İKİ DAMLA YAĞMUR HASRETİ...

Kendimle yaptığım sohbetlerde, yazı hayatımın rahat olduğunu kelimelerle zaman zaman ufak tefek problemler olsa da ciddi boyutlara asla ulaşmayan noktaya ulaşır, daima anlaşır ve konu üzerindeki sohbetimizi tatlıya bağlanırız.

Okulların tatil olmasıyla beraber ilimiz merkezde oturan arkadaş, dost, akraba ve meslektaşlarımız başta olmak üzere hemen her alanda gönül dostlarıyla daha fazla zaman geçiriyor, sohbet ediyor, güncel konularda bilgi birikimlerimizi duygu ve düşüncelerimizi paylaşıyoruz.

Aslında fena da olmuyor. Zaman problemiz yok, havaların çok sıcak oluşuyla terleyen, yumuşayan tenimizin rahatlığıyla sinir yapmadan, titremeden, yumuşak, sakin, tatlı kelimeleri akışına bırakıyor ve yolumuza devam ediyoruz.

Yazı faslı devam ederken internet girişiyle sık kullanılanlara takılan gözlerimden habersiz “dost ve dostluk” ile ilgili çizgi üzerine dokunan parmaklarımla beraber bir anda yazı yağmuruna tutuluyorum.

Onca yazının hangisine misafir olmalı ve okumalıyım ki duygu almalı, feyz damlalarında ıslanmalı, nur oluşumunda ateş yangınlarında bir yürekle yazıma yön vermeliydim.

Okuyucularımla paylaştığım yazıma başlamadan önce onlarca yazı okuyorum.

İnternet ortamında o kadar çok yazı var ki okuma sonrasında ayırdığınız zamana, anlamsız ve yetersiz kelimelerle dolu cümlelere gülüp geçemiyor, kendi insanımızın kelime dağarcığı dahası kültür seviyesi hakkındaki düşüncelerinizi kendi kendinize teyit ediyorsunuz.

Okumayan, düşünmeyen, araştırmayan, üretmeyen bir millet ve milletin kaderi… her alandaki kalkınma seviyesi nerededir ben tarif ve tespitte daima zorlanmaktayım. Kimse balık yemeyi öğrettiği insanıyla övünmesin.

Dünyayı kimin yönettiği ve yine dünyada birinci sınıf insan olarak yaşayan millet ve devletleri incelediğiniz zaman üreten toplumun öneminin tartışmasızlığı önünüze kendiliğinden gelecektir. Semaya uzanmış avuçlarıma iki damla yağmur mu konsun kendi ıslanışında yoksa iki kar tanesi mi süslesin söyle Karaarslan dostum. Yol gidene yol gerektir elbet. Yaaa… yol uzunsa, yaaa… güneş ısınmışlığında çamurlu yolarda iz kaybolmuş ise, yaaa… yanardağların ısısı ta teninize kadar ulaşırsa… Yaaa… kelimesinin derinliğinde yol gitmek zordur. Derinliğine ulaşmak için yaşamak, dokunmak, nefes nefes çekmek, koklamak değil tatmak gerek. Benim can dostum. Adaşım.

Biliyorum kar taneleri ile yola çıkma cesaretiyle mahşer öncesi muratlara ermenin yüreğindeki birikimlerini muhatabına bir şimşek hızıyla ulaştırmanın doğru zamanda, doğru ifadeleri sunmanın gönül sultanlarına bıraktığı izleri taşıyacak kaç yürek kaldı…

Kaç dost kaldı…

Osman Karaarslan kardeşim…

Şimdi bir avuç ıslanışında iki damla yağmur tanesi teslim alsın bizi ağustos yanmışlığında.

Ülkem ufuklarına akmış ne kadar çatık kaş varsa yüz milyon yıl cehennem çarpsın bir gülüş makamında sevda şarkılarına ulaşsın diye…

 

Osman BAŞ

05. 08. 2010