HAYALLER NET OLUNCA…

 

            Hayallerin, günlük hayatın kendisi olacak kadar varlığını hissettirmesi çoğu kez kararsız kalıp sıkıntıların oluşmasına zemin hazırlar.

            Denilir ki hayaller de net olmalıdır. Ya mutlu olmalıyız, ya da mutsuz olmamak için hayalleri uzaklaştırmalıyız.

            Dünya hayatımızın olurları ve olmazları bir şekilde süslenecek, yaşanabilir hale gelecekse hayallerin yüzde oranı küçük değildir.

            Hayatın kendisi olmak çoğu zaman sorumlulukları omuzlarımızda hissetmektir. 

            Köşe başında, insanın iç dünyasında bütün korkularını yüreğinde, teninde, kendine has titreşimiyle ifade eden minik bir yavrunun bütün yaşadıklarını gözlerindeki damlaların dışa yansıyan hüznünü kelimelerle ifade etmekte zorlanıyorum.

            Büzülüşü, ellerini Yaradan’a açışı, kimse yok mu diye gökyüzüne bakışı, ama gözlerinin derinliğini hiçbir göze teslim etmeyişin belli ki mevcut kuralların ve sorumlulukların tamamıyla barışık olduğunun bir işaretidir.

            Çocuklar… Yaşanılan tüm olumsuzlukların merkezinde gözyaşı döken çocuklar.

            Evde, işte, dışarda, eş dost ve aile sohbetlerimizde de bu konularda ki görüşlerimizi birbirimizle paylaşıyoruz.

             Dünya hayatının ebedi hayata hazırlık olduğunu bilenler, inançlılar, kültürlüler, huzur ve mutluluk isteyenler, kul hakkını ve mahşer gününün hesabını yapanlar, asla zulüm, katliam ve işgal yapmazlar. Ya da birilerini taşeron kullanıp yaptırmazlar.

            Uzun ince bir yolda gece ve gündüzümüz birbirine karışınca, güllerin tikenler ortasında gülümseyişini görmek ve ona ulaşmak çok önemlidir.

            Bildiklerimiz şeker, tansiyon, kalp krizleri, CA vb. olarak bize geri dönmektedir.

            Beynimiz, kalbimiz ve beş duyu organımız dayanılmazlarla görüştüğü an frenler tutmuyor, mevsimler gözyaşı döküyor, dünya hayatımızı kendimize zehir ediyoruz.

            Mazlum milletlerin çocukları, bizim çocuklar.

            Gitmek ve gelmek arasında mekik dokuyan zaman tünelinin kendini yok etme şansı yoktur.

            Gitmek fiilinin çekimlerinde ne kadar duygu derinliği varsa bitmek, tükenmek bilmeyen günleri, ayları ve dahi yılları öksüz bırakmak bize sırdaş olmuştur.

            Bozkır çocuğu, güneşe yürüyen gençlik, yavaş yavaş kar beyaz saçların tatlı burukluğunda toprak kokulu, orman dokulu, Kelkit akışlı ya da köy bakışlı sayısız dalışlar gerçekleştirdik. İnzivaya çekilmeyi dahi denedik.

            Zifiri karanlık ile ölüm sessizliğini bir hücrede bütünleştirmek istedik.

            Bir ömrü zan altında bırakacak ne varsa hepsini avuçlarımıza alıp, hesaba çekip, tenimizden ayrılanların ardından gözyaşı dökmeye takadımızın kalmadığını görüp yine de sefer hazırlığına başladık.

            Bizden kopanlarla, bize kalanları tarttığımda daima zararda olduğumu görünce, dünya hayatını kendi seyrine bırakma isteği kendiliğinden oluşmaya başladığı anlardayım.

            İnsan var oldukça, iletişim olacak, topluluklar olacak devamında kimlikler olacaktır.

             “Bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe kültür denir.
            Kültür, bir toplumun kimliğini oluşturur, onu diğer toplumlardan farklı kılar. Kültür, toplumun yaşayış ve düşünüş tarzıdır.” Kültürün tanımlarından bazılarıdır.

            Türk milletinin yüreğini bilmeyenler, tarihin derinliklerine kısa bir yolculuk yapsınlar.

                                                                                 

                                                                                              08.02.2015 /Ankara