Türk’ü Hor Görenler Utansın -1-

Cenab-ı Hak her kavim ve millete bir peygamber göndermiştir. Tabi ki İslâm öncesi Türk Milletine de peygamber ve hidayet önderleri göndermiştir.

Türkler tek Tanrıya inanan bir millettir. Onların atası olan Oğuz Han, Hz. İsa gibi bir yüce varlığa kendiliğinden inanan bir çocuk olarak dünyaya geldiği gibi, ayrıca Hz. İbrahim’le tanışmış, onun dini, Hanifiliği kabul etmiş ve Türk Milletinin, Allah’ın hidayetine giden yolda ilk ulu atası ve büyük Hidayet önderi olmuştur.

Oğuz Han, Hanifilik dinini bütün Türk ve Oğuz boyları arasında yaymış ve Orta Asya’da ilk defa olmak üzere bir imân devleti kurmuştur. Bu manada Türkleri İbrahimî bir millet kılmıştır.

Türklerin; milli bir dini olmasının ötesinde, bir örf, âdet ve inanç, hulasa bir asayiş haline gelmiş ve onun ilahi hükümleri “Oğuz Han Yasaları” olarak Türk Devlet geleneğinin esasını teşkil etmiştir.

Türk Milleti bir asrı ve bir sahabe neslinden çok daha önceki asırlarda bile Cenab-ı Hakkın lütfuna mazhar ve imân saadeti kendisine verilmiş bir ulu millet idi.

Şu unutulmamalıdır ki, imân hakimiyetinde asıl mesele her şeyden önce küfrün ana damarlarının kurutulması, şer odakları ve melanet yuvalarının canlarına ot tıkanması, onların ses ve soluklarının kesilmesi idi. İşte Türk Milleti tarih boyunca bu melanet odakları ile olan mücadelesini asırlar boyu sürdürmüş ve İslam’ın bayraktarlığını yapmıştır.

Nitekim Cenab-ı Hak, El-Enam suresinin 89. ayetinde Türk Milletinin bu ilahi alın yazısını dile getirmiş ve şöyle buyurmuştur, “İşte bunlar (Ümmi Araplar) kendilerine kitap, hüküm (Kuran yasaları) ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Şimdi onlar (bir zaman sonra) bu gerçekleri inkâr ve görevlerini ihmal ederlerse varsın etsinler, bu onlara kalmış bir şeydir. Bu takdirde biz de onların yerine öyle güçlü bir milleti vekil kılarız ki, onlar bu gerçekleri asla inkâr etmezler. (gereğini de mutlaka yaparlar!)

                    Kur’ân-ı Kerim, Maide suresi 54. ayetinde, “Ey İman Edenler! Sizlerden kim ki Allah’ın dininden dönerse varsın dönsün! Şunu da unutmayınız ki Allah onların yerine öyle bir millet getirir ki; Allah onları, Onlar da Allah’ı çok severler. Onlar müminlere karşı daima boynu bükük, alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise inadına başları dik ve onurlu bir millettir. Onlar Allah yolunda korkmadan yılmadan cihad ederler ve hiçbir lafını sözünü bilmeyen kimselerin kınamasından da asla çekinmezler. Bu şüphesiz onlar için Allah’ın çok büyük bir lütfu ve keremidir ki bunu, hangi millet için dilemiş ise işte ona verir. Muhakkak ki Allah ihsanı bol ve her şeyi çok iyi bilendir.”

Türk Kavmine Oğuz Han’ı bir Hidayet Önderi olarak gönderen Cenab-ı Hak aradan asırlar geçtikten sonra ve bir saadet asrında bu defa yine, bu kavme Kara Buğra Hanı gönderiyordu.

Kara Buğra Han’ın Turan Yurdu, Türkistan ve Türk Boylarına Hidayet Önderi olarak gönderilmesinden sonra, Kur’ân-ı Kerim ve vahyi-ilahide yeni bir nüzul devri başlamış oluyordu. Oğuz Boylarının üzerine bir ilahi sağnak ve bir ışık, nur ve bir rahmet yağmuru yağıyordu. Orta Çağların en büyük din, medeniyet ve kültür merkezi olan Kaşgarı fethederek burada bir İslâmi bir devlet kurmuştu.

Artık bundan sonra yeni köklü dini olaylar ve baş döndürücü Kur’ân-ı gelişmelerin ana merkezi, Medine, Şam, Bağdat değil, bizzat Kaşgar ve Türkistan olacaktı.

Bundan sonra Arapların yıldızı yavaş yavaş sönecek ve bir daha hiç parlamayacaktı.

Böylece Müslüman Türkler, İslam camiasına lider bir millet olarak girdikleri gibi, ayrıca Hz. Peygamber’in Orta Doğu hâkimiyetinin üç kıtada bir cihan hâkimiyeti haline gelmelerine giden yolu açmış oluyorlardı.

Bundan böyle İslam’ın bayraktarlığını, Araplar değil, Türkler yapacaktır.

 

(Devamı var)