Demokrasi Şenliği

İstanbul’un, hayatın, tabiatın ve uhrevi güzelliklerin başşehri olduğunu pazar günü bir daha yaşadım ve gördüm…   

            Hangi güzelliğini anlatayım ben senin; Üsküdar’ın başka, Fatih’in başka, Süleymaniye’n başka, Eyüp’te uhrevi saltanatın bambaşka, Beyoğlu’n yürür dünyevi aşka…     

            Evet, İstanbul’un güzelliklerini anlatmaya boğazın suları mürekkep olup yazılsa yetmez… Sadece Topkapı sarayındaki sonsuzluk yolunu uhrevi kokusu her şeye bedel…

            Hani şair diyor ya:

            “Bu İstanbul ki bi misl ü bahadır

            Bir sengine acem mülkü fedadır.”

            İstanbul’u İstanbul olarak görmek, anlamak ve sevmek yeter.

            Mavi gök, mavi deniz, her gün sendeyiz, her gün seninleyiz, duygusunu yaşamak için Eminönü’ne inmiştim…   Mısır Çarşısının göz kamaştırıcı ışıltılarından kurtulunca; kendimi rengârenk ve kalabalık bir dünyanın içinde buldum. Yeni Caminin önündeki binlerce insanın, sihirli bir esintisiyle tesiriyle gözlerinin içi gülüyordu.

            Sirkeci’ye, Eminönü’ne, Karaköy’de, Galata köprüsüne ne zaman gitmişsem, ne zaman gezmişsem, ne zaman insanla muhabbet yapmışsam hiç mutsuz olan kimseyi görmedim, duymadım. En küçük simitçisinden, tutun da plastik düğdüğüyle gökyüzüne baloncuk üfüren çocuğa varıncaya kadar herkes hayatın bir tarafından tutunmuş, koşuşturup duruyor. Galat’a köprüsünde denize atılan oltaların bir tarafında nadiren bir balık, diğer tarafında daima bir alık bulunan insanların yüzünde bile ”Umut tomurcuğunun” bıraktığı tebessüm var.

            Pazar günü sayamayacağım kadar güzelliğin ötesinde güzellikle karşılaştım. Yaklaşan seçimlerin getirdiği hareketlilik de İstanbul’u şenlendirmişti. Yeni Caminin çevresinde bütün partiler stant kurmuş, kimi oynuyor, kimi dans ediyor, kimi broşür dağıtıyor, kimi marş çalıyor, kimi şarkı söylüyor, kimi ellerinde bayraklara tebessüm ve umut dağıtıyordu. Kısaca İstanbul’da; kim nerede, nasıl, ne zaman ve ne şekilde davranırsa davransın, İstanbul güzelliğine güzellik katıyor. 

            Ben, ülkemde demokrasi şenliğini kardeşçe yaşamanın güzelliğini birkaç saat de olsa gördüm ve yaşadım.

            Hırslar değil, kalpler işe karışınca barışın, sevginin ve hoşgörünün dışında bir şey olmuyor. Olmaz da…

            Biz olaylara, dünyevi ihtiraslara yaklaşmak yerine; insanca ve gönül diliyle yaklaştığımızda nice hüzünlü yüzlerin tebessüm yağmuruna tutulacağını görmek işten bile değildir.

            Herkesi sevmek, insan olduğumuzu idrak ederek; sevmek, sevmek yine sevmek…

            Yunusça düşündüğümüzde…

            “Elif okuduk ötürü

            Pazar eyledik götürü

            Yaratılanı severiz

            Yaratandan ötürü” demekten başka çare var mı?

            Hoşgörünün aslı da zaten bu değil mi?

            Seçim, sevdasıyla gönüller kırmak yerine, gönüller yapalım.

Yüzünüzden tebessüm, gönlünüzden huzur eksik olmasın…

 

Mehmet Emin ULU