Anayasa Güvencesinde Uyurken Sömürülenler

Yazımıza bir Hikâye ile başlayalım.

“Ali, üçüncü sınıfa giden zeki bir çocuktur. Bir gün öğretmeni Ali’ye, ‘Siyaset’ nedir, diye sorar.

Ali düşünür ama o çocuk aklıyla cevap veremez. Eve gider, kitaplara bakar ama hiçbir şey anlayamaz. O da babasına sormaya kara verir.

“Baba, siyaset nedir?” Baba düşünür. Ali’ye uygun bir dille anlatmak ister.

“Bu evde parayı getiren kim oğlum?

Sen…”

“Ben kapitalist sistemim.”

“Peki, parayı alıp bizim yiyecek, içecek ve giyecek gibi ihtiyaçlarımızı karşılayan kim?

Annem…”

O da hükümet.”

 “Peki, küçük kardeşinle kim ilgileniyor?

Dadım.”

“Dadın işçi, kardeşin gelecek, sen de halksın o zaman.”

Ali, her şeyi not alır ve uyur. Gece garip seslerle uyanır. Bir de bakar ki kardeşi ağlıyor. Yanına gidince altına pislediğini anlar. Hemen annesini kaldırmaya gider. Ama ne yaparsa yapsın anne kalkmaz.

Bu arada salondan gelen sesleri merak eder ve salona gider. Babasıyla, dadısını uygunsuz yakalayan Ali’nin ağzından aynen şu kelimeler dökülür;

“Kapitalist sistem işçiyi sömürüyor, hükümet uyuyor, gelecek b.k içinde, halk ne yapsın…”

On üç yıldır her şey apaçık halkın gözleri önünde cereyan ederken halk bunları görmüyor. Algı operasyonu ile halk uyutuluyor. İşçisi, köylüsü, esnafı, memuru, emeklisi perişan… Faiz lobisi ve hükümetin eliyle halk bankalar tarafından borçlandırılarak soyuluyor. 3,5 milyon vatandaş bankalara borçlandırılarak icralık oluyor.

Tarım ve hayvancılık çökmüş durumda… İnsanlar toprağını satıp büyük şehirlere göç ediyor. İşsizlik 6,9’dan 10,7’ye çıkarken, 2015 Mart ayı dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 1301 TL ve yoksulluk sınırı 4238 TL’ye yükselmiş ve enflasyon gıda maddelerinde %7,6’dan %14’e çıkmıştır. Bu resmi rakam…

1000 TL’nin altında maaş alan Bağ-Kur ve SSK emeklilerinin maaşlarına 100 TL zam yapılırken; Bibere %87,Kiviye %100, Karnabahara %44, Patates’e %80 ve Kerevize %100 zam yapılıyor. Aslında bu zam hükümet tarafından yapılmayacaktı. CHP çalışanlara ve emeklilere Kurban ve Ramazan Bayramlarında birer maaş ikramiye vereceklerini açıklamaları sonucu bu zam yapıldı. Ne zaman uygulayacağı da belli değil. Neden bütün emeklilere ve çalışanlara yapılmadı?

Bir gün elektrikler kesildi hayat durdu. Trafik felç olurken Türkiye ekonomisi 700 milyon Dolar kayba uğradı. Enerji Bakanı elektrik kesintisinin sebebini halen açıklayamadı. Başbakan ve Cumhurbaşkanı halkın karşısına çıkmış muhalefeti suçluyor. Popolarından çıkanı bile muhalefete yüklüyorlar. Bu elektrik kesintisi başka bir ülkede olsaydı ya hükümet istifa eder ya da sorumlu bakan görevinden ayrılırdı. Maşallah bizimkiler vurdumduymazlar!

İç ve Dış borç toplamı 980 milyar Dolar olurken kişi başına düşen milli gelir iki ay içerisinde 480 dolar azalarak 10832 dolardan 10352 dolara düşüyor.

Mercimek, pirinç, mısır, kuru fasulye, buğday, pamuk; bir tarım ülkesi olmamıza rağmen ithal eder duruma düşülürken kasaplık hayvanların %30’nu da ithal ediyoruz.

Şeker fabrikaları satılmış ve birçoğu da ya kapatılmış ya da kapasitesi yarıya düşürülerek, ABD’nin dev şirketi Cargil’in Bursa İnegöl’de tatlandırıcı fabrikası hükümetin teşvikiyle açılmıştır. Türkiye’de tatlandırıcı üretimi 2002’de %7,5 iken bugün %20’ye çıkarılmış ve pancar üreticisi mağdur edilmiştir.

Halk fakirleştirilerek bir dilim ekmeğe muhtaç hale getirildi. Yolsuzluk, hırsızlık, adam kayırmacılık, yandaşlık, rüşvet verme ve alma normal hale getirildi. “Çaldı, ama iş yaptı”, “Hırsızsa bizim hırsızımız”, “Devletin malı deniz, yemeyen domuz.” Bu sözlerin bizim toplum tarafından benimsenmiş olması, aynı zamanda ne kadar yozlaşma olduğunu da göstermektedir.

Günümüzde halk yolsuzluğu kanıksamış ve basında yolsuzluk haberleri artık küçük satır aralarında veya arka sayfalarda yer almaya başlamıştır. Yolsuzluğa ve hırsızlığa göz yuman bir toplum aynı zamanda buna da ortak olmuş demektir. Nemelazımcı bir toplum haline getirilmiştir.

Cuma gününde cami hutbelerinde “Kamu malının ortak kullanımı” hakkında hutbe okutuldu. Halk bunu takdirle karşıladı. Alışılmışın dışında olduğu için halk bir noktada “dünya mı değişti” diye düşünmeye başladı. Çünkü yolsuzluk toplumun ortak malı olan kamu kaynaklarının çar-çur edilmesidir. Toplum olarak bugün veya yarın mutlaka bunun zararını göreceğiz.

 “Çaldı ama iş yaptı.” anlayışı temel olarak topluma yerleşti. “Rüşvetin belgesi mi olur?” Buna göre yolsuzluk yapsa da iş yapan siyasetçiyi toplumun kabul etme eğilimi arttı.

Helal, haram, hak, hukuk gibi kavramlar yozlaştırıldı. Yolsuzluğun hırsızlık olmadığı hakkında fetvalar verildi. Hırsızlık da meşru hale getirildi. İhale yasası 36 defa değiştirilerek kamu ihalelerinde devlet malları yandaşlara peşkeş çekildi.

Demokratik ve açık olmayan bizim gibi toplumlarda idareler yolsuzluğa müsaittir.17–25 Aralıkta olduğu gibi bu olaylara karışan sorumluluk makamında olan kişiler dokunulmazlık zırhlarına güvenerek ifade vermeyi bırakın bu gibi konulara bakan savcı ve hâkimleri görevden uzaklaştırıp görev yapmaları da engellenmektedir. Dini kullanarak halkı kandırmaya çalışmaktadırlar. Yargı sistemine müdahale edilmesi de yolsuzluğun artmasına neden olmaktadır.

 “Ben bilirim, her şey benden sorulur.” mantığı ile hareket eden; her söylediğini ertesi gün inkâr eden ve halkı yüzde elli, yüzde elli diye ikiye bölen, 36 etnik parçaya ayıran, terör örgütünü muhatap alıp onunla görüşen, muhalefeti jurnalcilikle suçlayan, parti başkanı gibi hareket edip anayasayı rafa kaldırdığını söyleyen bir devlet başkanının olduğu bir ülkede terör, yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet biter mi soruyorum size?

Türkiye şartlarında devletin, adalet, iç güvenlik ve savunma hizmetlerini ve bu hizmetlerin yanında gelişmemiz için lazım olan alt yapı, eğitim ve sağlık gibi hizmetlerini kendisi yapması gerekir diye düşünüyorum.

Peygamberimiz “İşi ehline veriniz.” Diyor. Biz ehilsizlere verdik. Ne hallere düştük. Sürü sürü diplomalı cahillere gark olduk.

Anayasayı parçalayıp bir kenara attılar. Güvencesiz bir ortamda uyutulduk. Uyurken soyulduk ve SÖMÜRÜLDÜK Hâlâ ne düşünüyorsun!