SINAV ANILARI

Şair dostum anlatıyor:

             “Öğretmen olarak Avrupa’ya gitmek için müracaat ettim. Gönderilecek öğretmenleri sınavla seçiyorlar. Ön hazırlık yaptım. Deneyimli bir tanıdığım, kuvvetli olduğum yönümü ortaya çıkarmamı, ayrıca sınava donanımlı girmemi öğütledi. Türkçe öğretmeniydim ama iktisat fakültesini de yeni bitirmiştim. İktisat bilgilerim daha tazeydi. Aynı zamanda şiir kitaplarım da vardı.

            Ben, edebiyat - iktisat ikileminde iken sınav heyetinden birisinin bir yakınımla tanış olduğu haberini aldım. Yakınım aracılığı ile tanıdığına adımın duyurulmasını sağladım.

            Adım okununca koltuğumda bloknotumla içeri girdim. Selam verdim. Heyette bulunanların ellerini ayrı ayrı sıktıktan sonra bana ayrılan yere oturup;

            -Sorularınızı bekliyorum dedim.

            -Şairmişsin. Bir şiirini okur musun? Dedi birisi.

            -Bir değil, dördünüz için de birer şiir hazırladım deyip şiirlerimi okudum.

            Sınav heyetine şöyle bir baktım. Üçü gayet memnun, biri düşünceliydi. Sonuçlar hemen açıklanmadı. Yalnız yakınım, heyetteki tanıdığına beni sorunca:

            -O, salonu kapıdan girince fethetti cevabını almış.”

            Şairin anısıyla benzer bir sınavı anımsadım:

            Çok sevdiğim bir dostum, ortaokul fen dersi bütünleme sınavlarında gözcü olduğumu öğrenmiş, yardımcı olmam için bir öğrencinin adını vermişti. Not aldığım kâğıdı cebimde unutmuşum. Günler sonra yolda karşılaştığım dostum, teşekkür üstüne teşekkür ediyor.

            Söz konusu öğrenci, on üzerinden yedi almış ve sınavı başarmış. Oysa onun adını cebimde unuttuğum gibi Türkçe öğretmeni olarak kimseye yardım edecek kadar fen dersi bilgim de yoktu.

 

            -Önemli değil dostum, onlar küçük iş dedim. Önemli bir işi başarmışım gibi…