İnsanı Olduğu Gibi Kabullenen Oğlum

Sevgili oğlum,

İnsanoğlu tabiatı gereği, başkalarını eleştirmeyi çok severken, aynı hataların kendinde olması halinde bile eleştirilmekten hoşlanmaz ve başkalarını eleştirmenin kendilerinin en doğal hakkı olduğuna inanırlar. Bu tutum herkeste olmasa da eğitim düzeyi düşük, okumayı sevmeyen insanlarda daha çoktur. Ben sadece para kazanmak için okuyan, okumayı sadece bir meslek sahibi olmak, bir kariyer yapmak için  yapan, aldığı bilgileri sadece çıkarı için kullanan, bir ben varım birde benden başkaları diye ahkam kesen insanları  akademik  ünvanları  en üst düzeyde de olsa okumuştan sayamıyorum. Okumak uygulamak demektir. Okumak, öğrenmek önce kendi hayatını kolaylaştırmak, sonra da halka halka çevreni aydınlatmak demektir bana göre.

Canım oğlum,

Sen benim yaşadığım şehri, akraba ve komşu çevresini çok ama çok iyi bilmektesin. Bu yüzden ne gibi şartlarda yetiştiğimizi, nereden nereye geldiğimizi sen iyi bilmektesin. Cahil insanlar daha çok eleştiriye yatkındırlar. Ben bu çok be boş konuşan insanlardan uzak kaldığım zaman insana kibirli damgası vurmaya çalışırlar. Çünkü onlara göre insanlar mutlaka onlarla muhatap olmak, onların yanına gitmek zorundadır. Onlar hiç “ Ben ne ettim de bu insanlar benden uzak kalmakta? “ sorusunu sormazlar kendilerine. “Ben haklıyım” derler.” Benim haksız olduğum durumda gene ben haklıyımdır” derler.

Canım oğlum,

İnsanlara karşı aşırı eleştiri yapan insan olmazsan, insanları olur olmaz eleştirmezsen ve mesleğini elde etmek için gece gündüz çalışırsan ve insanları eleştirmeden, severek, onları üzmemeye gayret edersen onlar seni kabullenir. Ama benim gibi “ben başkalarını üzeceğimi düşünmem ben doğruyu söylerim, ben başkalarını memnun etmek için benim içimle çelişen şeyleri anlatmam “dersen o zaman seni eleştirmelerine, kibirli demelerine, terbiyesiz demelerine hazır olmalısın. Bizde pısırık, kendini evine işine kapatmış, sırtını da dayıya dayamış insanlar “ efendi” olur da çalışıp çabalayan, hakkını arayan insanlar “aç gözlü” olur.  Çünkü pısırık olan topluluk gene pısırık olanı, yiyen toplum gene yiyen insanı tutar. “Hacı hacıyı Mekke’de, Derviş dervişi de tekkede bulur“ misali yani.

Canım oğlum,

Toplumda çok insan sırf karşımdaki insanı üzmeyeyim diye kendi temel ilkelerini, temel prensiplerini çiğnerler.  “Hoşgörülü olmak gerek” derler ama neye hoşgörüde bulunacağız? Bizim temel ilkelerimize saygı duymayan, illa da kendi saçmalıklarını dayatan insana nasıl saygı duyacağız ki? Eskiler olgunlukla “ Benim görüşlerim yanlış olma ihtimali olan doğrulardır. Karşımdaki insanın görüşleri ise doğru olma ihtimali olan yanlışlardır” derlermiş. Ne güzel olgunluk ve hoşgörü. Ama bugün en güzel tahsili almış olanlar bile zaman zaman “ Ben doğruyum benden başka doğru olamaz” diyerek adeta insanlara meydan okumaktalar.

Canım oğlum,

Ben insanlara yalan söylemektense, beni eleştirmelerini kabullenerek yalnız kalmayı tercih ederim. Bizler sadece iyilik yapmak için değil, kötülüklerden ve şer şeylerden uzak kalmak ile de mükellefiz. Yani insan iyilikler ve kötülükleri ayırt ederek iyilerden yana, kötülerden uzakta yaşamakla  mükellef olmalı. Hayat iyi ve kötünün mücadelesi ile doludur.

Canım oğlum, Bir tanem,

İnsanlar genelde başarılı insanları tebrik etmekten ziyade,  tembel, çalışmayan, zavallı konumdaki insanları koruyup kollamayı tercih eder. Bunu yardımseverlik olarak algılarlar. İnsanlara yardım etmeye alıştırınca, o insanlarda “ nasıl olsa herkes bize yardım etmekte, bizim koruyucu meleklerimiz var çalışmasak ne olacak ki” diye düşünmeye başlarlar. Zaten gelişmemizin, kalkınmamızın önünde en büyük engelde bu bence. Ama anlayana . “Müslümanlık fakire, darda kalmışa yardım etmeyi emreder” diyerek  bunu yapanlar. “ Başarılı insanları görünce kıskanmadan onları da tebrik edin ki, onlarda başarılı olmak için daha gayret sarf etsinler “ temel ilkesini görmemezlikten gelmekteler. Bilimsel olarak dinleri, Müslümanlığı anlayan insanlar ise bu gibi komik duruma düşmezler.

Canım oğlum, geleceğin aydınlık ışığı,

İnsanları sevmek lazım. Her şeye rağmen onlarda insan, bizlerde. İnsanları  eleştirmek gerekebilir ama onların da usulü var. Kuralı var. İnsanları eleştirmeli ama herkesin içinde değil, onları kırmadan, üzmeden eleştirmek, yanlışlarını doğruları ile beraber anlatmak şartı ile. Bir insanın başarısını görmemezlikten gelip tebrik etmezken, hemen yanındaki tembel  kardeşini fakir diyerek yardıma boğmak da her halde adil olmasa gerekir. Ya da o başarılı insanı, tembel insanın sorumluluklarını kabullenmeye zorlamak ne kadar  insanca olabilir? İnsanları kabullenmek lazım derken bunları da göz önüne almak lazım değil mi ama ?

Canım oğlum,

Gelişmek, gelişen insanı sevmek, hakiki manada  alim,  insanların işidir. Gelişmek her insana nasip olmaz. Gelişen insan  insanlara faydalı olmanın ve onları da geliştirmenin sevincini yaşar. Gelişmemekte direnen ve  dayılarına sırtını dayayarak  bir yerlere geleni halk seviyor görünse de   o insanlar bir yerlerde eziklik yaşamaktalar. Onların yetiştireceği insanlarda hayatta eziklik içinde olurlar.  Biz ise başkalarına muhtaç olmadan, öğrenmenin, çalışıp çabalamanın ve  güzellikleri yaşamanın  sevincini yaşayalım. Varsın evimiz de arabamız da olmasın. Evi arabası olanlar belki ev ve arabalarını ölünce kaybedecekler ama, insanları severek, onları üretmeye teşvik ederek onlara kendilerine yeten insanlar olmalarını aşılayarak yaşayanlar her zaman anılacaklardır .

Sevgili oğlum,

Yunus Emre’yi düşün bir kere. Onun mala mülke değer vermemesini düşün. Onu unutmadı ama bu insanlık, ondan sonra gelen milyonlarca  zengin insan, hükümdarlar unutuldu. Neden? Bunlar üzerinde düşünmek lazım. Yunus Emre mala mülke değer vermezdi ama bu ülke  onun resmini en büyük paraya bile bastı. Onu yaşatmak adına, yeni nesillere  anlatmak ve tanıtmak adına. Paralarımızda  zengin insanların değil de ilim ve gönül adamlarının resimlerini koymamızın hikmetlerini düşün ve başkalarına da anlat.

Canım oğlum,

Sen de çevrendeki arkadaşlarını, akrabalarını olduğu gibi kabullenen insansın. İnsanların konuşmaları bizi rahatsız ederse, tavırlarından  rahatsız  olursak, insanlarda bu davranışlarını değiştirmemekte direnirlerse bizlerin de o insanlardan uzak kalmak hakkı olmalı ve kimse de bizleri onlardan uzak kaldığımız için suçlayamaz. Bir insan ile ölene kadar didişmektense, onu  bir defa terk ederek uzak kalmak  rahat etmek bizim de hakkımız olmalı. İnanmadığımız ve sevmediğimiz dünyada huzursuz yaşamaktansa, kabullenemediğimiz  insanlardan sıkıntısını çekmektense, yalnız kalmak, okumak, düşünmek ve huzur bulmak bizlerin de  hakkı değil mi ama? Kimse kimsenin kahrını çekmek zorunda da değil yani.

Sevgili oğlum,

İçimize sinmeyen, sadece gösterişe  sebep olan dostluklar kurmaktansa, içimize sinen ve mutlu olacağımız ama yalnız kalacağımız, bir dünya belki de güzel eserler üretmek, çalışmak , çabalamak ve güzel bir meslek edinmek için bizlere  güzel imkan olacak. Sen de arkadaşların ile boş oturmaktansa ders dışı yetenekli olduğun  futbola zaman ayırarak  kendini geliştirmektesin. Bu ne güzel uğraş. Şunun şuuruna da ermişsin ki, meslek sahibi olacak eğitim her şeyden önce, futbol ve   hobiler ondan sonra gelecektir. Bunun bilincinde olarak yaşamaya devam etmektesin.

Canım oğlum,

İçine sinmeyen dostluklarda ısrar etmek, hoş gör olmasa gerek. Bizler de insanları olduğu  gibi kabullenelim ama  bu da bizlerin ilkeleri ile çelişmemeli.  Yani bizlerin sevdiği şeylerle alay eden,  bizlerle alay eden, değer vermeyen insanlardan uzak kalmak, onlara hoş görü de bulunmaktan, onları kabullenmekten daha güzel duygudur. Bu duyguyu yaşamayan insan ne bilir? Sen ise babandan dolayı bunu yaşayarak bilmektesin ve hayatın boyunca da bileceksin benim  canım oğlum.