Pirinç tanesi

Pirincin pilavından, tatlısından, çorbasından tutun da mutfaklarda ağız tadının baş tacıdır. Misafirler bu yiyecekle ağırlanır. Tarihte bulgurdan sonraki yerini almıştır. Pirinçle ilgili söylenen şu yazı benim ilgimi çekti:

''Ben beş yaşındaydım. Babaannem rahmetli pirinç ayıklıyordu. Bir tane pirinç yere düştü. Babaannem eğildi, zor gören gözleriyle aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor bulmaya çalışıyordu... Çocukluk işte, -- aman babaanne; bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamana değer mi? Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu:

--Sen, oturduğun yerden ahkam kesiyorsun. Dedi. Hiç pirinç üreticilerini çalışırken gördün mü? İnsanlar nasıl zorluklar çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeği var biliyor musun? Utanmaktan kıp kırmızı olmuştum.  Aradan yıllar geçmişti. Hukuk  fakültesinde öğrenciyim. Alain'in Proposlarını okuyorum, birden irkildim. Babaannemi hatırladım. Alain: (Bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur.) Bir iğnenin üretiminde yüzlerce insanın alın teri, göz nuru, el  emeği vardır diyordu.

“Pirinç ırmak kenarlarında, suyu bol tarlalarda yetiştirilir. Baharın dizlere kadar batan sulu tarlanın içine pirinci ekeceksin, yetiştireceksin, aylardır yetişmesini bekleyeceksin, zamanı gelince su dolu tarladan biçimini yapacaksın, çeltiğini sapından ayıracaksın, fabrikada pirinç çeltikten ayrılacak. Sonra eline geçeçek. Pazarlamak için aracıya satacaksın. Aracı bakkallara verecek, sen bakkallardan alıp mutfağa götürüp pişirip, sofraya getireceksin. Kaç kişinin emeği göz nuru ve alın teri ile sofrana geldiğini bilmeyeceksin.

Stocholm’de bir otelin lavabosundaki aynaya şöyle bir yazı  asmışlardı. “Lütfen tıraştan sonra jiletletinizi çöpe atmayınız? Yandaki kutuya atınız? Bir tek jilet dahi olsa İsveç çelik sanayine yardımcı olun.'' İsviçre’de tek bir jiletini dahi çöpe atılıp zay olmasını  istemiyor. Düşününki bizim ülkemiz Türkiye’de çelik ve metallerin israfını...

İsviçre’de zaman zaman radyo ve tv'lerden, gazete ve dergilerden ilanlar, haberler duyarsınız? (Şu tarihte, şu saatte görevlilerimiz  kapınızın önüne koyduğunuz, kullanmadığınız eşyaları alacaklardır. Lütfen sizler hazırlığınızı yapınız? Okumadığınız kitaplar, dergiler, gazeteler, ilaç prospektüsü dahil kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.)

Japonlar sade, basit, yalın, mütevazi yaşayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar, Japonlara göre ''ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.'' Böyleleri ile evlerini mezat salonuna çevirmiş diye eğlenirler. Bir insanın gösteriş için, eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.

Vaktiyle Japon ekonomisi dar boğazdan geçiyordu. İç borçlar, dış borçlar, gırtlağa kadar saplanmışlardı. Durumları zor, çaresiz bir haldeydiler. Zamanın Başbakanı meclisi toplar. Kürsüden vekillere olanca yalın ve çıplaklığıyla anlatır.

--Şu andan itibaren tanrı şahidim olsun ki Japonların dış ve iç borçları son kuruşuna kadar ödenmeden pirinçten başka  bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka, elbise giymeyeceğim...

Dediklerini yapar, en üstten, en alt kademedeki insan israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya'nın iç ve dış borçlarının tamamı ödenir. Belki de o günden kalma alışkanlıkla bugün hala pirinç tüketimine devam etmektedirler.

Bizim ülkeyi yönetenlerin, yukarıdaki düşüncenin çeyreğini uygulasalar ne olur acaba...? Japonya imparatorluğunun sarayını gören var mı? Saray ne kadar sade, ne kadar mütevazi, ne kadar gösterişten uzak. Bir de Türkiye’deki ak saraya bakalım ve karşılaştıralım. Arasında fark olarak neleri, nasıl görürüz acaba... İmparatorluk ve cumhuriyet yönetimi olarak.

Japonlar gerekmedikçe  elektriği yakmaz, suyu boşa akıtmaz, yarım işi bir gün sonraya bırakmaz, plansız, projesiz asla çalışmazlar. Yalan söylemez, insan aldatmazlar, hırsızlık yapmaz, hile ile uğraşmazlar. Devleti milletine güvenir, devleti de sosyal olarak korur ve kollar. Kaliteyi nasıl daha üst seviyelere çıkaracağım diye düşünür, emek sarf ederler. Yaptığı yanlış ve hatalarda kendisinin ülkesine ve milletine karşı ihanet etmiş sayar ve kendini öldürür. (harakiri yapar).

Bir mıh bir nalı kurtarır. Bir nal bir atı, bir at bir komutanı. Bir komutan, bir orduyu, Bir ordu, bir ülkeyi kurtarır.

 

Biz ne mıhı ne nalı düşünürüz. Ne de komutanları düşünür koruruz ? Bu ülkeyi sizce nasıl ve kim kurtarır.