HEP PARAYI DÜŞÜNMEYEN OĞLUM

HEP PARAYI DÜŞÜNMEYEN OĞLUM

Sevgili oğlum,

Üniversite okurken “ İşletme Politikası” dersimize gelen Prof. Dr. Esin Engin isimli hocamız bizlere hayatımız boyunca unutmayacağımız ve benim hayat felsefemle ilgili derslerde vermişti. “Çocuklar hep parayı düşünmeyin, gelişemezsiniz.“ demişti. Bu benim de benimsediğim ve gelişime önem veren bir insan olarak hayat felsefesi yaptığım bir sözdür. Hayatta bana da “Aman parayı düşünme , aman ikinci planda kalsın”  diyen çok insan oldu ama kendileri paradan başka bir şey düşünemez oldular, çıkar görmedikleri, küçümsedikleri bizleri  arayıp sormayan insanlardı bunu söyleyenler. Ama Esin Engin hocamız içten samimi söylediği ve hayatında bu felsefeyi de yaşadığı için de benim üzerimde etkili olmuştur.

Sevgili oğlum,

Başarı ve mutluluk sadece parada olmaz. Bazen gazetelerde okumaktayız. Alt yapısı olmayan, piyangodan büyük ikramiye isabet eden insanlar, para kazanmaktalar. Bu paralar ile evler, arabalar almaktalar. Ama alt yapıları, yani parayı nasıl yönetecekleri, nasıl verimli kullanacaklarını bilmediklerinden çoğu gene başa dönmekteler. “Para iyi bir uşak kötü bir efendidir” sözünü atalarımız boşuna dememişler.

Canım oğlum,

Hayatta  planlı, programlı çalışmayı sevmeyen,  hep başkalarının kendisine yardım etmesini isteyen,  ondan bundan medet uman,  elinde malı  mülkü parası olsa bile zamanını gelince gene başkasına muhtaç olacaktır. Çünkü hayat felsefeleri çalışarak, çabalayarak  başkalarına muhtaç olmama felsefeleri üzerine kurulmamıştır. Bu felsefe üzerine kurulmayan hayatlar her zaman mutsuzluk, başkalarının düzenli hayatını kıskanma, başkalarına manevi yönden zarar vermeler ile devam eder. Böyle insanlar hem çevrelerini hem kendilerini mutsuz ederler. 

Canım oğlum,

Bizim hayat felsefemiz, çok malı olan değil, az ile yetinen, kimseye muhtaç olmayan ve insanlar ile onların bizi sevdiği ölçüde muhatap olan ve bizim başkalarına karışmadığımız gibi, başkalarının  da bizim hayatımıza fazla müdahale etmesine  müsaade etmediği  bir hayat  ile mutlu olmaktayız. Mutluluk ise  insanın kendi içinde olan bir şey.

Canım oğlum,

Bazen bakarsın insan bedensel engellidir ama mutludur. Evi veya arabası yoktur ama başkalarına muhtaç olmamanın mutluluğunu yaşar. Hatta çok başarılı olan evlatlar da yetiştirir. Bir toplantıda işitme ve konuşma engelli bir insanla tanışmıştım “ 5 tane çocuğum var ve 5 tanesi de Üniversite mezunu “ deyince , ona saygımı ve sevgimi göstermiştim. Mazeretlerin  arkasına sığınmadan ve  engellerini engel yapmadan 5 çocuklarını da okutan insanlara sadece saygı duyulur.

Canım oğlum,

İnsanlar çocuklarına daha evlenmeden, hatta evlendikten sonra da ev araba aldıkları zaman onların çok mutlu olacağını zannederler. her şeyleri ile çocuklarının maddi olarak rahat  etmesine çalışırlar. Bunları yaparken inandıkları manevi değerleri bile çiğnemekten, ya da işlerine geldikleri gibi yorumlamaktan da çekinmezler. Ama manevi olarak güçlü yetişmeyen çocuklar ne yazık ki akrabalarını da düşünmezler, nerede ne konuşulacağını bilmedikleri ve  nasıl davranılacağını da çok zamana öğrenmediklerinden mutlu olamazlar ve hep daha fazlasını isterler.

Canım oğlum,

“Daha fazlasını istemek”  deyince aklıma geldi. Daha fazlasını istemek gerçekten kötü mü? Diye sorabilirsin.            “Daha fazlası”  eğer bilgili olmak , bilgimizi de insanlara hizmet etmek ve onları geliştirmek olarak kullanırsak o zaman daha fazlasını istemek hem bizlerin  mutlu olmasını sağlar hem de insanların bizlerden faydalandığını görerek  bizim de daha huzurlu olmamızı sağlar. Bu yüzden, insanın yaşı ne olursa olsun, okumak ama okuduklarını uygulamak , dinlemek ama gerçek manada dinlemek ve insanlara sevgimizi ve bilgimizi de paylaşarak güzelliklere gitmek bizleri daha güzel geleceğe taşır.

Canım oğlum,

“Şükretmek ve sabretmek” pek çok insanın birbirine tavsiye ettiği şeyler. Bu güzel tavsiyeler ama bizler sadece şükreden sabreden insanlar olmaktan çok bilgimizi  artırarak ve ama mutlaka da bu bilgimizi gerektiği zaman ve anlayan insanlarla paylaşmak ve  insanlara da ulaştırmak gayesi ile çalışmalıyız. Yani önce öğrenen ve sonrada öğreten insan  olmak gerçek manada gelişmemizi sağlar.Zaten manevi büyüklerimiz de “ Ya öğrenen ol, ya öğreten ol, ya bunları da destekleyen ol. Dördüncü olma” diyerek  öğrenmenin ve öğretmenin faziletini anlatmışlardır bize.

Canım oğlum,

Mala mülke değer veren, bazen de manevi yönü güçlü görünen insanlar bilgi tarafı az olduklarından, okumayı ve öğrenmeyi küçümserler. Mesela  35 yaşından sonra lise okumak isteyen ev hanımına “ Ha ha bu yaştan sonra okuyacak da ne olacak işe mi girecek? “ diyerek alay ederler. Onlar  da bilmeli ki insanlar okumayı işe girmek için değil, okuyarak bilgilerini artırmak , önce kendilerini geliştirmek ve  sonra da çocuklarına güzel örnek olmak isterler. Çünkü “ Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” emrini severek yaparlar.  

Canım oğlum,

“Hep ben gelişeyim, çocuklarımın malı mülkü olsun, ibadetlerimi de yapmaktayım. En yakınımdaki  insanlar gelişmesin. Yerinde saysın. Onların güzel işi olmasın , maaşları ne kadar az olursa olsun, ona şükretsinler” mantığı ile hareket edenler bir süre sonra yalnız kalmaya mahkumdurlar. Çünkü “Kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe insan kemale eremez” Yani insanların kemale ermesi yaşı ile malı ile değil, aklı ve çevresine verdikleri  bilgi ile belli olur. Basen bakarsın yaşı 70 e gelmiş  insanların çocuklardan daha bencil, çocuklardan daha cahilane konuştuklarını  görürsün. Bu da anlatmak istediklerimi açıklamakta.

Canım oğlum,

Başkalarının maddi şeylere değer vermesi veya vermemesi aslında bizim ilgi alanımız olmamalı. Bizler kendimizi bilgili insan yapmaya devam edelim. Bazen bilgili insanlara “ O kendini alim sanıyor, herkesi cahil yerine koyuyor”  dediklerini görürsün. Bu yazıyı okuyanlardan da böyle diyenler olabilir ama bilgiyi paylaşmak hiçbir zaman  başkalarını küçümseme, cahil yerine koymak olmaz. Bizlerde başkalarından faydalanmasını , güzel bilgiler veren insanlarla sohbet etmesini bilirsek çok mutlu oluruz.Başkalarından faydalanmasını bilirsek insanlar söz ve davranışları ile bize çok şey anlatırlar.

Canım oğlum,

Senin de bilgili insan olmaya büyük önem vermen, okumayı sevmen ve  okulunu da sana öğrettikleri güzel şeylerden dolayı, seni hayata güzel hazırladığından dolayı sevmen ve  sana güzel şeyler katacak sosyal etkinliklere herkesten önce katılman, sporu sevmen ve insanlarla diyalog kurmaktan asla geri kalmaman, katı kalpli olmadan olaylara ölçülü olarak duygusal tepkiler vermen senin gelecekte bilgisini hayata uygulayan, sosyal insan olan, insanlara sadece akıl vermeyen,aynı zamanda yardımcı olan, vatanını milletini gerçekten severek , bayraktarlık yaptığın günlerde çok mutlu olman , bu ülkenin ilerde  daha çok gelişeceği konusunda benim umutlarımı kat kat artırmakta.

Canım oğlum,

Bu güzel hasletlerini hem sen kendi görüşlerinle , hem aileden, hem okuldan , hem de idealist öğretmenlerinden , hem de özenle seçtiğin  arkadaşlarından aldın. Arkadaşlarını seçmenin önemini, okumayı sevmenin önemini , insanlarla ilişkilerinde onları ayıplamadan , küçümsemeden , onları severek , ihtiyaçları olduğu zaman bilgini paylaşarak  hayat yolunda ilerlemektesin. Bu hasletlerinle  Müslüman Türk Gençlerine örnek olacak ve ülkeni hep ileri götüreceksin. Maddiyat ve maneviyatın, bilgi ve sevginin , asil olmak ile kibirli olmanın  farkını  iyi  bilirsen hayat sana gülümser.

Canım oğlum,

“ Allah’ım  bana değiştirebileceğim şeyler için(bilgili olmak , sevmek.) güç, değiştiremeyeceğim şeyler için  sabır ( Başka insanların gelişmesi,ülke yönetiminde söz sahibi olma)  ve bu ikisi arasında dengeyi akıl edebilmem için akıl ver.” Duasını hiçbir zaman dilinden düşürme

Muhabbetle kucaklarım seni…