BİR KONFERANSIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

            “Günün yorgunluğuyla eve dönen bireyler, yaşadıkları mutlulukları da sıkıntıları da aile içinde dile getirerek bir sohbet ortamı oluşturabilirlerse, sıkıntılar hafifler, başarılar da anlam kazanır… Aile içinde eşler birbirleriyle uyum içinde güzel sohbet ederlerse hem kendi gönüllerini doyururlar, hem de yavruları için en uygun gelişme zemini hazırlarlar.”

Prof Dr. Ertuğrul YAMAN Evde:

            1-Sohbet edeceğim diye işini eve getiren kimi müdürlerin eşleri müdürden çok müdürlük yapıyorlar. Öyle ki personelin işi, sosyal konumu, ailevi ilişkileri yönünden müdür kadar bilgi sahibidirler. Nerdeyse onların sicilini dolduracak yetkinlikte konuşurlar. O derece yani…

            2- Bir başkası: “Sıkıntımı aile bireylerine kesenlikle yansıtmam diyor. Bir evde bir kişinin üzülmesi yeter.”

            3-Banka yetkilisi: Banka sırrı kuralı gereği, bir hesap sahibinin hesabı en yakınına, eşine bile söylenmez. Bu denli ketum görevli, sıkıntısını evine getiremez. Ya da getirmemesi gerekir.

            4-Cesaret: Karanlıktan korkan çocuklara saklambaç oynatıyoruz. Saklananı işaretle karanlık odaya gönderiyoruz. Aynı şekilde arayanı da oraya yönlendiriyoruz. Bir süre sonra başarı çığlıklarıyla dönüyorlar. Korkularından eser kalmamıştır.

            Eşler yine de sohbet etmeli:

            Bir söyleşide dinlemiştim: “Elektrik kesildi de mum ışığında aile bireylerinin yüzünü gördüm. Hepsi de iyi insanlarmış. Eşimle bayağı, söyleşebiliyormuşuz. Evin ihtiyaçlarını, çocukların ders durumlarını konuştuk. Komşuları sordum. Meğer elektrik ne büyük felâketmiş de haberimiz yokmuş. Onun yüzünden eve girişimden itibaren gözümü dikiyorum televizyona yatana kadar ayıramıyorum. Televizyona resmen esir düşmüşüz. Bu güne kadar evimde ne bir şey okuyabiliyor, ne de kimseyle iki çift lâf edebiliyormuşum…

            Okulda:

            Yeri geldikçe öğretmenlerin tümü, değerler konusunda güzel sözler söylemişlerdir, kuşkusuz. Ancak “kulağını neden çektiniz?” Diye velinin okulu bastığı da duyulmamış olaylardan değildir, hani…

            Çevrede:

            Aile ve okulda böyle de çevrede farklı mı sanki. Eskiden mahalle ve komşuluk kültürü vardı. Mahallede herkes birbirini tanırdı. Dara düşenin yardımına önce mahalleliler koşarlardı. “Kardeşin duymadan eloğlu duyar.” Başsağlığı, gözaydın, bayram ve hasta ziyaretleri yapılırdı. Mahallenin bir büyüğü görününce insanlar kendilerine çeki düzen verir, saygıda kusur etmemeye çalışırlardı. Büyükten de babacan, müşfik, koruyup kollayan, hayır öğütlü tavırlar beklerlerdi. 

Ev, okul, çevre demeden her yer ve her zamanda değerlerimizi yaşamaya ve yaşatmaya çalışalım. Genç ve çocuklarımıza yaşamımızla örnek bir ders verelim…