan iş yerinde bir gün sigortasız işçi çalıştırdığı için bakanlıktan istifa ettirildi. Yakın zamanda Japon mühendis, halatın kopmasını kendi sorumluluğu içinde olduğunu gördüğü için intihar etti.

            Soma’da 301 işçi göçük altında kalıp can verdi. Hızlı Tren kazasında 33 vatandaşımız öldü. Çevre bakanı veya Bayındırlık bakanı istifa etti mi?

            Türkiye’de son on yıl içerisinde 26 olan milyar dolar zengini sayısı 62’ye çıktı.

            Ülkede birde örtülü ödenek furyası çıktı. İsteyen istediği gibi buradan harcama yapabiliyor. Soran yok, izleyen yok. Sayıştay’a hesap veren yok. Hesap soran yargıçlar ya sürgün ediliyor, ya da işten el çektiriliyor.

            Uluslar arası Şeffaflık Örgütü her yıl “Yolsuzluk Algısı” raporu yayımlıyor.2014’te Türkiye 175 ülke arasında  “Yolsuzluk algısı en çok düşen ülke” olarak açıklandı.

            İşte size örnek…17/25 Aralık yolsuzluk olayları…

            Kamu malını kullanarak zengin olanların haddi hesabı yok şu ülkede…

            Hz. Peygamberimiz de “kamu malı yemenin en büyük günahlardan olduğunu” belirtmiş, insanları bu konuda eğitmek amacıyla kamu malı yiyen bir kişinin cenaze namazına katılmamış; gerçek Müslüman’ın herkese güven duygusu vereceğini bildirmiştir.

            Her kamu malının veya hizmetinin cebimizden ödediğimiz vergilerle üretildiğini, sahip olduğumuz doğal kaynakların da bir sonunun olabileceğini unutmamalıyız.

            Ey insanoğlu!

            Hayat kısa…

             —Bak ibret al!

            Yere düşen yaprağa,

            O da eskiden…

            Yukarıdan bakardı,

            Toprağa!