Gazi Osman Paşa’yı Anmak ve Anlamak

5 Nisan 2015 Gazi Osman Paşanın vefatının 115. yıldönümüdür.  Onun karakteri hakkında fazla söze gerek yok. Şu kadarını söyleyebilirim. Asla elin den Kuran’ı bırakmazdı. Fırsat bulduğu her an savaş meydanında bile Kuran okumaktan büyük bir zevk alırdı. Resulullah yolunun en yaman mücahitlerinden biriydi. O’nun ahlakıyla yaşamaktan büyük bir zevk alırdı.

            Ne yazık ki, O’nun hatırasını layıkıyla yaşatmak için yazdığım” Tuna’ya Doğru” adlı romanın basılmasına, yerel yöneticiler sıcak bakmadı.  Hangi, şehri Gazi Osman Paşa gibi bir kahramanı var?  Bunu anlamayanların, onu anmaya da hakları yoktur.

            Ben burada daha fazla detaya girmeden, İngiliz yüzbaşısı Herbert Spencer’in  Gazi  Osman Paşa hakkındaki şu malumatını vermek istiyorum.

            “Müşir Gazi Osman Paşa Tokat kasabasında doğmuştur. Kendisi harbiye mektebinden çıktıktan sonra süvari sınıfına girmiş ve ikinci mülâzım olarak (1854-1856) Kırım Harbine iştirak etmiş, 21 Mart 1856 birinci mülazım olmuş, Suriye isyanına giden kuvvetle birlikte bulunmuş, 1860 yılında yüzbaşı olmuştur. Daha sonra Girit’te harp etmiş, 1866 da binbaşı, 1867 de kaymakam, 1871 de miralay olmuş ve 1871 ve 1872 senelerinde Yemen harek3atına iştirak etmiş, 1874 de mirliva, 1875 de yılında ferik olmuştur. Harp sırasında 18 Temmuz 1876 yılında yaptığı Zayçar muharebesinde düşmanı kesin bir hezimete uğrattığı için de müşir olmuştur.

            Eğer şeref, haysiyet, şöhret ve servet bir adamı bahtiyar edebilirse Osman Paşa kendisini bahtiyar sayabilir. Kendisi hem vatanın içinde hem de vatanının dışında kutlanmıştır. Çünkü son zamanlar tarihinin kahramanlarından biri olmuştur. Yaptığı kahramanlıkları aksi, bütün dünya ufuklarında çınlamıştır.

            Şerefli bir mazinin hatırı için 1878 senesinde olup biten hadiseleri unutarak, okuyucularımızın hatırasını bir Bulgar kasabasının yeşil tepeleri üzerinde Osman Paşanın Rus ordularına ve bütün dünyaya:

            —Buraya kadar! Burada öteye gidilmez! Diye gürlediği ve bütün gökleri Plevne müdafaasının ünü ile oldurduğu yere götürelim.

            Çok uzun boylu olmamakla beraber Osman paşanı heybetli bir görünüşü vardır.  Sükûti ve sabırlı bir adamdı. Konuşması ve tavırları haşindi. Bakışları ve gözleri daha ziyade alaycı idi. Üzerinde nazik ve sevimli bir adamın hali yoktu. Onun hususiyetlerinde biri de, İngiliz, Fransız, Alman ve Rus hülâsa kim olursa olsun, bütün yabancılara karşı duyduğu şiddetli nefrettir.

            1977 de muharebeleri müstesna olmak üzere memleketinden ayrılıp hiçbir taraf gitmiş değildir. Türkçeden başka Arapça ve biraz da Fransızca konuşuyordu.

            Sonrada elli yaşarında iken Plevne’de hurç hareketi yaparken bacağından aldığı yaranın bıraktığı arızadan aldığı dolayı vücudundaki hareketle atalete uğramıştır. O eski hareketleri de değişmiş, daha müsamahakâr olmuştu.

            Alaycı ve sert tavrı ile nükteler yağmaya hatta latifeler söylemeye başlamıştı.

            Muharebeden sonra 1898 yılında Osman Paşa ile İstanbul’da görüşmüştüm. Yüksek rütbeli iki Osmanlı zâbitiyle Osmanlı hizmetinde çalışan Alman zâbiti, bir de

            Osman Paşanın oğullarından yahut yeğenlerinden bir delikanlı da paşanın yanında idi.

            Bu ziyaret resmi olmasına rağmen Plevne nişanında başka hiçbir nişan takmamıştı. O, yalnız o zaman değil nişanlarının hiç birini seraskerliği zamanında da takmayı itiyat haline getirmemişti.

            Mülakatımız tam iki saat sürdü. Fakat Plevne bahsi ancak iki dakika geçti. Ben bunu Osman Paşanın tevazuuna hamletmiştim. Fakat sonradan öğrendiğime göre bunun ayrı bir sebebi varmış… 

            Onu kıskananlar vardı. O hayatı boyunca bu kıskançlık oklarının üzerine olmasından rahatsız oluyordu.

            Osman Paşa bu tarihten sonra fazla yaşamadı. 68 yaşındayken 1900 yılında vefat etti. Vefat ettiği zaman bütün ülke onun arkasından ağladı. Bütün medeniyet âlemi onun matemini tutmuş, ona gıpta etmiş, ona hayranlık beslemiştir.

            Söylenenlerin ve yazılanların aksine Sultan Abdülhamit onu el üstünde tutmuş ve saraya damat etmiştir.

            Osman Paşa, iyi bir koca, örnek tutulacak bir baba, kötü itiyatlardan uzak, evine düşkün, yaşayışı sade ve mütevazı bir adamdı.”

            Plevne muharebelerinde buluna İngiliz Yüzbaşı Herbert, Osman Paşa hakkında bu bilgileri serdetmektedir. (Herbert Spencer 1820–1903)