Genç Yazarlarımızdan Afyon Kocatepe Üniversitesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğrencisi Kenan Taban: “Okumak bir eylem değil, geniş bir eylemi ifade eden ve zaman akmaya devam ettikçe etkisini sürdüren bir durumdur.

Genç Yazarlarımızdan Afyon Kocatepe Üniversitesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğrencisi Kenan Taban:

“Okumak bir eylem değil, geniş bir eylemi ifade eden ve zaman akmaya devam ettikçe etkisini sürdüren bir durumdur. Öyle ki kitaplıklar dolusu kitap okuyup hala kendisini okuyamamış, çözememiş, hayattaki gerçek yerini idrak edememiş birçok insan var.”

 

 

SORU-Bize kısaca, kendinizi tanıtır mısınız?

Kenan TABAN

(d. 7 Mayıs 1996, Iğdır)

 KENAN  TABAN- 2013 yılının şubat ayında yayımladığım “1+3 Gecede…” adlı psikolojik-roman türündeki eserimle Türkiye’nin en genç-psikolojik roman yazarı olarak Türk Edebiyat Dünyasında yer edindiğimden bu yana sanat ve edebiyat çalışmaları devam eden bir yazar ve şairim.

 1996, Iğdır doğumlu olup 8 nüfuslu bir ailenin en büyük erkek evladı ve 6 kardeşten de ikincisiyim. İlk ve ota öğrenimimi Iğdır/Merkez’de bulunan Mahmut Nedim Kuyumcu İlköğretim Okulu’nda gördüm. Bu okulda son sınıftayken “Yok Oluşa Doğru” adlı su kalitesi konulu kompozisyonumla Doğu Anadolu  Bölgesi  Üçüncüsü seçilip DSİ tarafından plaketle ödüllendirildim. 

 Lise eğitimime Iğdır İMKB Anadolu Lisesi’nde başlayıp Ankara/Keçiören’de bulunan Keçiören Anadolu Lisesi’nden de 2014 yılında okul birincisi olarak mezun oldum.

 Kendimi hayat içerisinde konumlandırmak ve evren içerisindeki gerçek yerimi bulabilmek için sadece şiir, roman yazmakla kalmadım; makale, deneme, masal, hikâye gibi edebi türde yazılar yazıp, birçok kez de tiyatro aracılığıyla sahneye çıkıp tüm bu hayattan edinimlerimi halkla paylaşmaya başladım.

 Lise dönemimde tiyatro eğitimi aldım, birçok kez sahneye çıkıp turnelere katıldım. Eğitim hayatımın bu noktasına kadar okul çapındaki ve sosyal çevremdeki başarılarından dolayı aldığım belge ve onurlukların yanı sıra sosyoloji, tasavvuf ve felsefe gibi alanlarda dereceler, belgeler ve başarı sertifikaları aldım. TÜBİTAK’a 2 yıl üst üste Sosyoloji dalında proje hazırladım.

 Şu anda da Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümünü okumakta, böylece öğrenim hayatımı sürdürmekteyim.

SORU- Neden bu alanı tercih ettiniz, tercih etmeden önceki ve sonraki duygularınız arasında ne fark var?

 KENAN  TABAN- Yazmaya aşamalı bir dönemle giriş yaptığımı söyleyebilirim. Ta ilkokul sıralarında başlayan bir serüven bu aslında. Bir şeyleri başarmak; daha doğrusu, bana sunulanları ezberleyebilmek karşılığında ilkokul panolarındaki elmamı kızartabilme çabasıyla başladı her şey.

 İlkokulda, öğrencilerin başarısını temsil ederdi o elma figürleri ve okuma-yazmayı önce sökebilenlerin elmaları diğerlerine göre daha çabuk kızarırdı.

  Söylenen tekerlemelerin, kalıplaşmış şeylerin çoğu aklımda kalmazdı, hala da kalmıyor ya… neden mi, çünkü ilgimi çekmezdi. Benim neye göre başarılı olup olmadığımı değerlendirmesinin yapıldığını anlayamadığım o elmaları hiç umursamazdım. Öyle ki elması geç kızaranlardan ve o kırmızı kurdelelerden geç alabilenlerdendim.

 O zamanlar, herkes okumasını geliştirmeye çabalar, oyunlar oynarken bense ablamın sürekli tutmakta olduğu günlüğüne aklımı takmıştım. Ablam ve yaşıtları nerdeyse herkes o zamanlar; üstü çiçekli, böcekli, üzerinde asma kilidi olan o günlüklerden tutuyordu.

 Okumayı sırf orada ne yazdığını anlayabilmek için hırs edip bir anda çözdüm. Okumayı bir araç olarak kullanabileceğimi ve bana hayatım boyunca ne kadar yardımcı olabileceğini ilk o gün fark etmeye başladım.

 Anıların günü gününe not edilmesine bir anlam veremesem de yazmayı hızlandırdığım gibi bir defter aldım elime ve çevremdekilere söyleyemediğim her şeyi oraya yazmaya başladım. Yazarken bazen gülüyor, bazen derin düşüncelere dalıyor, bazense ağlıyordum. Kalemden, kağıttan dostlar edinmiştim ve yazmak güç-moral veriyordu adeta.

 İlkokuldayken çok sessiz takılan, oyun oynamayı hiç sevmeyen, kendi halinde, uslu bir çocuktum. Genel anlamıyla usluydum, tabi okula başlamadan önce mahalle marketimizi ve anneannemin odunluğunu yaktığımı buna dâhil etmezsek. J

 Bundan olsa gerek; öfkemi, sevincimi ve sitemimi içimde tuta tuta yazacak çok şeyim birikmişti. Daha sonraları şiirle tanıştım. Duygularımı, düşüncelerimi başta kalıplara sığdırmak her ne kadar akıl dışı gelse de sonraları; şiirin duygularımı, düşüncelerimi hatta tüm sitemlerimi ölümsüzleştirici-kalıcılaştırıcı bir gücünün olduğunu fark ettim. Tam anlamıyla yazmaya da ilk olarak şiirle başladım zaten. Günlük tutmanın yerini şiire bırakmamla da yazım hayatıma başlamış oldum.

 Bu alanla ilgilenmeden önceki duygularımla şuan arasında pek bir fark olduğunu söyleyemeyeceğim. Benim zaten baştan beri hayata karşı bir duruşum vardı. Bu duruşa; edebiyat-sanat bir iletken oldu. Duygularımın, düşüncelerimin taşıyıcısı, ileticisi ve muhafaza edicisi oldu desem daha doğru olur.

 O günlüğü tutmaya başlamadan önceki ile şuan arasında illa bir fark olacaksa o da şudur; önceden dile getiremediklerimi o günlük dahi bilmiyordu ama şimdi ise hiçbir şey içimde kalmıyor neredeyse. Her şey doğrudan ya da dolaylı bir şekilde, yazdıklarımla birlikte önce mürekkeple, sonra kağıtla, sonra da bilmesi gereken herkesle buluşuyor. Bunun için çok rahat ve mutluyum.

SORU-Bize ailenizden bahseder misiniz anne ve babanız ne iş yapar, kardeşleriniz nerede okur, onların sizin çabalarınıza bakış açısı nedir?

 KENAN  TABAN- Annem kendi halinde bir ev hanımıdır babam ise kendimi bildim bileli; arada değişiklikler yapıp, mahalle marketi işletmek gibi işlerle uğraşmış olsa da çoğunlukla yemek sektöründeydi; yani şuanda Geleneksel Türk Yemekleri yapan bir aşçıdır. Sırf bu yüzden bize ince işlerin adamısınız, derdi bir hocam.

 Kardeşlerimin en büyüğü yani ablam da benim gibi yüksek öğrenimine devam etmekte ve Felsefe Bölümünü okumaktadır. Öteki 4 kardeşim ise ilk-orta okul ve lisede eğitim hayatlarını sürdürmektedir.

 Yazım hayatımda en büyük destekçi de ailemdir ki, yazıyor olmama gayet sıcak bakmaktadırlar.

SORU- Şu ana kadar çıkardığınız eserlerinizin adı ve konusu nedir?

KENAN  TABAN-  Şu ana kadar yayınlanmış 2 eserim var:

§       Psikolojik tarzda olan “1+3 Gecede...” adlı ilk eserimin 14 Şubat 2013’te “Sage Yayınları”nda basılmasıyla yazarlık kariyerime başladım. İlk romanımda; her insanın bir vazgeçilmezi olduğuna değinerek, başkarakter olan Kasım’ın ve Kasım’ın vazgeçilmezi olan takıları üzerinden okuyucunun var saydığının ne denli var, yok saydığının ne denli yok, bilinmez saydığının ne sebeple bilinemediğinin yoklanmasını sağlayarak felsefi dokunuşlarla okuyucuyu olabildiğince düşündürmek ve kendisiyle yüzleştirmek amaçlanmıştır.

 Takıntıların yoğun olarak işlendiği, yer yer düşsel ögelere de yer verilen psikolojik tarzdaki romanda; insanoğlunun beşeriyeti ve acziyeti “Çıplak Ayaklar” olarak adlandırılmıştır.

§        “Şehrazat” adlı ikinci romanım 2014 yılının Temmuz ayında “Alter Yayınları”nda yayınlanmıştır. Bu kitapla birlikte her insanın zihninde yer alan sevgili profilinin yoklanmasını sağlamak ve insan yüreğindeki sevgi tomurcuğunun mahiyetiyle birlikte sevgiden, aşktan neler beklendiğini sorgulayarak okuyucuya alabildiğinin üstünde bir şeyler katmak amaçlanmıştır. Kitapta, aşkın tattırdığı duyguların naifliği ve maşukların çıtkırıldımlıkları insanoğlunun beşeriyetine dayandırılıp “Serçeler” olarak adlandırılmıştır.

 

SORU-Çıkarmayı düşündüğünüz ve  hazırladığınız hangi eserleriniz var?

 Üçüncü romanımın yazımını bitirdim, o da yakında çıkacak inşallah:

“Aşkın Çıktığı Dala Yürekler Salıncak Kurar” adlı yeni romanımsa; ‘Hükümsüz Bir Aşk’ Hikâyesini; doğduğu günden beri içerisinde olduğu kirli hayattan ve ona bu hayatta kendisine kimlik kazandırdığına inandığı kim olduğunu bilmediği babasının yokluğundan dolayı tanrı tarafından unutulmuş olduğuna ve kimliksiz kaldığına inanan Edım/Âdem’in sürekli, bir hareket içerisinde olan hayatını konu edinmektedir.

 Hayatta var olmayı sürdüren her şeyin varoluşunu bir amaca bağlarım. Bu nedenle yazarken de bir amacım, ifade etmek istediklerim, değiştirmek istediğim olgular olmuştur. Ömrüm boyunca da, bozuk zihniyeti temelinden sarsmaya yönelik eserler ortaya koymayı amaçlıyorum.

SORU- Kitap okuyor musunuz, sizce kitap okumayan gençlik ne kaybediyor?

KENAN  TABAN-  Elbette ki… yazmayı sürdürürken okumayı da sürdürüyorum. Okuyamazsam yazamam zaten. Kitap okumayı beslenmeye benzetirim. Yanlış beslenme; kilo yapar, vücutta gereksiz yağ toplanmasına sebep olur. Daha sonrasında ise malum, hastalıklar…

 Emek sarf edilen her şey değerlidir. Çünkü emek/çaba değerlidir. Yalnız her yazılan da bir olguya kılavuzluk yapar, bu da bir gerçektir. Bu nedenle kitap seçimlerine çok dikkat ederim. Benim yanlış beslenmem, yazdıklarımı da zehirler.

 Her yayınlanan kitabı okuma, daha doğrusu her çok satanı rafımda bulundurma gibi bir çabam yok. Her şeyde seçiciyimdir ancak ideoloji-zihniyet konusunda çok daha ileri düzeydedir bu seçiciliğim.

 Muhakkak ki okumayan; hayatı ve kendisi okuyamayan; kendisini yaşamadan ölmeye mahkum bırakmıştır. Okumamak, yaşamaktan vazgeçmekle ve kendini yitirmekle eş değer bir olguyu çağrıştırır beynimde. Kendini kaybeden bir insana adanan, geriye kalan her şey de iyesiz kalacak; dünya çöplüğüne katılacaktır.

SORU-Sevdiğiniz yazar ve şairler kimler,   neden seversiniz?

KENAN TABAN-  “Sevdiğiniz yazar-şair” deyince, ilk olarak aklıma Mehmet Akif Ersoy sonra da Necip Fazıl Kısakürek gibi usta şairler geldi.

 Mehmet Akif’in ve Necip Fazıl’ın hazır cevaplılıkları, dillerinin sivriliği nedeniyle onları kendime yakın hissederim. Mehmet Akif’in asra sitemleri, hayata duruşu beni kendine çeken başlıca yönleridir.

 Yazarlardan ise; kitaplarından, şahsiyetinden daha çok çabasını, araştırıcı yönünü yani iş disiplinini takdir ettiğim Orhan Pamuk aklıma gelir.

SORU- Yazarken hangi kaynaklardan besleniyorsunuz?

 KENAN TABAN- Yazarken asıl kaynağım hayattır, yaşantılarımdır ancak romanlarım için gerektiği zaman gereken yönlerde sıkça araştırma yapar, okuyucularıma elimden geldiğince nesnel bilgiler vermeye çalışırım.

 Kimi şeylerin tartışmasını da romanlarımda kimi yerlerde açık uçluluk bırakarak okuyucuya bırakırım. Nitekim benim düşünce sistemine dayatma yapma gibi bir hakkım yok.

9-Günümüz gençleri okumadan yazıyorlar ve hemen kitap çıkarmak istiyorlar, sizce bu ne gibi avantaj ve dezavantajları getiriyor?

 Ben okumadan yazmayı kesinlikle tasvip etmiyorum ama büyük harflerle yazıyorum; OKUMA-dan… Okumayı; sadece kâğıt üstünden, yazılanlarla gerçekleştirilebilen bir eylem olarak görmüyorum.

 Okumak bir eylem değil, geniş bir eylemi ifade eden ve zaman akmaya devam ettikçe etkisini sürdüren bir durumdur. Öyle ki kitaplıklar dolusu kitap okuyup hala kendisini okuyamamış, çözememiş, hayattaki gerçek yerini idrak edememiş birçok insan var.

 Yazmanın yaşla ya da öne sürülenlerden göz geçirebilme kabiliyetiyle bir bağlantısı olduğuna inanmıyorum.

 Kitap çıkarabilmenin bir önemi yok… Önemli olan; kâğıda aktarabilecek nitelikte bir düşünce sistemine sahip olmaktır. Yani kitap çıkarabilmek için bu bahsettiğim okumayı yapabilmek gereklidir. Bunu becerebilen herkes hayattan okuyabildiklerini kâğıda aktarmakta özgürdür ama yazılanların, yer edineceği bir yer ya da ulaşacağı bir adres ve bu çetin yolu aşabilecek dirayeti yoksa postaya zarf bırakmanın da bir manası yok.

 Bir amacı, kendine özgü bir hayat duruşu olmayan bir kişi yazar olamaz. Çünkü:

 “Zamanla her söylenenin esiri olan değil, söyleyeceklerinin her zamana tesiri olandır yazar.”

 Amaçsızca yazanlar, ne yazık ki belli bir zamandan sonra okuyamadıklarını yazarak hayattan ve realiteden iyice uzaklaşmaya başlarlar. Onların içine girdiği bu çaba yüzünden, yaşamdan okuyabilecekleri birçok şeyi gözden kaçırırlar.

 Kalıplaşmış senaryolarla edebiyat yaptıklarını, melankoliye ne kadar yaklaşırlarsa o kadar iyi sanat yapabileceklerini düşünmelerine sebep olan yanılgıya düşerler. Bu nedenle yaşla ve diğer kalıplaşmış öbeklerle bağdaştırmadığım yazarlığın, ifade ettiği anlamın her geçen gün daha da şeffaflaşıyor olmasından rahatsızım.

SORU- Yazar olmak isteyen gençlere neler önereceksiniz? 

KENAN TABAN-  Şunu diyebilirim ki: çok zorlu bir yaşam serüveni sizi bekliyor olacak, daha doğrusu zaten o serüven üzerine doğmuş olmalısınız. Düşünsel derin bir yalnızlığa saplanacaksınız ve yalpaladıkça o boşluğa daha da batacaksınız.

 Destekçilerinizin yanında köstekçileriniz ve sizi hiç anlayamayacak insanlar olacak ama biliyorum ne kadar olumsuz şey duysa da hiç yılmayacak olanlardır aranızdaki yazarlar. Eğer başka türden bir şeylerin peşinde değilseniz; yazarlık özenti ya da heves değilse, emin olun, gerçekten o okuyabilme meziyetiyle taçlandırılmışsanız siz zaten “yazar” yani hayattan okuyabildiklerini yazanlar olacaksınız.

 Benim bu konuda size hiçbir tavsiyem yok. Çünkü bana da tavsiye veren olmadı ve hayattan okuyabileceklerinizden daha güzel bir tavsiyeyi benden duyacağınızı sanmıyorum, tabi bu yazdıklarımı “OKU”yamadıysanız. J

Teşekkürler…

 

Çok güzel edebi bir röportaj oldu Kenan, teşekkür ederim.